Yazarlar

Ahirzamancılar kim?

Bazen üstü kapalı bazen üstü açık, yer yer sarkastik ifadelerle dile getirilen tenkitlerden birisi cemaat çapında ahirzamancılık yapıldığı ve nasihlerin içinde bulundukları eskatolojik ekstazi haletinin tesiriyle muhataplarını bir tür eskatolojik anksiyete içine sürüklediğidir. Ahirzamancılık hastalığı akılları sosyal rasyonaliteden uzaklaştırdığından bu tür anlatımları tamamıyla terk etmek gerektiği de savunulmaktadır. Peki neden ahirzaman vurgusu yapmaktayız ve ahirzamancılık yapanlar kimlerdir?

Malum olduğu üzere Buhari ve Müslim’in ittifakla sahihlerinde ilk hadis olarak yer verdikleri Cibril Hadisi; dinimizi İslam, İman ve ihsan buudlarıyla birden ders vermesiyle meşhurdur. Ancak bu câmi hadiste Hz. Cebrail (aleyhisselam)’in üç sualine Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) itikad, ibadet ve hulus esaslarını beyan eden cevaplarla mukabelede bulunulmasıyla bu nurani muhavere sonlanmamış ve Hz. Cebrail (aleyhisselam), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize “Kıyametten haber ver?” şeklinde dördüncü bir sual daha yönlendirmiştir.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz “Bu meselede sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir.” buyurarak, mülk ve melekutta en ileri ilim sahibi her iki Zat’ın da bu gaybi meseleye dair indallah mahfuz olan bilgilerinin katiyet seviyesinde olmadığına ve ümmetinden zann-ı galip sahibi zatların da bu sınırda durmaları gerektiğine nebevi bir irşatta bulunmuşlardır.

Hz. Cibril (aleyhisselam) bu cevapla yetinmemiş ve “O halde bana alâmetlerinden haber ver.” diyerek Allah Resulüne bir soru daha yöneltmiştir.

Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Câriyenin kendi sahibini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir.” buyurarak; akla kapı açıp, ihtiyarı elden almayacak iki zahir alameti bildirmekle cevap vermişlerdir.

Şüphesiz “Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi ancak Allah katındadır…” (Lokman, 31/34)

O Cibrîl’di. Size dininizi öğretmeye gelmişti.” beyanıyla sonlanan bu câmi hadisten öğreneceğimiz pek çok meseleden birisi de ahirzamana dair bilginin sorulmasının ve cevaplanmasının nebevi hatta rabbani bir sünnet olduğudur. Bu rabbani sahnede soran Hz. Cibril (aleyhisselam) vasıtasıyla Cenâb-ı Hak (celle celaluhu), cevap veren ise Allah’ın Resulüdür (sallallahu aleyhi ve sellem). İman, İslam ve ihsana dair dinin öğrenilmesi elzem hakikatleriyle beraber kıyametin vakti ve alametlerine dair sual ve cevabın aynı vakada ümmete ders verilmesi, meselenin öğrenilmesi ve öğretilmesinin hayatiyeti hususunda başka izaha ihtiyaç bırakmayacak netlikte bir delildir. Şüphesiz bu kutsi muhaverede kıyametin alametlerinin sorulması ve bildirilmesi, alametlerinin aranmasına teşvik hatta emir olarak anlaşılmalıdır.

“Ben ve kıyamet günü şu iki parmak gibi yaratıldık.” (Müslim, Fiten 135) diyen ve “Ben ikindi sonrası peygamberiyim.” (İbn-i Kesir, 12/6549) buyuran ahirzaman Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz.” (Buhari, İlim 2) emriyle ümmetini bu konuda metafizik gerilime geçirmiş ve “Ümmetimin ömrü 1.500 seneyi pek geçmeyecek.” (el-Havi li’l-Fetavi, Suyuti, 2/248) olduğuna dair işaretleriyle takribi de olsa ümmetine bu konuya dair ciddi ipuçları bırakmıştır.

Yine Rabbin Son Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem);

“Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır! Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok ki o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.” (İbni Mace, 4077)

“Ben sizi onun şerrinden sakındırıyorum. Nebilerin hepsi kavmini Deccal’in şerrinden korkutup sakındırmıştır. Yemin olsun Nuh da kendi kavmini Deccal’den sakındırmıştır…” (Buhari, 2850)

“Allah’ın gönderdiği hiçbir Nebi yoktur ki, ümmetini Deccal hakkında uyarmış olmasın! Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini uyarmıştır…” (Buhari, 7277)

beyanlarıyla ahirzaman ve fitneleri hakkında uyarmanın ve alametlerini aramanın bu vakte ulaşmadan çok önce tarih boyu nebilerin dillerinden düşürmedikleri bir nasihat olduğunu haber vermiştir. Şüphesiz Allah’ın Elçileri (aleyhümüsselam) abes işle iştigal etmekten berîdir.

Tarih boyu nebiler insanlığı kıyamet ve ahirzaman fitnelerine dair uyarmış; Allah Resulü de hayattayken ashabına bu konuda şiddetle ve defaatle tenbihatta bulunarak, alametlerini ders vermiştir.

Nevvas bin Seman (radiyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre:

“Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem), bir sabah vakti Deccalı anlattı. Onu o derece alçalttı ve (fitnesini) o derece yükseltti (büyüklüğünü nazara verdi) ki, onu hurmalıklar içinde zannettik.” (Müslim, Fiten: 110)

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından sonra İslam alimleri de bu konuda ümmeti uyarmayı üstlerine bir vazife bilmiş ve O’nun maden-i hayat, mülhem-i hakikat beyanları içinde küçük ve büyük alametleriyle haber verdiği ahirzaman fitnelerine dair çok sayıda, ciddi eserler kaleme almışlardır. Hadis literatüründe kemmiyet ve keyfiyeten tuttuğu yerin büyüklüğü sebebiyle hadis kitaplarında “Fiten ve Melahim, eşratü’s-sa’a” adıyla müstakil bir bölüm teşkil etmesi de ehemmiyetine ayrı bir delildir.

Gerek Cenâb-ı Hak (celle celaluhu), Hz. Cebrail (aleyhisselam) ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gerekse de ashabı ve kendisinden önceki nebiler ve sonraki alimlerin insanlığı bu konuda şiddetle ve defaatle uyarması ve imtihan sırrını kaldırmayacak ölçüde alametlerini çok hem pek çok zikretmesi, meselemizin öğrenilmesi ve öğretilmesine yönelik hassasiyeti ortaya koyarken; mevzubahs olan ahirzamanın tam da merkezinde yer alan ve istihdam sırrıyla manen, ilmen ve amelen tavzif edilen nurani Zevatın konudan hiç habersizmişçesine meseleye bigane ve muhataplarının gafletine seyirci kalması elbette düşünülemez.

Buhari (6981) ve Müslim’de (2938/113) yer alan iki hadisle haber verildiği üzere ahirzamanda birisi çıkacak ve Deccal’a Deccalsin diyecektir. Bu sebeple ahirzamanın dehşetli şahıslarının teşhisi ve ümmeti onlar hakkında uyarma hatta tenfir etme istikametinde yapılan 5. Şua’nın telifi ve neşri ve benzeri ikaz faaliyetleri ahirzamandaki (hususen onlarla mücadele eden hidayet kadrosunun başındaki Zatların) irşad misyonunun ayrılmaz ve pek mühim bir parçasıdır.

Bu irşad ve ikazın, vazifelerinin hassasiyetini anlama istikametinde kendi cemaatlerine ve gafletten uyanmaları için safderun geniş halk kitlelerine bakan yönleri olduğu gibi; “Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmediklerinden.” (5. Şua) bu müthiş şahısların nefislerine de baktığı ve onların elindeki gaflet veya şeytani mazeretlerini (Hicr, 39) almak gibi bir hikmeti dahi bulunduğu söylenebilir.

Biz şahidiz ki; onlar bu vazifeleri bi hakkın yaptılar, yapıyorlar ve Rabbimizin rahmetinden ümit ediyoruz inşallah kıyamete dek yapacaklar. Rabbim bizim şaşan akıllarımıza, sersem nefislerimize, dağınık ruhlarımıza bu sözlere kulak verip uymak ile istikamet nasip eylesin. Amin.

Kaynak:Tr724 | SEYİD NURFETHİ ERKAL

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı