Yazarlar

Asayı-ı Musa’dan Altıncı Meseleye bilimsel bakış-1 | Zekeriya Çiçek

Hiç şüphesiz insanın dünyaya gönderiliş sebebi, ilim öğrenip kemâle ermesidir. İnsanda kemâle ermenin göstergesi de kendi iradesi dışında getirildiği bu alemde, kendine peşin bir ulufe ve bir lütuf  olarak hayatı bahşeden Rabbine karşı kulluk şuuruna varması ve bu kulluğun gereğini hakkıyla ifa etmesidir.
Risale-i Nur eserlerinin, Kur’an-ı Mucizü’l Beyanın gerçek bir tefsiri olarak telif edilmesine esas olan temel gaye, elbette insanlara Allah’a (cc) iman hakikatinin anlatılmasıdır.
Üzerine koca bir binanın inşa edileceği temelin sağlamlığı, hiç şüphesiz üzerine çıkılacak katlar ve o katları mesken edinecek canlar için çok önemlidir. Bu gerçek, depremlerin terbiye edici menfi bir terbiyesidir ve fiziki mülk aleminin tartışma kabul etmez bir gerçeğidir.
Ayrıca insan yaratılış itibariyle, beden ve ruhtan mürekkep bir yeryüzü sakinidir.  İnsanın fizyolojik ya da başka bir ifadeyle bedensel sağlığının kusursuz olması yaşam kalitesi bakımından çok değerlidir. Çünkü, tüm organların birbiriyle münasebeti vardır. Tüm vücudun unsuru olan hücre, doku, organ ve sistemler kadar, metafiziki (ruhi) sağlığı da tabi olarak insanın bedensel sağlığıyla münasebetlidir. Mesela; heyecanla kalbin atış ritminin değişmesi, ya da vücudunda görülen bir rahatsızlığın ruhunda yaptığı tahribat kaçınılmazdır.
İnsanlar sağlık kurumlarına giderek değişik testlerle genel kontrolden geçerek (chek-up) arızalarını tespit eder. Neticede, gerekli tedbir ve tedaviye başlar.
Peki o zaman, acaba insanın metafiziki (ruhi) binasının temelinin sağlamlığının ölçüsü, göstergesi nedir?
Hususan; Nereden geldiği? Nereye gittiği? Neci olduğu? vb çıldırtıcı suallerin muhatabının, sadece alemdeki tüm varlıklar içinde insanları ilgilendirdiği malumdur. Yoksa diğer hayvanatın ne geçmiş, ne de gelecek kaygısı yoktur. Ayrıca insanlarda, dünya-ukba, yaşam-ölüm dengesinin kurulmasıyla ilgili hususlarda da ruhunu tatmin edici ruhi kemâlat noksaniyeti olabilir. Bu arızalar, insanın maazallah şirazeden çıkıp Hakka asi olmasına sebep olabilir. Şeytan ve nefsin kontrolüne girerek, hayvandan aşağı bir derekeye de -maazallah- düşebilir.
Şimdi, bu kadar sözün Asay-ı Musadan Altıncı Meseleyle bağlantısını kuralım.
Kastamonu’da lise öğrencileri heyecanla gelerek Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerine, şu soruyu sorarlar.
“ Bize Halıkımızı, tanıttır zira muallimlerimiz okullarda Allah’tan(cc)  bahsetmiyorlar?
Evet, bu çok iç yakan bir sualdir ve dönemin acı ama gerçek bir durum göstergesidir. Ve  o devirde yetişen gençlerin nasıl ve ne tür bir inançsızlık zemininde eğitim-öğretim gördüğünün çok net bir resmidir bu!
Küfür ve tuğyanın paletleri altında ezilmiş, özünü kaybederek muallim olmuş, bir kısım okumuş ama inanç bakımından cahil kalmış zavallı muallimlerin eline teslim edilmiş gençliğin, ne hale evrildiğinin de resmidir bu!
Fen Bilgisi kitaplarında “evrim”, sosyal bilgiler kitaplarında “devrim” söylemleriyle ruhen yıkıma uğratılmış talihsiz bir nesil işte bu şekilde zuhur etti. Onlar da bizim kuşağa eğitim verdi. İman ve islam düşmanları, kılıçla yapamadığı yıkımı, toplumun içine attıkları bu inançsızlık virüsüyle başardı.
Korona virüsü, günümüzde insanlara cismani olarak zarar veriyor. Bağışıklığı sağlam olanlar tez çabuk atlatıyor. Vücudunda bağışıklığı sağlam olmayanlar ya da değişik hastalıkları bulunanların ise maalesef ölümüne sebep olabiliyor.
Korona virüsü, inançlı bir insanın sadece bedenine ve fani dünya hayatına zarar verebilir ama imanına asla!
Peki ya bu inançsızlık virüsü?
İnsanın ebedi hayatını kaybettirecek, ruh ve vicdanını devre dışı bırakarak, kamil insan olma vasfını kaybettirecek kadar tehlikeli bir virüstür.
Bir Biyoloji Öğretmeni olarak; eğer hizmetimizin aracılığıyla Risale-i Nurları tanımasam, Hocaefendinin manevi ikliminde yetişmesem, çoğu fakülte arkadaşım gibi maalesef kim bilir ben de şu an -maazallah- inanç yönüyle karşı cephede olacaktım.
İşte Kastamonu’daki gençlerin sorduğu bu sorunun cevabını, Rabbimize sonsuz hamdolsun ki gençlik yıllarımda okuyup öğrendim. Okuyup, dinlediklerimin tümü, bana ve aynı kulvardaki kardeşlerime bir ufuk açtı. Hiç şüphesiz bu manevi beslenme inanç binamınızın temel taşları ve manevi bağışıklık sistemi için koruyucu aşı niteliğindeydi.  Bizim dönemimizde kurulan Eğitim Fakültelerinde çift branşlar kanunla tek branşa düşürülmüştü. Kazanmış olduğum Kimya-Biyoloji Öğretmenliğinden sadece birisini seçmem istendi. Baktım ki sınıftaki tüm inançsız ehl-i dünya topluca ve tereddütsüz Biyoloji Öğretmenliği bölümüne geçti. Ben Kimya branşının aşığı olmama rağmen, nefsime zor da gelse, çok daha zor bir bölüm olan Biyoloji Öğretmenliğine geçtim. Risale-i Nur okumam sayesinde, hizmet düşüncesi kazanmış bir insan olarak bu seçimi yapmıştım. Yıllar sonra ben de genç bir öğretmen olduktan sonra, her derse ibadet neşvesiyle girmenin hazzını yaşadım. Keşke o Kastamonu’daki lise talebelerine muallimlik yapabilseydim. Ama herkes kendi asrının çocuğudur. Biyoloji dersiyle her derste mesajlı eğitim yaparak genç dimağları düşünmeye sevkettim.
Evet, Kastamonu’da Üstadımız o liseli gençlere  şu cevabı vermişti. Bizim yaşıtlarımıza da bu sorunun cavabını Risale-i Nur eserlerinde vermişti. Ve hala günümüz gençliğine bu sorunun muhteşem cevabını Risale-i Nur eserleriyle vermeye devam ediyor.
“ Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi hususi diliyle, mütemadiyen yani sürekli olarak Allah’tan bahsedip Halıkımızı tanıtıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz!”
Hem fen, hem de inançlı fen öğretmenleri bu kez Allah’tan bahsediyordu. Kalp ve kafa izdivacından marifetullah (Allah bilgisi) gönül kütüphanesinde yerini alıyordu. Öğrencilerimizin ruh dünyalarında, tüm ders çeşitlerinde tıpkı bir kanaviçe gibi örülen iman hakikatleri ruhlarını inkişaf ettiriyordu. İman-ı billah ile harekete geçen genç canlarda secde izleri alınlarına yansıyordu.
İşte, Üstadımızın bu soruya karşılık vermiş olduğu bu cevabı ilk duyan o Kastamonu’daki liseliler muhtemelen çoktan vefat etmiştir. Hayatın en önemli hakikati olan ölüm mutlaka bizi de dünyamızdan koparıp götürecek. Ve ölümle ilgili bayrak bir gün mutlaka günümüz gençliğine de ulaşacak. Zira, ölüm öldürülmüyor, kabir kapısı kapanmıyor. Elbette ecel celladı bir memur-u ilahi olarak, kendisine verilen vazifeyi yapmakla mükellef ve bunu her bir can için gerçekleştirecektir.
Üstadımız tam yüz yıl önce at sırtında yazmaya başladığı Risale-i Nurları tamamlayıp, altmış sene önce ruhunun ufkuna yükseldi.
Sevgili Gençler!
Nerede olursanız olunuz, öğretmeniniz kim olursa olsun hiç farketmez. Okuduğunuz her fen, anlattığı hakikatlerle adeta çığlık atarcasına feryat ediyor.
“Gel! Aklını kaybetmemişsen, vicdanını pörsütmemişsen, sağlam vicdanınla beni dinle! Senin aldatmayan muallimin benim ben!
Maddeperestliğin ve nefsaniliğin ifritten iklimini terket ve şeytana esaretten kurtul!
Rabbimizin her cana bahşettiği zahiri ve batıni duyguları, yerli yerinde kullan!
Fiziki alemde, kainat kitabında tecelli eden esmasını ve şuunuatını gör, işit, vicdan süzgecinden geçir ve tecellisine şahit olduğun Cenab- Hakkı kalbinde itikat zirvesiyle buluştur!
İmanın, ilmen yakin ve aynen yakin basamağında seyr-i suluk edip, yücel yücelebildiğin kadar ve zamanla hakkel yakin burcunda arz-ı endam edip kalbin ve ruhunun hayat derecesine terakki et!
Adım adım yaklaşman mukadder olan son nefesini Allah’ın(cc) şahidi olarak ruhunu teslim edenlerden ol!
Altıncı Meselede Üstadımızın verdiği örneklemeleri, iman hakikatleriyle ilgili imanımızı kuvvetlendirecek örneklemeleri bir sonraki yazıya havale ederek burada yazıyı sonlandıralım.
Evet bu yolculukta tüm canlara başarılar…
Rabbimiz hepimizi gerçek insanlık ufkuna çıkarsın…
Ve sakın ha unutmayınız!
Zira, ikinci bölümü benim yazmam, sizin okumanız garanti değil!

Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu