6 nisan 1986 tarihli “Kalbin Miracı” Çamlıca Vaazı; 80’li yıllarda hizmeti tanıyan gençlerin Hocaefendi’yle ilk kez yüz yüze, göz göze geldiği aynı ortamı paylaştığı çok özel ve tarihi bir andır. Anadolu genelinde 1980’li yıllarda Hizmet Hareketi’yle tanışan liseli ve üniversiteli gençler Hocaefendi’nin yaşadığı malum hukuki süreçten dolayı kendisini görememiş; teyp kasetlerinden dinlemekle ve videolarını izlemekle yetinmek zorunda kalmış ve ayrılık hasretiyle yetişmiş bir nesildir.
Çamlıca Vaazı, Hocaefendi’nin sevdikleriyle yaklaşık 6 yıl sonra hasret giderdiği, sevenlerinin de kendisiyle buluştuğu muhteşem bir kavuşma vakti olarak anlatılır ve bu elbette ki doğrudur. Peki 80’li yıllarda abiler ve ablalar tarafından hizmetin ve Hocaefendi’nin anlatıldığı ancak Hocaefendi’yi o zamana kadar bizzat göremeyen ve dinleyemeyenler için Çamlıca Vaazı ne anlama gelmiştir ve o gençlik bu buluşmada neler hissetmiştir?
Sizlere anlatacağım 80’li yıllardaki, bir arkadaşımızın hizmete giriş süreci; kişisel bir hayat hikayesi gibi görünse de aslında o dönem gençliğinin yaşadığı şartları ve hizmetle tanışmanın ne büyük bir nimet olduğunun anlaşılması açısından çok önemlidir. Ayrıca o dönem gençliği için Çamlıca Vaazı’nın ne anlama geldiğinin anlaşılması açısından kayda değerdir.
ARİF ÇAĞAN ABİYLE DEĞİŞEN BİR HAYAT
Arkadaşımız; Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesinde öğrenciydi ve o yıllarda milliyetçi çizgideki bir siyasi grubun okul temsilcisiydi. Ailesinden gelen bir dini hayatı vardı ve namazlarını kılıyordu. Ancak içinde bulunduğu grubun başındaki kişiler gençlerin dindar olmasına sıcak bakmıyordu. Daha çok siyasi çalışmalar ve aktiviteler yapmasını ondan istiyorlardı. Ve ailesinden aldığı dini hayat anlayışına uymayan bu çalışmalar onu çok rahatsız ediyordu. Hizmet hareketiyle daha önce tanışmış fakülteden bir arkadaşı ise fırsat buldukça O’na Hocaefendi’yi ve hizmeti anlatmaya gayret ediyordu. Ama maalesef O; ikna olmuyor ve hizmet dünyasına adım atamıyordu. Arkadaşı, O’nunla ilgilenirken kendisine bir teklifte bulunmuş; Edremit’te lise öğrencilerinin kaldığı bir yurtta, Türkçe takviye dersi vermesini istemişti. Bu teklifi kabul etmiş ve fakültede eğitimine devam ederken hafta sonları da yurttaki gençlere kurs vermeye başlamıştı. Bu süreçte bir yandan da içinde bulunduğu siyasi gruptan ayrılmanın doğru olup olmadığını sorguluyordu. Bu konuda kafasında cevabını bulamadığı soru şuydu; “Beraber kaldığım ve ilgilenmeye çalıştığım bazı arkadaşlarım, ayrıldığım taktirde tekrar eski dünyevi hayatlarına dönerler mi?”
Edremit’te Türkçe dersi vermeye devam ederken arkadaşı, Hacı Arif Çağan abiden bahsetmişti kendisine.. O’nun bir hak dostu olduğunu ve kafasındaki soruları kendisine sorabileceğini, söylemişti. Bir cumartesi günü Arif Çağan abinin ikindi namazını kılacağı camiye gitmişler ve namaz sonrası çıkışta kendisiyle tanışmışlardı. Arif Çağan abiye, kafasında bazı sorular olduğunu ve kendisiyle konuşmak istediğini ifade etmişti. Arif abi kendisinin, soru sorulacak bir manevi makam görülmesinden rahatsız olmuştu ki.. müsait olmadığını ve başka bir işe yetişmesi gerektiğini söyleyerek ayrılmıştı ve iki arkadaş O’nun bu tavrı karşısında şok olmuşlardı, çünkü en azından başka bir zaman için randevu verebilir, diye düşünmüşlerdi. Üzgün bir şekilde caminin bahçesinden çıkarlarken Arif abinin sesini tekrar duymuşlardı. Arif abi; “Özür dilerim; yanlış davrandığım için beni affedin.” diyordu, ağlamaklı bir sesle. Ve Arif abi, onları ofisine davet etmiş ve kendilerine elleriyle demlediği ıhlamuru ikram etmişti. Arkadaşımız; o an için yaşadığı ortamı ve oradaki arkadaşlarından neden ayrılmak istemediğini anlatmış ve neler tavsiye edeceğini sormuştu. Arif Abi; “Ben bu yaştayım ama denizde boğulmakta olan kalabalığın içine atlamaya cesaret edemem; bilirim ki boğulma tehlikesi yaşayan o grup beni de sarılarak suyun altına çeker. Sen hizmetin Balıkesir’deki Üftade Yüksek Tahsil Yurdun’da kal istersen ve daha sonra ilgilenmek istediğin arkadaşlarınla hizmet ortamında ilgilen.” demişti. Bu samimi ve ihlaslı nasihat, O’nu çok etkilemişti. Ve o gün Edremit’ten Balıkesir’e dönerken; yol boyunca düşünmüş, duygulanmış, zaman zaman ağlamış ve sonununda bu siyasi gruptan ayrılıp hizmetin yurduna geçmeye karar vermişti.
ÇAMLICA VAAZI’NDA NELER DUYULMUŞ VE YAŞANMIŞTI
Arif abinin sözünü dinleyerek hizmet dünyasına dahil olan arkadaşımız gerçekten de daha önce ilgilenmeye çalıştığı bir çok arkadaşıyla daha yakından ilgilenme imkanı bulmuş ve onların da hizmet kervanına girmelerine vesile olmuştu. Sizlere 80’li yılların gençliğinin hizmetle buluşma sürecinden bir kesit aktardım. Bu tür hizmetle tanışma ve buluşma tablolarının binlerce örneği yaşanıyordu o yıllarda. Anadolunun bir çok beldesinde eğitimini sürdüren; o dönemin hizmet gençleri abilerinden ve ablalarından davalarını ve Hocaefendiyi dinlediler yıllarca ama Hocaefendi’yi hiç görmeden hasretle yetiştiler ve 5-6 yıl boyunca videolarını izlediler büyüğümüzün. Peygamber Efendimizi(sav), asr-ı saadeti ve sahabeleri O’nun samimi, gönülden ve ağlamaklı sesinden dinleyip nakşettiler gönüllerine.. hasret bitsin diye Rablerine dua dua yakardılar hep.. ve derken 6 Nisan 1986 günü sona erdi hasretleri…
Çamlıca Camii, o gün Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş.. ağırlıklı gençlerle sabah erkenden lebalep dolmuştu ve Hocaefendi’yi bekliyorlardı yürekleri ağızlarında. Hocaefendi kürsüye doğru başı önde yavaş yavaş yürürken; mahcup ve sesiz.. sadece gençlerin hıçkırıkları yankılanıyordu caminin duvarlarında. Hocaefendi’nin kürsüden hasret dolu, o tanıdık-bildik sıcak sesi; gençlerin gönül tellerine dokununca nefesler kesiliyor ve arkasından çağıl çağıl gözyaşları dökülüyordu.. hasretin vuslata dönüştüğü altın zaman diliminde…
Tek tük Çamlıca beldesi sakinleri de var camide onlar tam bir hayret makamında; bir yanda Hocaefendi’nin içten ve derin ağlamalı sesi.. diğer yanda ise O’na kulak kesilmiş bir gençliğin gözyaşlarıyla ıslanmış ve amine durmuş titreyen elleri. Hocaefendi’nin ayrılıktan vuslata kapı açan ifadeleri; camideki 80’li hizmet gençliğinin de ortak hissiyatı aslında. Bakın hocamız bu ortak sesi nasıl dile getiriyor camiden ayrılmadan hemen önce:
“Ben ne kadar istiyordum günahlarımın dökülmesi için sizlerle sarmaş dolaş olayım teker teker. Ama takdir edersiniz bu kadar insanı böyle bir külfete sokmak hem zaman alacak, saatler alacak, hem de benim zaten ölümle kucak kucağa, burun buruna zavallı ve sefil ruhumun bu kadar şeyi taşımaya takati yoktur. Bağışlarsanız sizin nur saçıp nur döküp bıraktığınız yerlerden, aralarınızdan hakikat gamzeden çehrelerinize bakarak geçip kendi gideceğim yere geçip gideyim. Bana bu kadar lütufta bulunduğunuz, simalarınızı bana endam aynası gibi arz ettiğiniz için sizlere teşekkür ederim. Ben böyle bir şeye dil beste ve teşne idim. Rabbim sizlerle benim bu rüyamı tahakkuk ettirdi. Bu cami açılacak ve bir miraç olacakmış. Ben de bu mevzuda sizlerin hissiyatınıza tercüman olmak için buraya konuşma maksadıyla itildim. Liyakatim olmamasına rağmen böyle bir şeyi reddetmedim, çıktım, kulak tırmalayıcı ses ettiysem, sizi rahatsız edecek söz söylediysem şayet, Rabbimin affına sığınır, sizden de özür dilerim. Rabbim bu kadar kusurum içinde bunu da bağışlasın. Allah hepinizden ebeden razı olsun.”
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

