Muallimlik bir hayat tarzıdır… Öyle öğretmenler vardır ki yıllarca öğretmenlik yapmıştır ama muallim olamamıştır. Öyle muallimler de vardır ki meslek olarak hiç öğretmenlik yapmamıştır ama hayatının her karesini muallim olarak yaşamıştır. Bu farkındalığı “gerçek öğretmenlik” tabiriyle de ifade edebiliriz.
Muallim; din, dil, ırk, inanç ve hayat görüşü ayırt etmeden herkese kucağını açar, herkese yardım eder, yol gösterir, bilgi ve birikimlerini aktarır çünkü o, sağlam bir inançla ve bu inançtan kaynaklanan sevgi ve şefkatle bakar insanlara. Tarihin kader denk noktalarında gelen Peygamberler ve onların asırlar boyunca takipçileri manevi büyükler hep “muallimlik misyonunu” eda etmişlerdir. Peygamberler; her zaman yakından uzağa çevrelerindeki insanlara, gerek Rablerinden gelen gerekse ilham olunan iyilikleri, güzellikleri ve hakikatleri anlatmışlar, onların kötülüklerden ve yanlışlardan uzak durmalarını istemişlerdir. Onların ve sonra gelen Hak dostlarının en öne çıkan özelliği ise; anlattıklarını, hayatın ve insanların içinde örnek davranış ve duruşlarıyla göstermiş olmalarıdır. Onların öne çıkan bir diğer özelliği ise ayrım yapmadan herkese şefkat, merhamet ve sevgiyle yaklaşmalarıdır.
Hz. Muhammet(SAV) bir gün mescide geldiğinde iki ayrı grupla karşılaşır birinci grupta insanlar Kur!an okuyor ve dua ediyorlardı diğer grupta ise ilim öğreniliyor ve öğretiliyordu ve O; “Her ikisi de hayır üzeredir: Şunlar Kur’an okuyorlar, Allah’a dua ediyorlar, Allah (taleplerini) dilerse onlara verir, dilemezse vermez. Bunlar ise ögrenip öğretiyorlar. Ben de bir muallim olarak gönderildim!” diyerek ilim meclisine oturur. Onun Muallimlik hayatına baktığımızda Kur’an’da buyurulan; “İnsanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için mağfiret dile ve işleri onlarla müşavere et! Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et! Allah muhakkak ki Kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Ali İmran 159) tebliğ ve eğitim anlayışını esas aldığını görürüz. O, ayette de ifade edildiği gibi sadece Müslümanlara değil bütün insanlara yumuşak davranmayı, farklı millet, din ve inanç mensuplarıyla diyalog halinde bulunmayı, yaratılmışı Yaratandan ötürü sevmeyi, insanlara güzellikleri öğretirken de sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşmayı hayatının olmazsa olmaz bir düsturu haline getirmiştir ve insanlarla ilgilenmeyi, onlara güzellikleri anlatmayı; sevgi ve hoşgörüye dayalı bir anlayışla ortaya koymuştur. O, insanlara sevgiyle ve müsamahayla davranmayı sadece hissi bir yaklaşım olarak ele almamış Kur’an’ın da emriyle iradi bir gayret olarak bizzat yaşayışıyla da göstermiştir…
Fethullah Gülen Hocaefendi de asrımızın bir Hak dostu olarak Peygamberlerin özellikle de Hz Muhammet’in(SAV) muallimlik özelliklerini bir hayat tarzı olarak benimsemiştir. O, bir ömür boyunca; yaşantısıyla, yazılarıyla, konferanslarıyla, sohbetleriyle, açılmasına vesile olduğu ışık evlerle, yurtlarla, kurslarla, okul ve üniversitelerle Peygamberi muallimlik mesleğinin gereklerini icra etmiştir. Kendisi bu misyonu icra ederken de yine Peygamberi bir yaklaşımla Risale-i Nurların ufkunu da esas alan Kur’an, Sünnet, doğulu ve batılı ilim insanlarının eserleri ve evrensel değerleri aynı potada eriterek Hizmet Hareketi’nin eğitim kriter ve normlarını ortaya koymuştur.
Onun sevgiye dayalı eğitim ve muallimlik anlayışını kendisinin cümleleriyle anlatmaya çalışalım:
O, muallimlikte sevgi, şefkat, hoşgörü ve bütün insanları ayırt etmeden kucaklama anlayışını “mantıki muhabbet” izahıyla bir eğitim ve gayret sürecine bağlamıştır;
“Fakat sevmek zordur. İnsan, irade sahibi bir varlık olduğu için en başta bu konuda alıştırma ve rehabilitasyona ihtiyacı vardır. Onun, ilk başta diğer insanlara karşı gönlünün kapılarını açacak vesileler her ne ise onları bulmaya ve bunlar üzerinde düşünmeye ihtiyacı vardır. Farklı bir ifadeyle, diğer varlıklar arasında cebr-i lütfî olarak mevcut bulunan sevginin, insanlar arasında yaygınlaşabilmesi ceht ve gayrete vabestedir. Bu konuda ısrarcı olunur ve sevgiyle kurulan münasebetler sıkı bir şekilde devam ettirilirse zamanla insan tabiatına mâl olabilir. Bundan sonra artık onun sökülüp atılması çok zor olur. Sevdiğimiz insanlar bizim için ihtiyaç hatta zaruret ölçüsünde bir kıymet ifade etmeye başlar.”
Yine tamamen hisse dayalı sevgi ve hoşgörünün önemli olduğunu ancak mantıki birtakım unsurlarla desteklenmediği takdirde bir süre sonra yitirilebileceğini şöyle izah eder;
“Şayet bu şekilde muhabbetin sebeplerine inmez, onları detaylandırmaz ve üzerinde durmazsanız, sevginiz hissî kalır. İnsanın başkalarına karşı duyduğu hissî alâka ve sevgi ise bir yere kadardır. Çünkü hissî olan bir sevgi ne kadar güçlü görünürse görünsün, daha güçlü başka bir hisle paramparça olabilir. Bu açıdan asıl olan mantıkî sevgi, mantıkî aşk, mantıkî iştiyaktır. Zira belirli bir mantığa bağlanmış sevgi kolay kolay zail olmaz. Buradan hissî alâkanın hiçbir değerinin olmadığı anlaşılmamalıdır. Elbette onun da kendisine göre bir değeri vardır. Fakat önemli olan hissî muhabbetin akıl ve mantıkla takviye edilmesi, güçlendirilmesidir.”
Yazarımıza, “[email protected]” mail adresinden ulaşabilirsiniz.
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

