Yazarlar

Bir bal arı ailesinin hayat serüveni | A.Râsim Emiroğlu

Çocukluğum kovanların ve arı vızıltılarının arasında geçti. Arıcılıkla uğraşan aile içersinde büyüdüm.
Köyümüz toros dağlarının eteğinde Basra balı deposu olan çam ormanları içersindedir.
Arı ailesinin yaşantısını yakinen gözlemleme imkanım oldu.Arıların çok balını da yedim.iğnesinide….
Ama o aileyi ben anlatmayacağım.
Aile kendisini kendi dili ile anlatacak…..

Bizler zar kanatlılar familyasındanız.
Karıncalarla akrabayız .
Koloniler halinde yaşayan sosyal varlıklarızdır. Kutuplar haricinde dünyanın her tarafına dağılmışız.
Türkçe ismimiz “Bal Arısı” iken Latince ismimiz; Apis mellifera`dır.

Geçmişimiz çok eskilere dayanır.
Hayatimiz insanlık tarihi ile başlamıştır. Butun kavimler balımızdan tatmıştır.Hatta Mısır’ın firavunları cesetleri çürümesin diye mumyalama da bizim mumlarımızı kullanmışlardır.
Osmanlı’da Fatih ve Kanuni Sultan Süleyman bile bizim korunmamız için kanunnameler yayınlamışlardır.(1)
Rabbimiz bize hayvanat içersinde ayrı bir değer vermiştir.Yerden sürünen değil gökte uçanlardan eylemiş. Tevrat ve İncil de bizden ve balımız dan bahsetmiştir. Fakat bize en geniş yeri K.Kerim’in de vermiştir. 114 süreden birisine bizim adımızı koymuş.Ayetlerle bize ilham vermiş yol göstermiş balımızı övmüştür.
Yüce kitabinda bizim için şöyle der:

Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut. ”Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda(balda) insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır. (Nahl Süresi:(16)/68-69)
Ahir zaman Nebi’sinin de bizim ve balımız hakkında çok güzel sözleri vardır.:
“Mü’min, bal arısına benzer.
Temiz olanı yer (helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (Hakk’ın rızâsına uygun işler yapar), temiz yerlere konar (sâlih ve sâdık kişilerle dost olur) ve konduğu yeri ne kırar ne de bozar (bilâkis ihyâ ve âbâd eder).” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)

İslam alimleri de bizden bahseder.
Bediüzzaman Hz.leri”Bu karınca ve arı milletleri cumhuriyetçidirler. Cumhuriyetperverliklerine hürmeten, taneleri karıncalara veriyorum.” demiştir.(2)
Yine o büyük zat bize bal mühendisi de der.
Bal mühendisi olan arılar.(3)diye bahseder.
Rabbimizin beyninize hayat proğramımızı(Nasıl bal ve petek yapacağımızı) yazdığını, ilahi vahye ilhama mazhar olduğumuzu söyler.(4)
Bizim eskiden evimiz yoktu.
Mağaralarda, ağaç kovuklarında yaşardık. Şimdilerde modern kovan denilen evlerimiz var.Sahiplerimiz bizleri gezdiriyor. Yazın yaylalara, kışın iklimi ılıman olan yerlere götürüyor.Eski devirlerdeki evlerimizde ancak 5-10 km.deki mesafelere kadar giden bizler şimdilerde mevsim mevsim dolaşıyoruz.Nerede çiçek var kendimizi orada buluyoruz. Ayçicek balı için Trakya Edirne’de, kekik balı için Kars’ta, Narenciye balı için Akdeniz’de,
çam balı zamanında Muğla ve Antalya götürülüyoruz…

Evlerimizde belirli bir aile düzenimiz vardır.İdarede yetki kraliçe olan Anamızdadır.O tek başına bizi idare eder.Onun salgıladığı kovanımıza ait özel bir koku vardır.O kokuyu hepimiz alır, birbirimizi o koku ile tanırız.
Dışarı çıktığımızda kovanımiza girişte nöbetçiler bizi o koku ile tanır iceri alır. Yanlışlıkla başka bir kovana girsek bizim yabancı olduğumuzu anlar kendi kovanlarına sokmazlar.
Çünkü her kovanın kokusu ayrıdır.

Evimizde görev bölümü vardır.
Herkese yaş durumuna göre vazife verilir.Uzerimize düşen vazifeyi itirazsız yaparız.
Bir kısmımız güvenlik görevlisidir kapıda bekçilik yapar..Bir kısmımız icerde kraliçeyi ve yavruları besler, kovanın içini temizler
, havalandırır. Petek yapımında usta olarak çalışır.vefat edenlerin cenazesini kaldırır.Su taşıyarak kovanın su ihtiyacını karşılar.
Çogumuz ise sabah erken çıkar akşama kadar dışarda çiçek çiçek dolaşır bal, polen, nektar toplarız.
Erkek arı sayımız azdır.Ailenin en kalabalık üyesi işçi arılarıdır. Bir kovanda ortalama 40 bin ile 70 bin arasında olabilir.
Bizim ömrümüz kısadır.Başta Varrova olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanırız.Bazende arı kuşu ve yabani arılara yem olarak hayatımız biter.
Erkek arılar 4-5 hafta yaşamaktayken dişi (işçi) arılar 6 hafta civarı yaşamaktadırlar. Kraliçe arılar 5 yıla kadar yaşayabilmektedirler. (5)

Bizim yaşantımız hakkında
Nobel ödül sahibi Prf.Dr.K V.Frisch bir araştırma yapmış.O na göre;
“Bir işçi arının hayatı, organlarının gelişimine bağlı olarak, üç döneme ayrılır. Bu dönemlerin ikisi, kovan içinde yaşanır.
1- Kovan içi Görevler
İlk Hayat Safhası(1-10 Gün):
🔸1-3 günlük işçi arılar:
Hücresinden yeni çıkan bir arının vücudu, suya düşmüş bir kuş gibi ıslaktır ve tüyleri de birbirine yapışıktır. Öncelikle, üzerlerini güzelce temizlerler ve diğer işçi arılar tarafından beslenirler. Kendi çıktıkları yerden başlamak üzere, yavru gözlerini temizlerler. İçinde yavru bulunan gözler üzerinde durarak, onlara bakar ve ısıtırlar.
🔸3-6 günlük devrede:
Genç arılar, bakıcılık(dadılık) görevini yaparlar, olgun larvaları, kovana depo edilmiş bal ve
polenle beslerler. 5-6 günlük oluncaya kadar bu işe devam ederler. Bu yaşta, işçi arılardaki gıda salgı bezleri, gelişerek olgunlaşır.
🔸6-10 günlük yaşlarında:
Genç işçi arı, hayatının ancak altıncı gününden itibaren, genç larvaları ve ana arıyı  beslemeye başlar.
Genç işçiler, şimdi artık kelimenin bütün manasıyla süt anne olmuşlardır. Larvalara bakım çok yoğundur. Her göz, bakım için 2000-3000 defa ziyaret edilir. Her işçi arı, süt verme döneminde, 2-3 larva büyütebilir. Besleme işi, onuncu güne kadar devam eder. Onuncu gününden itibaren, ilk deneme uçuşlarına başlarlar. İlk olarak, kovanın civarında uçarak, kovanın, Güneş’e göre koordinatlarını, belleklerine yerleştirirler. Bu deneme uçuşları, ilerideki besin toplama uçuşları için çok önemlidir. Bir dakikada, 500 m uçarak, kovandan uzaklaştıkları için, kısa bir süre içerisinde, oldukça geniş bir çevreyi tanırlar.
İkinci Hayat Safhası(10-20 Gün):
🔸10-18. günlük devre:
Bu devreye gelince, süt bezleri körelir. Genç larvaları besleme görevleri biter. Buna karşılık, mum bezleri işleve başlar. Besin toplayan arıların getirdikleri besini, polenleri, depo odacıklarına yerleştirmek;
petek yapmak ve kovanı temiz tutmak da görevleri arasındadır.
Tarlacı arının getirdiği balı alıp, hemen depo etmezler. Bunu, aç arkadaşlarına paylaştırırlar. Kalan balı, bir miktar
olgunlaştırdıktan sonra, peteklere depo ederler.
Polenleri, depo ederken, bir miktar balla karıştırarak depolarlar. Bu, polenlerin bozulmasını önler. Kovan temizliği, yaparlar. Ayrıca kovandaki işçi arılar, kovan içi ısıyı ayarlarken,
havalandırma işini de yaparlar. Deney uçuşlarını tekrarlar. Oldukça uzaklara uçarlar.
🔸18-20 günlük devrede: Nöbetçilik yaparlar. Kovanın kapısında, her gelenin kokusunu, kontrol ederler. Çünkü, her kovanın, kendine özgü kokusu vardır. Her kovandaki nektarın ve polenlerin bileşimi farklı olduğundan, her kovan, farklı şekilde kokar. Yabancı arıları öldürmeye çalışırlar. Kovanı, her türlü tehlikeye karşı korurlar. Bu dönem, işçiler için bir nevi
dinlenme olup; içeride meydana gelebilecek ufak tefek bazı  işleri yaparlar.
2- Kovan Dışı Görevler
Üçüncü Hayat Safhası(20 ve sonrası)
🔸20 gün ve sonrası:
İşçiler, kovanı terk ederek dışarı çıkarlar. Ömürlerinin geriye kalan kısmımda, bal, polen, su ve
propolis(reçine) toplamaya çalışırlar. Arıların, kovan dışı görev ve hizmetleri başlamış olur. Dışarıdaki işler, arı grupları tarafından paylaşılmıştır. Örneğin, polen veya nektar toplama işlerinden birine karar verince, buna bütün hayatları boyunca sadık kalırlar. Uçuş yapmaya elverişli olmayan kötü havalarda, kovanda kalmaya mecbur olan tarlacı (toplayıcı)
arılar, kovanın hiçbir işiyle ilgilenmezler. Netice olarak, kovandaki iş bölümü; normal ve anormal şartlarda, yaşa ve ihtiyaca göre tanzim edilmektedir.(6)
Âilemizde Polen getiren, çiçek özü toplayan ve bal yapan arılar ayrı ayrıdır. Çiçeklerin yerini bulan haberci arılar başkadır. Yabancı arıların kovana girmesini engelleyen güvenlik görevlisi arılar da farklıdır. Birde şu taşıyanlarımız vardır.
Bizim 4 kanat, 6 ayak ve 5 gözümüz vardır. Basımızın üstünde yer alan 3 tane nota gözle yakını görürüz.
Uzağı gören gözlerimiz 2 tane olup başımız iki yanındadır. Altıgen şeklinde olan petek gozlerimizdir.Uzağa baktığımızda nesneleri 60 defa büyütür.Bize dürbün vazifesi görür.
Biz haberleşmemizi başımızın tam ortasında yer alan 2 adet antenimizle yaparız.Antenlemizin üzeri hassas alıcı tüylerle örtülüdür.Bunlarla duyar, koku alır ve uzak mesafeleri tahmin ederiz.(7)

Bizler matematik ve geometri den anlamayız. Elimizde açı ölçen aletimizde yok.Ama bal petek gözlerimizi altıgen şeklinde yaptığımız, iç açılarının 120 derece olduğu, gözeneklerin yerden 13 derece yukarıya kalkık olduğu söylenir.
Biz kendi kafamıza göre değil yaratıcımızın beyninize kodladığı emirlere göre hareket ederiz.
Altıgen gözlerin yapımında daha az mum kullanıyoruz.Petek yüzeyini en iyi şekilde değerlendiriyoruz.Daha fazla bal depo ediyoruz.(8)

ÜRETTİĞİMİZ ÜRÜNLER
Başta Bal olmak üzere bal mumu, arı sütü, polen, propolis (reçine), arı zehiri,üretiriz. Ayrıca bitkilerin çiçeklerinden bal özü ve polen alırken onların aşılanmasını da sağlarız.
Biz bitkilerde tozlaşma, aşılama işini yapmazsak onlar neslini devam ettiremezler.Meyve ve sebzelerden beslenen insanlar ve biz dahil bütün hayvanat açlıktan ölürler.Bu konuda araştırma yapan Almanya’daki Wurzburg Üniversitesi’nin arı
uzmanı Profesör Joergen Tautz, A.Einstein’ın uyarısını şöyle yorumlamaktadır: “Çiçek ve bitki türlerinin tüm polenleri, arıların ayaklarına yapışır. Arılar, 130 bin farklı bitki türüne konarak, onların meyve vermesini ve üremesini sağlar.
Tabiattaki tozlaşmanın yüzde 85’i bal arıları sayesinde yapılmakta ve bu hizmeti ile arıcılık bal değerinin 15 katı fazla katma değer üretmektedir.
Sadece bir kovandaki arılar, 1 gün içinde, 1 milyon çiçeği döller .
İşte bu sona ererse, bitkiler yok olur. Önce bitkiyle beslenen hayvanlar, daha sonrada insanlar ölür.”
Arılar, antenleri aracılığıyla, gece karanlığında ballarını saklayacakları petekleri görmeyi ve ona en uygun geometrik biçimi vermeyi başarırlar.

Şimdi size nasıl bal yaptığımızı anlatayım;

NASIL BAL YAPARIZ?
Bal yapmak zor bir iştir.Sabahın aydınlığından akşamından karanlığına kadar çiçek çiçek dolaşırız.
Bir kilo bal yapmak için 40 bin arı olarak 6 milyon çiçeği dolaşmamız gerekir.
Bir işçi arkadaşımız hayatı boyunca çalışır ancak 1/12 çay kaşığı bal yapabilir.
Çok kısa zamanda “Sahte Bal” yaparak insanları kandıran insanlardan şikayetçiyiz. Bizim balımızı lekeliyorlar.
Bizim keşiften görevli arkadaşlarımız en fazla bal kaynaklarını aramak için sabah erkenden yola çıkarlar.Bu haberci arkadaşlarımız buldukları çiçeklerin yerini kovana gelip içinde güneşin yönüne göre güneye, kuzeye, batıya veya doğuya göre veya eğim derecesine göre yön çizerek adeta dans eder gibi yönü defalarca arkadaşlarına tarif ederler. Haberci arıların bu dansında kaç kez döndüklerinin içinde, çiçeklerin ne kadar uzakta olduğu bilgisi de iletilir.Şayet besin kaynağı 100 metreden yakın ise dairesel dans yaparak besin yerini haber verirler.
Ayrıca çiçek özünün kokusunu da onlara getirir ve tattırırlar. Her haberci arının tarif ettiği yönü öğrenen ve kokuyu alan arılar farklı yönlere farklı gruplar olarak gider ve çiçekleri bulurlar.
Topladığımız çiçek özünü, normal midemize değil ikinci midemiz olan bal midenize depo ederiz.Burada invertaz enzimi sayesinde kimyasal değişime uğrar ,sakkaroz, fruktoz ve glikoz şeklinde basit şekerlere dönüşerek bal oluşur.
Kovanımıza gelince bu çiçek özünü genç arıların midesine hortumla boşaltırız. Genç arılarımız onu işleyip bala dönüştürüp petek gözlerine doldurur.
Havalandırmadan sorumlu arkadaşlarımız kanatları ile hava vererek şerbetin suyunu uçurup bal kıvamına getirirler.
Sonrada üzeri ince mum tabakası ile kapatılır.Kovanın sıcaklığı 37° üstüne çıkınca bütün arılar hep beraber kanat çırpıp sıcaklığı düşürmeye çalışırız..(9)

Çam Balı ;
Salgı balı olarak da bilinen çam balı, çam ağaçlarında yaşayan Marchalina Hellenica’nın (Basra böceği) ürettiği bir bal türüdür. Marchalina Hellenica, çam ağacı öz suyunu emer ve yaşamını bu şekilde devam ettirir. Ege ve Akdeniz Bölgesinde doğal şartlarda üretilen çam balı, Basra böceğinin salgıladığı salgının bal arıları tarafından alınması, midesinde bala dönüştürülmesi ve petek gözünde depolaması sonucu elde edilir.
Çam balı üretiminde Türkiye % 90 ile birinci sıradadır. Türkiye’de bu balın % 80’ni Muğla’da üretilmektedir.(10)
Bize “Bal Arısı ” derler ama sadece bal yapmayız.Bal mumu, polen ve arı sütümüzüde insanlığın istifadesine sunarız.

Sonuç olarak bizler;
Cismi küçük, ömrü kısa ,eli ve dili olmayan âciz varlıklarız.
Boyumuzdan büyük işleri biz yapmadık.Perde arkasında yaptıran ilahi bir güç var.Esas olan bizim yaptıklarımıza ibret nazarıyla bakıp tefekküre yönelmek.O’nu bulmak O’ na itaat emektir.

Dipnot ve Faydalanılan Kaynaklar:
1.www.maybir.org.tr/ariciligin-tari
2.Tarihçe-i Hayat, s. 66)
3.Muhakemat,s.19
4.Lemalar, 28.Lema, 3.Nükte)
5.www.aricilik.com
Web: aricilik.gov.tr Ordu Arıcılık Arş.Enst.Dergisi.
e-mail: aricilik@aricilik.gov.tr
6-7www.ballicarsi.blogspot.com
8.www.bilimvetekno.com/bal-petegi-nasil-insa-edilir/
9.Dr.A.Korkmaz.Bal Arılarının Gizli Bilgileri
-Dr.Y.Eskiçabuk.www.risalehaber.com.bediuzzamanin-penceresinden-bal-muhendisi-
-www.gercekbal.com
10.www.maybir.org.tr/

Hizmetten | A.Râsim Emiroğlu

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu