Yazarlar

Altın yere düşmekle pul olmaz | Esra Kaya

 

Evinin kapısından içeri girdiğinde yaprak gibi titriyordu. Sahi neden titrer insan? Heyecandan? Soğuktan? Öfkeden? Korkudan? Heyecandan değildi, bunu biliyordu. Yavaşça öfkeye evrilen bir korku mu, yoksa haksızlığa uğramışlığın kekremsi tadı mıydı hissettiği? Şu anki duygularını karşılayan bir kelime bulamadı sözlüğünde. Bu tanımsız duygular,  onu bir bataklık gibi içine çekiyordu. Öte yandan onlarla nasıl başa çıkabileceğine dair ufacık fikri yoktu.

 

Oysa ki sevinç dolu bir ânın içindeydi. Günlerdir göremediği ipek saçlı kızına kavuşmuştu. Çocukcağız öyle bir sarılmayla sarılmıştı ki annesinin dizlerine, ortamdaki herkesin gözleri dolmuştu. O ise ne hissettiğini bilmiyordu. Normalde gayet duygusal biriydi. Böyle bir anda sevinçten ağlamalı ya da en azından içi mutlulukla dolmalıydı. Lakin o, yüzünde buruk bir tebessüm, titremesini durdurmaya çalışarak eğilip kızını kucağına aldı.

 

Kuzucuk, bütün akşam sevinçle annesinin etrafında zıpladı. Misafirlerin çocuklarıyla oyun oynarken bile bir gözü sürekli annesindeydi. Eve ise neşe dolu bir hava hakimdi. Sağ salim dönmesi herkesi mutlu etmişti.  Yemekler yendi, çaylar içildi. Karşılamaya gelen misafirler birer ikişer ayrılmaya başladı.

 

Kalan misafirlerden yaşlı bir teyze yorgunluğunu anlamış olacak ki: “Hadi Kızım, sen odana git. Yüzün çöktü iyice. Güzelce bir dinlen, bizi düşünme.” Minnetle baktı teyzenin yüzüne. Ardından kızından müsaade istedi. Annesinin bir an bile gözünün önünden ayrılmasına razı olmayan çocuk, herkes çok ısrar edince gönülsüz bir kafa sallamayla annesinin odasına gitmesine izin verdi.

 

Holün sonundaki odaya vardığında bütün sahte hallerini sıyırdı attı üzerinden. İki yıldır hasretini çektiği eşini bile görmek istemiyordu şimdi. Bir müddet aynanın önünde durdu. Kendini izledi. On gündür yaşadıkları sadece göz altındaki siyahlıklarla açıklanamazdı. Koskocaman bir sıkıntı, seken bir mermi gibi kulağının kenarından geçivermişti işte. Olumlu düşünmek istese de o mermiye bu kadar yaklaşmış olma fikri bile psikolojisini alt üst yetmeye yetmişti. O korkunç anlar kafasında sürekli başa saran bir korku filmi gibi dönüp duruyordu. Haykırmak istediği ama donup kaldığı anlar… Söylemek istediği onca söz varken hiçbir şey söyleyemediği anlar… Huzurlu ve mutlu bir hayatın içinde fark edemese de  yüzleşince anlıyordu insan, kötülüğün sınır tanımazlığını. Saatlerdir tuttuğu gözyaşlarını saldı sonunda . Saatlerce ağladı. Duşa girdi, ağladı, saçlarını taradı, ağladı. Başını yastığa koyduğunda eski yoğunluğunu kaybetse de hafif hafif sızmaya devam ediyordu gözyaşları.

 

Bedenime izinsiz dokunman beni değersiz yapmaz, Altın yere düşmekle pul olmaz. Ama bu niyetiniz, sizi hayvanlardan da aşağı bir alçak yapar.

 

– Sen bu devlete ihanet ettin. Asıl alçak sensin. Hainlerle iş birliği yapıp bu ülkeyi ele geçirmeye çalıştın. Eğer iş birlikçilerini söylemezsen ben sana nasıl söyleteceğimi biliyorum. Seni insan içine çıkamaz hale getireceğim.

 

-Yargıç mısınız siz? Mahkeme mi burası? Beni kafanıza göre yargılayıp üstüne böyle sırtlanca cezalar kesemezsiniz.

 

-Devletim ben! Bal gibi de ceza keserim, şimdi görürsün.

 

-Tutukladığınız canilerden ne farkınız var? Sadece yaptığınızı devlet gücünü arkanıza alarak yapıyorsunuz. O zırh üzerinizden kaldırıldığında sadece âdi bir suçlu olarak kalacaksınız. Ama ben değerliyim. Beni insan olarak yaratan Allah,  bana bu iffeti ve izzeti vermiş ve ömrüm boyunca buna layık olarak yaşayacağım. Sizin gücünüz beni kirletmeye yetmez ancak kendi çürümüşlüğünüzü artırır. Şu an sadece elinize geçen geçici gücün sefasını sürüyorsunuz. Ama unutmayın, hesabınız iki dünyada da çetin olacak!”

 

Uyandığında kan ter içindeydi. Derin bir nefes aldı ve nefesini yavaşça dışarı saldı. Gözyaşları dinmişti artık. Rüyada da olsa yüzleşmek iyi gelmişti. Kalbi kısmen de olsa hafiflemişti.

 

O esnada minik kızı anneannesinin engellemelerine rağmen süratle odaya daldı.

 

-Anneciğim, dedi ve sokuldu yanına. Kocaman, kahverengi, parlak gözlerini annesine dikti.

 

Kızının gözlerine baktığı an, dünyasını kaplayan o kasvet sisinin dağıldığı an oldu.

 

“Tabi ya!” dedi içinden. Gerçekte o karanlık ruhlara söyleyemediği ama rüyasında haykırdığı cümleleri hatırladı. “Altın yere düşmekle pul olmaz. Sizin gücünüz, beni kirletmeye yetmez ancak kendi çürümüşlüğünüzü artırır.”

 

Hayatı boyunca inandığı, bildiği, okuduğu her şey, adeta cisimleşerek karşısında duruyordu. Onlara hürmeten buna izin vermeyecekti. Sırf onlar istedi diye kendini kirli hissetmeyecekti. Bütün bunlar, çıkarlarının esiri olmuş bir grup insanın emellerine ulaşmak için oynadıkları adi oyunlardı sadece. Varlıklarını, kötülüklerinin devamına borçluydular ve ellerinden geleni artlarına koymayacaklardı. Kerbelâ sonrası Yezid’in yaptıkları geldi aklına. Bosna geldi. Afrika’da satılan kız çocukları ve daha niceleri…

 

Kızının saçını kokladı, elini tuttu.  Artık biliyordu ne hissettiğini. Cesurdu, masumdu, temizdi. Kendiydi.Yaralanmıştı evet. Belki iyileşmesi aylar, yıllar alacaktı. Lakin insanlıktan çıkmışlara rağmen bütün karakteriyle ve ruhuyla insan kalacaktı. Kızını da öyle yetiştirecekti.

 

En güçlü ve net ifadesiyle kızına dedi ki:

 

– Anneciğin burada canım kızım. Bütün iffetiyle ve izzetiyle burada…Yanı başında…

Hizmetten | Esra Kaya

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu