Yazarlar

“Bazen tavır almak bir sonraki maaşınızdan daha önemlidir” | RECEP ATICI

Bu ifade NBA Basketbol oyuncusu Enes Kanter Freedom’a ait. (Kendisi ABD vatandaşı olduktan sonra soy ismine “Freedom” ilavesini almıştı hatırlarsanız.) Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz günlerde Kanter, NBA’da şimdilik takımsız kaldı. Bu durum şimdilik onun kariyerini sona erdirmiş gibi görünüyor. “Hedefi Türkiye iken, NBA onu rahat bıraktı” ifadesine bakılırsa onun kariyerini ateşe atan asıl şeyin, insan hakları aktivizminin hedefine Türkiye’nin yanı sıra Çin’deki Uygurları da dahil etmesi olduğu anlaşılıyor.

Özgürlükler ülkesi olarak bilinen ABD’de daha önce pek görülmeyen türden bir tehdit bu. Kanter örneği, aslında küreselleşmenin bir neticesi olarak spor liglerinden sosyal medyaya varıncaya kadar birçok alanda var olan bir sansür şeklini ortaya koydu. Bu konuyla ilgili Atlantic dergisinde George Packer imzasıyla ‘Şimdi hepimiz gerçekçi’ başlıklı bir yazı yayınlandı. Söz konusu yazıda Kanter’in Türkiye’deki rejimi eleştirmesinden dolayı ailesinin tehdit edildiği, kendisinin de vatandaşlıktan çıkartıldığı belirtiliyor.

Makalede, Kanter’in Uygurlarla ilgili hassasiyeti Brooklyn’li çocuklarla basketbol kampına katılmasıyla başladığı yazılmış. Şöyle ki; Kanter’in yanına bir ebeveyn gelir ve Doğu Türkistan’daki soykırımı hatırlatarak “Sizin kardeşleriniz Çin’de toplama kamplarında işkence görürken kendinize nasıl insan hakları aktivisti diyebilirsiniz?” der.

Bunun üzerine Kanter menajerine, “Bana toplama kampından sağ kalan birini bulun” der. Washington’daki bir Uygur kadın ağlayarak ona toplu tecavüz ve işkence hikayesini anlatır. Kanter kendisi için ne yapabileceğini sorduğunda ise, “Ben güvendeyim. Bu kamplarda acı çeken milyonlarca insan var. Beni unutun. Farkındalığınızı onlara yöneltin” der.

Kanter, Uygurların yaşadığı bu soy kırımı öğrenince 20 Ekim’de, sosyal medyada bir video yayınlar. Bu videoda Kanter, “Çin’in acımasız diktatörü Xi Jinping, sana ve uşaklarına bir mesajım var” dedikten sonra parmağıyla kamerayı dürterek, “Özgür Tibet.” ifadesini üç kez tekrar eder.

Bu yazının devamında ise Kanter’in Çin aleyhine verdiği bu tür demeçler yüzünden nasıl baskı altına alındığı, Çin’in maçları yayınlamayı durdurduğu ve ayrıca Kanter’e gelen yüzlerce telefondan söz ediliyor. Kanter ise o yazıda takım arkadaşları tarafından dışlanmadığını anlatıyor ve bir maç sırasında yaşadığı bir hadiseyi şöyle dile getiriyor: “Bir keresinde bana, serbest atış atmaya hazırlanırken bir Lakers oyuncusu mırıldandı: “Dinle dostum, yaptığın çok cesurca, konuşmaya devam et ama bunun hakkında konuşamam. Bu takımlar bizi yakaladı.”

Buna ilaveten Beyaz Saray stratejisti Cliff Simms, NBA yönetimini sert bir dille eleştirir ve Kanter’e de” Zorbalara ve baskıcı rejimlere karşı çıkmak, görünüşe göre NBA’da sizi zehirli yapıyor. Güçlü kal Enes. Ne olursa olsun gurur duyacağın çok şey var, ancak karaktere ve kazanmaya gerçekten önem veren akıllı bir takım sizi kadrosuna alacaktır” diyerek destek çıkar.

Kanter’in insan hakları aktivizmi keşke Türkiye odaklı kalsaydı, bu şekilde alanı genişleterek kariyerini ateşe atmasaydı diyenler olabilir. Ancak bilirsiniz, meşhur bir söz vardır. Denir ki, “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”

Evet, bu sözde olduğu gibi, Kanter’in namus anlayışından zerrece şüphemiz yok. Ayrıca insan hakları gibi yüce bir gaye için mücadele veren bir aktivist olarak kendinizi konumlandırmış iseniz elbette bunun bir bedeli olacaktır. Hakiki manasıyla insan olan birinin zaten bu tür insanlık suçları karşısında susması demek “dilsiz şeytan” olma anlamına gelir ki Kanter, bunu hayatıyla ödeyecek olsaydı gene de yapardı. Benim kanaatim o ödeyeceği bu bedeli bilerek bu videoyu kaydetmiştir.

Bediüzzaman’ın “Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira, hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra fedâ edilmemek gerektir” dediği gibi Kanter’in, elbette Hakkın hatırını âli tutarak elde ettiği şeylerin yanında kaybettiğinin bir kıymeti harbiyesi olduğunu düşünmüyorum. Ki Kanter, daha şimdiden kaybettiği şeylerle kıyaslanamayacak ölçüde güzel neticeler elde etmeye başladı bile. Bunlardan biri 30 Nobel ödülü almış kişi Boston Celtics’e bir mektup göndererek, Çin’in baskısına boyun eğmeden, tarihin doğru tarafında yer alarak Kanter’i takımdan uzaklaştırmamasını talep emesidir. Bir diğeri ise satrancın efsanesi Kasparov’un başkanlığını yaptığı Demokrasi Girişimi platformu Kanter’in onuruna özel bir resepsiyon verdi. Kasparov, yaptığı konuşmada Kanter’in dünyadaki farklı diktatörlerle ilgili konuştuğu için NBA’de bedel ödediğini söyledikten sonra Kanter’e şöyle seslendi: “Enes, Deniz Feneri gibi uzun birisi. Bu yolda mücadele etmek isteyenlere yol gösteriyor.”

Ayrıca Norveç Parlamentosu’ndan da bir milletvekilinin teklifiyle, Kanter, bu yılki Nobel Barış Ödülü adayları arasında gösterildi. Kanter, bu konuyla ilgili paylaşımında ise, “Nobel Barış Ödülü adaylığını almaktan onur ve gurur duyuyorum. Bazen tavır almak bir sonraki maaşınızdan daha önemlidir.” ifadelerini kullandı. Teşbihte hata olmasın. Şayet talep ettiğiniz şey ‘Cennet ise onun fiyatının ucuz’ olmadığını da bilmeniz gerekir. Kenter’de bütün yaptıklarını zannediyorum bu bilinçle yapmaktadır. Keşke bu süreçte kariyerini tehlikeye atarak bazı insanlar tavır alabilseydi memleketimiz bugün itibariyle üçüncü dünya ülkesi gibi görünmezdi.

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu