Başlıktaki cümle bu yılki Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC)’in 23 finalistini hazırlayan Mıktıbek, İngrid ve Xhon’a ait. Kendileri yıllar önce daha çocukken Türkçe Olimpiyatlarında sahne alan hizmet sevdalısı üç yiğit. Bu kahramanlar, 2014 yılında İstanbul, Antalya, İzmir, Erzurum, Kayseri, Bursa, Gaziantep gibi illerde Türkçe Olimpiyatlarına katılmışlar. Şimdilerde dünyanın metropol şehirlerindeki organizasyonların mutfağında çalışıyorlar. Bu üç şampiyonun ortak düşüncesi ise, barış ve huzurun olduğu ve herkesin ortak bir paydada bir araya gelebildiği bir dünya istiyor olmaları. Bunu da müziğin diliyle anlatmaya çalışıyorlar.
Evet dostlar, bu üç yiğitle beraber IFLC’nin mutfağında hizmet veren diğer kahramanların hazırladığı 21. Uluslararası Dil ve Kültür Festivali, En Güzel Öykü Müzikali’ni Frankfurt’ta bizatihi izleme fırsatı buldum. Nasıldı diye sorarsanız, tek kelimeyle Almanların deyimiyle, “Wundebar” derim. Tıpkı ülkemizde yıllar önce spor sahalarında yapıldığı şekliyle muhteşem bir gösteri oldu.
İzleyicilerin unutulmaz bir gece yaşadığı kapalı salonun kapasitesi 2 bin 300 kişilikmiş. Oturduğum yerden baktığımda bir kişilik bile yer yoktu. Salonu dolduran kimselerin tahminen nerdeyse yüzde yetmişi gençlerdi. Yer olsaydı sanırım bir o kadar daha katılan olurdu. Bu etkinliğe katılanlar arasında Hizmet gönüllüleri olduğu gibi yerli halktan da ciddi oranda katılım vardı. Türkçe, Almanca ve İngilizce başta olmak üzere birçok şarkı seslendirildi.
Geçtiğimiz yıl, “Işığın Yükselişi” müzikaliyle büyük beğeni toplayan Uluslararası Dil ve Kültür Festivali, bu yıl Hz. Yusuf’un yaşadıklarını anlatan “En Güzel Öykü Müzikali” ismiyle sahneye taşıdı. 48 kişiden oluşan genç ekip gösterdiği performans ile tabiri yerindeyse solonun tozunu attırdı. İşin doğrusu alkışlamaktan avuçlarımız morardı. Göze ve kulağa hitap eden müzikal, adeta izleyenleri büyüledi. Özel olarak bestelenmiş şarkılarla izleyicilerden büyük beğeni aldı. Hem Doğu’nun hem de Batı’nın klasik eserlerinden yararlanılarak titizlikle hazırlanmış performans, bilinen en eski öyküleri yorumlayarak izleyiciye sundu. Bu arada yediden yetmişe herkesin anlayabileceği bir üslup ile sahnelenen gösteride hem geçmişte, hem de günümüzde yaşanan zulümlere dikkat çekildi.
Türkiye’de yaşadığı baskılar sebebiyle Meriç nehrinden geçtikten sonra Yunanistan’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Esma Uludağ ve çocukları sahnede canlandırılınca işin doğrusu gözlerimiz doldu. Kaçak yollarla ülkesini terk etmek zorunda kalan insanların dramını anlatan sahne ise hepimizin yüreğini burktu. Bu arada dev ekran yardımıyla sahneye aktarılan öyküyü destekler mahiyetteki görüntüler de arka fonda gösterildi ki bu da gösteriye ayrı bir renk kattı.
Bir yaz akşamında bizlere keyifli dakikalar yaşatan bu isimlerin yıllar önce kendilerinin de Türkçe Olimpiyatlarına katılan kişilerden olduğunu söylemiştim. Bu işin mimarı olan Hocaefendi henüz ilk günler denebilecek evrede gördüğü bir rüyayı resmeden bir şiir yazmıştı. Bilindiği üzere bu şiir zevkine doyamadığımız bu programların açılış ve kapanış sahnelerinde bir şarkı olarak söyleniyor. Bundan yaklaşık 55 yıl önce görülen bu rüyanın gerçek olacağını o günün insanı elbette hayal bile edemezdi. Ama her hayal bir gerçeğin işaret fişeği değil mi Allah aşkına?
Frankfurt’ta izlediğimiz “En Güzel Öykü Müzikali” malumunuz Kur’an’da “En güzel Kıssa” ismiyle bilinen Hz. Yusuf (a.s.)’ın anlatıldığı suredir. Bu surede Hz. Yusuf’un babası Yakup (a.s.) yıllarca Hz. Yusuf’u bekler ve “Vah Yusuf’um!” diyerek ağlamaktan gözlerine ak düşer. Onun bu halini hem de kendi çocukları; “Aradan bunca zaman geçti, halâ mı Yusuf’u sayıklayıp duruyorsun. Allah’a yemin olsun ki, bu gidişle ya kederinden eriyip gideceksin yahut da helak olup öleceksin!” (Yusuf Suresi, 12/85) diyerek onun Hz. Yusuf’u beklemesini umutsuz bir vaka olarak görürler. Ancak Hz. Yakub; “Ben, bütün dertlerimi, keder ve hüznümü ne size ne de başkasına, sadece ve sadece Allah’a arz ediyorum.” diyerek Allah’ın rahmetinden asla ümidini kesmez. Onun Allah’a olan itimadı öylesine güçlüdür ki bir gün oğlu Hz. Yusuf ile tekrar buluşacağından hiç şüphesi yoktur. Ve netice itibariyle o buluşma sonunda gerçekleşir.
Şimdi bazıları bu programın mutfağındaki yiğitlerin; “Barışın, huzurun olduğu ve ortaklaşa yaşayabileceğimiz bir dünya istiyoruz. Bunun için müziği aracı kılarak mesaj vermek istiyoruz.” sözlerini çok iddialı bulabilirler. Tıpkı Hz. Yakup (as)’in oğulları gibi ümitsiz bir hayal olarak görebilirler. Gene Kur’an’ın ifadesiyle diyeyim, “kendi karakterlerinin gereği olarak” etraflarına da ümit kırıcı maval okuyabilirler. Ama biz inanıyoruz ki bir gün -biz görmesek de- bu kahramanların hayalleri gerçek olacaktır Allah’ın izniyle..

