Acımasız Su-i Zan Mahkemelerimiz

Yazar Orhan Keskin

Bir mümine karşı içimizde su-i zan beslememizin dinimizdeki hükmü nedir dostlar? Hocaefendi; “Su-i zan edip isabet edeceğime, hüsn-ü zan edip yanılmayı tercih ederim.” diyerek bizleri su-i zandan uzak durma konusunda uyarmıştır.

Bu konuyu İmam-ı Gazali hazretleri şöyle özetliyor:
“Kötü söz gibi su-i zan da haramdır. Bu bakımdan başkasının kötülüklerini dil ile zikretmek haram olduğu gibi, Müslüman hakkında içinden su-i zanda bulunmak da haramdır. Ben bundan kalbin kinini ve başkasının aleyhine kötülükle hükmetmesini kastediyorum. Kalbinden bir anda gelip geçen şeyler affedilmiştir.

Kötü zannın haram olmasının sebebi şudur: Kalbin esrarını ancak allâmu’l-guyûb olan Allâh bilir. Bu bakımdan başkası hakkında kötü zanda bulunamazsın. Ancak te’vîl kabul etmeyecek şekilde sana âyan beyân olursa, o zaman bildiğine ve gördüğüne inanmaktan başka seçeneğin yoktur. Gözünle görmediğin, kulağınla işitmediğin bir şeyin kalbine düşmesine gelince, o şeyi senin kalbine şeytân atmıştır. Bu bakımdan şeytânı yalanlaman gerekir.”

Burada İmam-ı Gazali Hazretleri, “bir an düşündüğümüz ve kalbimize gelen” olumsuzluklardan bahsetmiyor. İçimizde hüküm haline getirdiğimiz kişilerle ilgili kötü zanlara su-ı zan diyor. Zaman zaman çevremizdeki kişilerle ilgili değerlendirmeler yapar, menfi ya da müspet hükümler ortaya koyarız.Ruh dünyamızdaki bu mahkemelerin hakimi ve savcısı bizler oluruz ama sanık olarak hayalen karşımıza oturttuğumuz kişilere, bir avukatı bile çok görürüz…

Bazen yargıladığımız bir abimiz, ablamız veya dostumuz dahi olabilir; onu iç dünyamızdaki yargı platformumuza alır, bize göre tahmin ederek suçlarını ve kusurlarını düşünür, içimizden “İşte böyle bu zat!” der ve kararımızı veririz. Karakter tahlilleri yapar, tek taraflı sonuçlar ortaya koyarız. Bu hayali mahkememiz o kadar acımasızdır ki muhatabımızın avukatı olmadığı gibi, yargılandığından haberi bile yoktur…
Hepimiz çok iyi biliriz: Bir arkadaşımızla ilgili olumsuz düşüncelerimizi birileriyle paylaşırsak ve bu anlattıklarımız gerçekse gıybet etmiş oluruz. Doğru değilse iftira etme gibi daha veballi bir duruma düşeriz. Kötü zannımızı içimizde tutarak sürekli nefret hükümleri verirsek ne olur peki. İşte bu da su-i zan olur.

Çoğu zaman da iç dünyamızdaki bu delilsiz ve belgesiz karar ve hükümlerin su-i zan olduğunun farkında olmadan, “kimseyle paylaşmamanın aldatıcı tesellisine” kapılır da kalbimizi ferah(!) tutarız.

Maalesef iç dünyamızdaki hükümlerin ekseriyeti “hüsn- ü zan tercihleri” değil de daha çok “su-i zan kanaatleri” şeklinde karşımıza çıkmaktadır. O zaman “zan” kavramı üzerinde biraz duralım isterseniz.

Zan kelimesi; sanma, farz etme, tahmin etme ya da “muhtemeli muhakkak varsayma” manalarına gelir. Zan, kat’iyeti ve yakiniyeti ifade etmez. Su-i zan ve hüsn-ü zan olarak iki türlü zan vardır. Hüsn-ü zan, iyiye de kötüye de yorumlanabilecek bir işi, güzel yönünden bakarak iyiye yormaktır. Su-i zan ise aynı işi kötüye yormaktır. Başka bir tabirle su-i zan, insanın kötü bir fiil ya da iş yaptığını zannetmek, ihtimal vermek ya da düşünmek manalarına gelir. Hüsn-ü zan edip yanılmak asgari bir kabul ise, isabet etmek nurun ala nurdur. Su-i zan edip isabet etmenin acı neticesi ise kişiye de muhataba da bir şeyler kazandırmaz, iki tarafa da maddi ve manevi zararlar verebilir. Hele bir de kötü zannımızın aslı astarı yoksa madden ve manen vay halimize!..

Rabbimiz “Ey iman edenler, zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır.” buyurmaktadır. Âyette yasaklanan zannın bir kısmı, mü’mine karşı su-i zanda bulunmaktır ki bu hal haramdır. Âyette, su-i zannın haram olduğunun öncelikli söylenilmesinin hikmeti şudur: Su-i zanla başlayan menfi yaklaşım başka günahları doğurur. Su-i zan eden, aslında “bilinç altında” su-i zan ettiği kişinin o fiili yapmasını arzu edebilir. Bu menfi duygu, ayrı bir günah olan “tecessüse” kapı açar ve ardından bu zannını başkalarına anlatma noktasına gelirse; “Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun” Hadis-i Şerif’inin muhatabı olunabilir. Bu durumda “su i zan” günahı zamanla; “gıybet” ve “katmerli” bir günah olan “iftiraya” kadar gitmiş olur.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; su-i zan birçok büyük günahın şiddetli tetikleyicisidir. Efendimiz (asm); “Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.” ve “Su-i zan etmeyiniz! Su-i zan, yanlış karar vermeye sebep olur. İnsanların gizli şeylerini araştırmayınız, kusurlarını görmeyiniz, münakaşa, hased ve düşmanlık etmeyiniz, birbirinizi çekiştirmeyiniz, kardeş gibi birbirinizi seviniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, yardım eder. Onu kendinden aşağı görmez.” ifadeleriyle insanları şiddetle uyarmıştır.

Üstadımız da; “İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i zan sâikasıyla halini başkalarına teşmil etmesin. Ve başkalarının bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin. Binaenaleyh, eslâf-ı izâmın [geçmiş büyük zâtların] hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır.” ifadeleriyle su-i zan hastalığının daha derin facialara da kapı açtığını ifade etmiştir.

Ruh dünyamızdaki su-i zan yargılamaları zalimane, kul hakkı doğuran ve gayretullaha dokunan veballi, haram davranışlarımızdır maalesef…

YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy