Dünya İnsan Hakları Günü olan 10 Aralık’ta, The Freedom Convention Türkiye 2023, Harrisburg World Affairs Council (Dünya İlişkileri Konseyi) işbirliğiyle, Türkiye’nin çok yönlü sorunlarını derinlemesine anlama amacıyla iki panel oturumu şeklinde gerçekleşti. Panellerde, alanındaki uzmanlar tarafından, evrensel insan hakları bağlamında, Türkiye’deki baskıcı rejime karşı direniş ve zulme uğrayanlara kolektif ses olmaya yönelik stratejiler ve öneriler paylaşıldı. Bu yıl 4. kez düzenlenen The Freedom Convention Türkiye’de, demokratik gerileme ve Türkiye’deki devam eden insan hakları ihlalleriyle ilgili uluslararası kuruluşların önemli rolü masaya yatırıldı.
Uluslararası İlişkiler Profesörü Baskın Oran, Gazeteci ve Harrisburg World Affairs Council CEO’su Joyce Davis, İnsan Hakları Avukatı Dr. Günal Kurşun, AST Icra Direktörü ve Stony Brook Üniversitesi’nde Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Hafza Girdap’ın konuşmacı olduğu ilk panelde, Türkiye’de yargının bağımsız olmamasına vurgu yapılarak, bu durumun, hukukun çöküşü ile ülkede adalet ve demokrasinin temellerinin sarsılmasına etkisi irdelendi. Ayrıca terörle mücadele yasalarının istismarının, bireysel hak ve özgürlüklere etkisi de tartışılan konular arasındaydı.
İkinci panelin ana konusu, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), devletler üzerindeki belirleyici rolü ile devam eden insan hakları ihlalleriyle mücadelede uluslararası kuruluşların önemiydi. AİHM mekanizmalarının etkisi ve potansiyeli irdelenerek, son Yalçınkaya kararının anlamlı bir değişim ve haksız muameleye karşı savunma için bir katalizör olduğu belirtildi. Panelde aynı zamanda Birleşmiş Milletler bünyesinde, insan hakları ihlalleriyle mücadele yolları değerlendirildi ve otoriter rejimlere karşı kolektif sesleri yükseltmek için etkili stratejiler sunuldu. Konuşmacılar, Türkiye’de susturulanların seslerinin yükseltilmesinde, sivil toplum kuruluşları (STK’lar) arasındaki etkili işbirliğinin rolü vurgulandı. İnsan hakları savunuculuğu için en iyi uygulamaları ve deneyimleri paylaşarak destek ağı oluşturulması amaçlandı. Görüşmede adam kaçırma da dahil olmak üzere işkence ve mahkumlara kötü muamele gibi konular da ele alındı.
Paneldeki konuşmacılar arasında, Sinam Mohamad (Suriye Demokratik Konseyi’nin Amerika Misyonu Başkanı), Andrea Barron (İşkenceyi Kaldırma ve Hayatta Kalanlara Destek Koalisyonu’nda Savunma ve İletişim Programı Yöneticisi), Johan Heymans (Ceza Hukuku ve İnsan Hakları Avukatı) ve Paridhi Singh (TrustLaw – Thomson Reuters Foundation’da Medya Özgürlüğü’nde Hukuk Danışmanı) yer aldı. Konuşmacılar, topluca, insan hakları ihlallerini kapsamlı bir şekilde ele almak için acil ve koordineli uluslararası eylem çağrısında bulundular. Bu bağlamda Türk hükümetinin agresif dış politikasının dikkate alındığını vurguladılar.
KONUŞMACILARDAN KESİTLER
BASKIN ORAN:
“Darbeyle hiçbir bağlantısı olmayan her türden muhalif grup yoğun baskılara maruz kaldı. Temmuz 2016’da ilan edilerek Temmuz 2018’de kaldırılan ve kalıcı bir durum haline gelene kadar üçer aylık periyotlarla yedi kez yenilenen Olağanüstü Hal (OHAL) sürecinde, insanlar ifadeleri alınmadan tutuklandı ve özellikle üniversitelerde akademisyenler olmak üzere yaklaşık 130.000 kişi işlerinden uzaklaştırıldı.”
JOYCE DAVIS:
“Medya, hükümet için bir gözlemci olmalıdır. Medyanın rolü, halkın çıkarlarını korumaktır. Gazetecilerin işlerini yapmaktan çok korktuklarında ortaya çıkan otosansür, büyük bir sorundur.”
“Türkiye, dünya genelindeki kadın gazetecilere karşı yapılan tüm ihlallerin beşte birini oluşturuyor. Türkiye, kadınlara yönelik şiddet konusunda en kötü sıralamaya sahiptir. Bu korkunç bir itibardır.”
“Yeni dezenformasyon yasası, gazetecileri susturmak için kullanılan bir diğer araç olarak işlev görüyor, özellikle araştırmacı gazetecileri hedef alıyor, örneğin, depremin ardından hükümetin tepkisini rapor eden gazeteciler gibi. Bunlar hükümeti eleştirdikleri için hapsedildiler. Özgür basına sahip olmadığınız bir hükümette, demokrasiye yakın bir şeye sahip olamazsınız.”
GUNAL KURSUN:
“Türkiye’de şu anda büyük bir fişleme ve etiketleme var. Birinci yönü toplumsal dışlanmadır. Aileler, çocuklarının ‘terörist’ olarak etiketlenmesi nedeniyle onları reddediyor. İkinci yön çok daha önemlidir. Bu, bir insanın hayatına devam etmesi için gerekli dört temel direk olan eğitim, konut, sağlık ve istihdam sorunlarıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu konuyu ‘sivil ölüm’ olarak tanımladı. Bu terim, Buldu v. Türkiye (2014) kararında ilk kez kullanıldı.”
“Türkiye’nin terörle mücadele yasalarına baktığımızda iki şey görüyoruz: tanımı çok geniştir ve uluslararası standartlara uymamaktadır. Bu yasa 1991’de yürürlüğe girdi ve 55 kez değiştirildi, bunlardan 25’i 2016 Temmuzu ile 2018 arasında Olağanüstü Hal döneminde gerçekleşti. Bir yasayı değiştirirseniz, uyumunu kaybeder. Ancak 55 kez değiştirirseniz, uyumdan hiç söz edemeyiz.”
“Hiç kimse bizi kurtarmaya gelmeyecek. Geleceğimizi sadece biz inşa edebiliriz. Bu yüzden güçlü kalmalı, direnmeli ve insan haklarını, kendi haklarımızı talep etmeye devam etmeliyiz. Belki bizim kuşağımız bunun gerçekleşmesini görmeyecek, ama bir gün birisi görecek.”
HAFZA GIRDAP:
“Son yıllarda, özellikle marjinalleşmiş kadınları etkileyen cinsiyet temelli şiddet ve ayrımcılıkta bir artış gözlemlenmiştir. Kürt kadınları, Gülen hareketi gönüllüleri olarak bilinen kadınlar ve mülteci kadınlar genellikle nefret söylemi, taciz ve şiddet de dahil olmak üzere çeşitli ayrımcılık biçimleri ile karşılaşmaktadır. ”
“Türkiye’deki Kürt kadınları, hakları ve özgürlükleri konusunda önemli zorluklarla karşılaşıyorlar. Kürt nüfusu içinde, haklar ve özerklik taleplerine yönelik aktif savunuculuk çabalarındaki artışa rağmen, hala şiddet ve ayrımcılık gibi engellerle karşılaşılmaktadır. Benzer şekilde, Gülen hareketi gönüllüsü kadınlar işlerinden çıkarıldı, terörist olarak damgalandı, bebek ve çocuklarıyla birlikte keyfi olarak gözaltına alındılar, cezaevlerine konuldular.”
JOHAN HEYMANS:
“Bir ülkenin hukukun üstünlüğüne geri dönmesini sağlamak için sürekli baskı uygulanmalıdır. Bu, hızlı olmaz, hukukun üstünlüğünün yeniden kazanılması zaman alır.”
“Adaletin bir gün tecelli etmesi için, insan hakları suçları failleri hakkında ICC’deki Mahkeme görüşüne dayanarak şikayette bulunduk. Adalet belki biraz zaman alabilir, ama cezasızlık sona erecektir. Avrupa Mahkemesi, Yalçınkaya davasında önemli açıklamalarda bulundu ve Türkiye’de sistematik bir sorun olduğunu tespit etti.”
“Gerçek iş, Yalçınkaya davasından sonra başlıyor. Şimdi yapılması gereken bir sonraki adım, bunun uygulandığından emin olmaktır, çünkü geçmişte Türkiye’nin genellikle kararlara uymadığını gördük. Şimdi insanların davalarını yeniden açma talebinde bulunmaları önemlidir, böylece sistem içinde mümkün olan en fazla hareketliliği elde edebiliriz, çünkü bir çok Türk yargıcı bu gelişmeleri yakından takip ediyor ve her hukuk öğrencisine öğretilen ilkelerden kendilerinin sorumlu tutulabileceklerini fark ediyorlar.”
SINAM MOHAMAD:
“Türkiye rejimi , Suriye’nin Kuzeydoğusunda, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nin ruhunu ve uluslararası hukuku ihlal ediyor.”
“2018’de Afrin’deki işgalin başlamasından bu yana, Türkiye’nin suçları Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nin 7. ve 9. maddeleri kapsamında sınıflandırılabilir. Türk ordusu, insansız hava araçlarıyla insanları öldürmeye devam ediyor, yaşam kaynaklarını yok ediyor, Kürt halkını kuşatıyor ve Afrin’deki 300,000 kişiyi zorla yerinden etmeye maruz bırakıyor. ”
PARIDHI SINGH:
“Demokrasi, bilinçli karar alma ile ilgilidir. Demokrasinin bu kontrol noktası saldırıya uğradığında, demokrasinin kalitesinde doğrudan bir zarar meydana gelir, bu da bireyler, şirketler, sivil toplum kuruluşları için olumsuz sonuçlar doğurur, ancak en önemli olan doğrudan etkilenenlerdir.
“Gazetecilere karşı hukuki tehditlerin yanı sıra, Pegasus Casus Yazılımı gibi hukuki olmayan yöntemlerle gazetecilere karşı daha yaratıcı ve yenilikçi bir model bulunmaktaydı..”
“Türkiye’nin sosyal medya yasaları, devlete veya cumhurbaşkanına karşı olan herhangi bir şeyi yayınlamayı gerçekten zorlaştırıyor. Bunun denetlemesi için getirilmiş özel kurallar bulunmaktadır.”
ANDREA BARRON:
“Türkiye, İşkenceye Karşı Sözleşme’yi 1988 yılında ve Sözleşme’ye İlave Protokol’ü 2011 yılında onayladı. Ancak bu uluslararası sözleşmeleri onaylaması, işkence uygulamasının ortadan kaldırılmasında hatta azalması konusunda açıkça hiçbir fark yaratmamıştır. Aslında, şu anda duyduğumuz gibi, Avrupa Komisyonu, Türkiye’de işkencenin Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bu yana aslında daha da çok arttığını söyledi.”
“Uluslararası hukukçular, Türkiye’nin İşkenceye Karşı Sözleşme kapsamındaki taahhütlerini nasıl ihlal ettiğini göstermeye çalışabilirler. Ancak başka bir strateji de Türk mağdurlarının ABD ve Avrupa’da deneyimlerini politika yapıcılarla paylaşmasıdır. TASSC Savunma Programı, bunu 10 yılı aşkın bir süredir yapmaktadır. – çoğunlukla Kongre’nin belirli Senato ve Temsilciler Meclisi Komiteleri ile Temsilciler Meclisi’ndeki Tom Lantos İnsan Hakları Komisyonu ile özel toplantılarda yapmaktadır.”
Freedom Convention Turkey 2023 panellerine aşağıdaki bağlantılardan ulaşılabilir:
“Panel I: TÜRKİYE’DE KRİZ: DEMOKRATİK GERİLEME VE TRANSNASYONEL BASKI”
“Panel II: TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI HUKUK UYUMU: AİHM VE BM GELİŞMELERİNE ODAK”

