Yazarlar

Allah bize yeter, o ne güzel vekildir | İsmet Macit

“Yara aldıktan sonra yine de
Allah’ın ve Peygamberin çağrısına uyanlar,
bilhassa içlerinden iyilik yapanlar
ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.”
Âl-i İmran Suresi, 172

Uhud Harbi’nde yaşanacak yaşanmış, yarı müminlerin, yarı müşriklerin hesabına sona ermişti. Uhud miladi günlerden Cumartesi günü olmuş ve ertesi gün Ebû Süfyan ve komutasındaki müşrik ordusu bir taraftan zafer türküleri söyleyerek Mekke’ye doğru ilerlerken bir taraftan da Medine’ye saldırıp müminlerin işlerini hepten bitirmenin istişaresini yapıyorlardı.
Efendimiz (sav) düşmanı takip etmeyi düşünüyordu. Ve bu hususta Allah (cc) şu ayetiyle Nebisini (sav) teyit etti:

“Düşman topluluğunu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, şüphesiz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı çekiyorlar. Oysa siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisâ Suresi, 104)
Göklerden gelen karardan sonra Allah Resulü (sav) “Dün Uhud’da bizimle olanlar düşmanı takip için mescitte toplansınlar.” çağrısını yapınca Uhud gazilerinin tamamı bu çağrıya iştirak etmişlerdi. Aralarında yürüyemeyecek kadar ağır yaralı olanlar vardı. Allah Resulü (sav), “Daha az yarası olanlar yürüyemeyecek kadar yaralı olanları sırtına alsınlar.” buyurdular.

Sahabenin bu insanüstü gayreti ve fedakarlığı Allah’ı (cc) razı etmiş ve şu ayetiyle onları asırlara ışık tutacak şekilde nazara vermişti: “Yara aldıktan sonra yine de Allah’ın ve Peygamber’in çağrısına uyanlar, bilhassa içlerinden iyilik yapanlar ve takva sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.” (Âl-i İmrân, 172)
Ve altı yüze yakın yaralı aslan Uhud’un üzerinden henüz on iki saat geçmemişti ki üç bin kişilik düşman ordusunu takibe koyuldu. Medine’ye yaklaşık on yedi kilometre mesafede bulunan Ham- râü’l-Esed bölgesine gelince Allah Resulü (sav) her ferdin bir ateş yakmasını emretti. Arap âdet ve uygulamalarında kervan ve savaşlarda yaklaşık on kişiye bir ateş yakılırdı. Allah Resulü (sav) böylece ordusunun kalabalık olduğu algısını oluşturmak istiyordu.
Hamrâü’l-Esed bölgesinin reisi İbn-i Ma’bed önce Efendimiz (sav) ile görüşmüş, daha sonra Efendimizin (sav) isteğiyle Ebû Süfyan’a; Efendimizin (sav) Kureyş ordusunu takip ettiğini ve bir ge- cede ciddi bir ordu toplayıp diplerine kadar geldiği propagandası yapmış ve şöyle demişti:

“İşin doğrusu ben, Muhammed ve ashabını daha önce görmediğim kadar büyük bir kuvvetle peşinizden gelirken gördüm. Size karşı öfkeden yanıp tutuşuyorlar. Evs ve Hazrec halkından dün onlarla beraber olmayanlar da gelip aralarına katılmışlar! Size ulaşıp da intikam almadan geri dönmeyi de düşünmüyorlar! Başlarına gelenler konusunda çok öfkeliler ve dün yaptıklarına da bin pişmanlar! İşin özü, size karşı öyle bir kin ve nefretleri var ki bu zamana kadar ben, öylesini hiç görmedim!”
Ebû Süfyân hayretini gizleyememiş: “Yazıklar olsun sana! Nelerden bahsediyorsun sen!” demişti. Ma’bed, “Vallahi de sen buradan ayrılmadan atlarının alınlarını görürsün.” dedi. Onun sözleri, Ebû Süfyân’ı endişelendirdi. Efendimizin (sav) yaktırdığı ateşleri de görünce gönlü yangın yerine döndü ve Mekke’ye hareket için ordusuna emir verdi.

Ama dönerken tuttuğu adamlara: “Medine’ye gidin ve Ebû Süfyan Medine’ye saldıracak haberini yayın.” demişti. Kur’an bu durumu şöyle anlatıyor: “Birtakım insanlar onlara ‘insanlar size karşı asker topladılar, onlardan korkun’ dediler de bu onların imanlarını artırdı ve ‘Allah bize yeter ve O ne güzel vekîldir!’ dediler” (Âl-i İmran, 173)
O günün toplumda gündem oluşturan münadileri Medine’ye korku salmak suretiyle insanları sindirme operasyonu yapmak istemişler; ama Efendimiz (sav) de münadilerini Medine’ye salarak yeni nazil olan yukarıdaki ayeti okutmuş ve Medine’ye dalga dalga moral iklimi yayılmıştı. Korku propagandası ile müminleri sindireceğini zannedenler karşısında müminler bu imtihandan “imanlarını artırarak” çıkmışlardı.
Evet, süreç sevgi işçilerinin imanını artırdı. Zalim bir çetenin her türlü tehdidine rağmen, tecritlere, hicretlere, gaybubetlere, maddi yokluklara maruz kaldıkları halde; “Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.” diyerek insanlık için koşmaya devam ediyorlar.

Hizmetten | İsmet Macit

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu