TARİH ŞAHİT OLSUN: ADALETİN YANINDAYIZ

Yazar Hizmetten
web

Bazı tarihler, takvimde bir gün olmaktan çıkar, vicdanın omuzlarına yüklenmiş bir emanete dönüşür.

Bu yıl 24 Haziran, sadece bir tarihe değil, insanlığın ortak vicdanında açılmış derin bir yaraya dokunuyor. Çünkü Strazburg’da yükselecek sesler, dünyanın farklı köşelerinde adalet arayan milyonların sessiz beklentileriyle buluşuyor. Bu buluşma, herhangi bir topluluğun değil; hakkın güç karşısında ezilmemesi gerektiğine inanan insanların buluşmasıdır. Zira adalet, sınırları aşan en büyük ortak değerdir. Bir yerde hukuk yara aldığında, başka bir yerde vicdan kanar. Bu yüzden Strazburg’da atılacak her adım, yalnızca bugünün mağduriyetlerini değil, insanlığın yarınlarını da koruma iradesinin sembolü olacaktır. Tarih, meydanları dolduran kalabalıkları değil; hangi değer uğruna bir araya geldiklerini hatırlar.

24 Haziran’da Strazburg’da atılacak her adım, yalnızca bir yürüyüşün parçası olmayacaktır. O adımlar, insanlık tarihinin en eski ve en asil mücadelesine; hak ile güç, adalet ile zulüm arasındaki mücadeleye verilmiş sessiz fakat sarsılmaz bir cevap olacaktır.

Çünkü bizim hikâyemizi farklı kılan yalnızca maruz kaldığımız acılar değildir. Asıl önemli olan, o acılar karşısında nasıl bir duruş sergilediğimizdir.

Baskıya uğradık ama baskıcı olmadık.

Haksızlığa uğradık ama haksızlık yapmadık.

Hukuksuzluk gördük ama hukuktan vazgeçmedik.

İşte Strazburg’da bulunmamızın sebebi budur.

Çünkü adalet yalnızca mağdurların talebi değildir; bütün insanlığın ortak emanetidir.

Strazburg’da atılacak her adım, adaletin unutulmuş hafızasına düşülen bir not olacaktır. Zira bazen hakikat, onun için yürüyen insanların ayak seslerinde yankılanır.

Tarih boyunca dünyayı değiştirenler, zulme benzeyenler değil; zulme rağmen insan kalabilenler olmuştur. Gandhi bir avuç tuzla imparatorluklara meydan okudu. Martin Luther King bir hayalle milyonların vicdanını uyandırdı. Mandela sabrı direnişe dönüştürdü. Bediüzzaman sürgünleri hakikatin kürsüsü hâline getirdi.

Ve onların hepsinden önce Kerbelâ yollarında yürüyen Hz. Hüseyin vardı.

O, bir şehirden başka bir şehre gitmiyordu. O, hakikatten taviz vermeyenlerin yolunu açıyordu. Sayıca güçlü olana değil, haklı olana sadık kalmanın ne demek olduğunu öğretiyordu. Bize gösterdi ki bazen en büyük mücadele saldırmak değil; doğru yerde dimdik durabilmektir.

Bugün Strazburg’da bulunmak da budur.

Bir öfke yürüyüşü değil.

Bir rövanş arayışı değil.

Bir intikam çağrısı hiç değil.

Bu yürüyüş; vicdanın yanında saf tutmaktır.

İnsan onurunun yanında saf tutmaktır.

Evrensel hukukun yanında saf tutmaktır.

Bir annenin duasını, bir çocuğun hasretini, bir babanın özlemini ve susturulmak istenen binlerce insanın sesini insanlığın ortak vicdanına taşımaktır.

Çünkü bazı yürüyüşler yalnızca yolları aşmaz; zamanın kalbine yazılır.

Ve yıllar sonra insanlar attığımız adımların sayısını hatırlamayacaklar. Fakat şunu hatırlayacaklar:

Bir grup insan vardı.

Zulüm gördüler ama zulmün dilini konuşmadılar.

Haksızlığa uğradılar ama adaletten vazgeçmediler.

Susturulmak istendiler ama seslerini insanlığın ortak vicdanında duyurmaya devam ettiler.

İşte bu yüzden Strazburg’da bulunmalıyız.

Çünkü bazen bir meydanda bulunmak, bir çağın vicdanına şahitlik etmektir.

Çünkü bazen susmak, zulmün gürültüsüne karışmak; yürümek ise hakikatin yanında saf tutmaktır.

Ve çünkü Kerbelâ, sadece geçmişte yaşanmış bir acı değil; her çağda adaletin, vicdanın ve insan onurunun imtihanıdır.

Bugün Strazburg yollarında atılacak her adım, asırlar önce Kerbelâ’dan yükselen o sessiz çağrıya verilmiş bir cevap olacaktır.

İSMET MACİT

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy