Yazarlar

Ben Bir Anneyim…| İsmet Macit

“Bir dediğini İki etmeyeyim diye Öyle çırpındım ki Ve seni öyle sevdim sana o kadar ısındım ki Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim Gün oldu kırdın… İncinmedim; İlk oyuncağın Ben oldum… Yavrum Son oyuncağın Ben oldum.” Arif Nihat Asya

Efendimizin (sav) yaşça en büyük kızı Hz. Zeynep annemiz babası ve diğer Müslümanlar hicret ettikten sonra hicret etmişti. Peygamberimiz çok geçmeden onu almak üzere Zeyd’i Mekke’ye gönderdi. Zeyd aile içinde büyümüş, o devrin hükümlerine göre Zeynep’in ağabeyi idi. Ebu’l-As, kardeşi Kinane vasıtasıyla Mekke dışındaki Hz. Zeynep’i Hz. Zeyd’e teslim etti. Ancak bir müşrik grup arkadan yetişip, içlerinden Hebbar, mızrak darbesiyle Zeynep’i deveden düşürdü. Hamile olan Hz. Zeynep çocuğunu düşürdü, kan revan içinde kaldı.
Uzun bir yolculuktan sonra Medine’ye ve babasına vasıl odu. Efendimiz (sav) kızını görünce çok sevindi ancak başına gelenleri ve çocuğunu düşürdüğünü duyunca üzüldü ve şöyle dedi: “Zeynep pek hayırlı bir kızımdır. Benden dolayı hayli eziyet çekmiştir.” Ayrıca damadını da takdir etti, “Aferin, doğru söyledi ve sözünü de tuttu!” dedi.
Aradan yüzyıllar geçiyor ve mahzun Nebi’nin bu asırdaki ümmeti, selefleri ile aynı kaderi paylaşıyor. Kendilerine zindan edilen ülkelerinden hicret edip Avrupa’ya gelen bir çiftin hikayesini onları karşılayan Ensar bir kardeşimiz anlatıyor:
Arabaya bindiğinde hâlâ iç çekişleri devam ediyordu. Meriç’i geçip gelmişler. Günlerdir devam eden uzun bir ağıt henüz bitmiş; ama artçı ağıtlar hâlâ vücudunu sarsıyordu. Eşi hüzünlü bir sesle onu teselli etmeye çalışıyordu ki yeni bir ağıt başladı. Adeta tüm vücudu bu ağıda eşlik ediyordu.
Susmasını bekledim ama dakikalarca sürdü iç çekişleri. Anlatmaya başladı. Kurduğu her cümle bir türlü kabuk bağlamayan yaradan sızan kan gibiydi:
“Devletin bir kurumunda üst düzey memur olarak karı koca beraber çalışıyorduk. Kahpe bir darbe ve kendini sağlama almak için bizi şikayet eden dünyaperestler tarafından ‘terör örgütü’ mensubu olarak şikayet edildik. Önce işten atıldık, sonra banka hesaplarımız bloke edildi. Ve hakkımızda yakalama kararı çıkınca elde ne varsa onunla ülkeden arkamıza baka baka ayrıldık. Meriç’ten Yunanistan’a geçtik. Elimizdeki tüm parayı bizi Meriç’ten geçirenlere ver- dik. Gece saatlerce yürüdük. Köpek sesleri, uzakta insan silüetleri, korku, endişe, gözyaşı, hasret… Bir insanı sarsacak ne kadar duygu varsa hepsini aynı anda yaşaya yaşaya Yunan makamlarına teslim olduk.”
Anlatacakları bitmemişti. “Bu kadar kendinizi harap etmeseniz.” dedim. Zağlı bir kama gibi yüreğime saplanan şu sözü hâlâ kalbimin kulaklarında: “Hocam siz beni anlayamazsınız, ben bir anneyim!”
Altı yaşındaki çocuklarını teyzesine bırakıp öyle çıkmışlardı. “Kızım” dedi… Diyebildi… Yine ağıdın kucağına bıraktı kendini.
Ceplerinde beş kuruşları yoktu, biliyorum. Hayırsever insanların, “şunları gelen muhacir kardeşlere harcarsınız” diye verdikleri emanetten biraz takdim edince ağlaya ağlaya kabul ettiler.
Aradan iki hafta geçince ziyaretlerine gittim. Biraz daha iyi görünüyorlardı. Yine bir zarf uzattım. Nazikçe almayı reddettiler ve
aklıma kazınan şu cümleleri kurdular:
“Siz bunu Türkiye’ye gönderin. Orası daha sıkıntılı. Bize bir ağabeyin evini temizleme ya da bir lokantada bulaşık yıkama işi ayarlayın olur mu?” Bu gönül kahramanları dünyalık neleri varsa kaybettiler. Ama insanlığı yaşatmaya devam ediyorlar. Belki 3-5 kuruşa muhtaç oldukları halde ellerine geçeni daha sıkıntılı ailelere gönderecek kadar hamiyetperver ve diğergam insanlar satır satır fedakarlık dersi veriyorlar.
Ve şu ayet daha dün inmiş gibi günün muavenet ve cömertlik kahramanlarını anlatıyor:
“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmez- ler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşir Suresi, 9)
Ve Rabbimizden dileğimiz odur ki; sahabeyi kendisine örnek alan bu insanlar, muhaciriyle ensarıyla kurtuluşa ereceklerdir.

Hizmetten | İsmet Macit

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu