Yazarlar

Yanaktaki Kan | İSMET MACİT

 

Bir yüreğe sığmayan acılar…

Kurgu bir darbe bahanesiyle binlerce insan bir gecede terörist damgası ile yaftalayıp kötülük imparatorluğunun zulmüne maruz kaldı. Bu zulüm tarihteki misallerini aratmayacak niteliktedir. Kurdukları menfaat şebekesinin çökmesinden endişe eden devlet görünümlü çete, yüzbinlerce insana sosyal katliamın her çeşidini yapıyor.

Şehirlerin sokaklarında Ebu Leheb ruhuyla dolaşan bu yapı, ellerindeki medya ve devlet organlarını kullanarak, halkı bu kitlesel suça ortak edip “kötülüğü sıradanlaştırıyorlar.”[1]

 “…Nazizm, zulmettiği insanları birer potansiyel suçlu olarak kamplarda toplamadan önce bunun alt yapısını oluşturmak için başlattığı ve kamplarda devam ettirdiği ‘aşağılama ve ötekileştirme’ siyaseti ve beraberindeki kanuni düzenlemeler ve baskılarla temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakmış ve böylece hukuk önünde öncelikle onların kişiliği yok etmiştir… Nihai olarak da bütün insani niteliklerden arındırılarak gereksiz kılınan insan görünümündeki yaratıkların bedenlerini fiziksel olarak imha etmiştir. İşte Nazizm’in insanlığı dehşete düşüren ve bir anlam verilemeyen hazin zaferinin kısa özeti budur…[2]

Ayşe Özdoğan’ın hayat hikayesi dizi film haline getirilse ve Türkiye televizyonlarında yayınlansa kuvvetle muhtemel insanlar gözyaşları içinde izlerler. Ama yaşananlar yürekleri kanatan gerçeklerden ibaret olunca toplum vicdanı granitten kayalara dönüşüyor..

Ayşe Özdoğan; kanser hastası, eşi zindanda, oğlu henüz sekiz yaşında, babası Alzheimer, annesi kanser hastası..

Ve Yargıtay tarafından cezası onanan Ayşe Hoca tutuklanarak zindana gönderildi. Ceza ertelemesi için yaptığı başvurular reddedildi. Verdiği tüm dilekçe ve raporlar yok sayıldı ve yapılan zulmü tarihin sayfalarına Ayşe Hoca’nın yanağından akan kanla yazıldı. Kötülük kap kara bulut gibi ülkenin üzerine çöktü.

Hukukçular verdikleri kararla bir insanı ölüme yollarken insanlığın da kanına girdiler. Merhametin esas olmadığı hukuk, kanı çekilmiş ve damarlarında kötülük denen ziftin dolaştığı cesede dönüşür.

Ayşe Hoca hıçkırıklı bir ağıtla şöyle diyordu taşlaşmış vicdanları resmederken: “vermediğim bir ölüm raporum kaldı…” Şu cümle tek başına zulmün büyüklüğünü anlatmaya yetmez mi?

Cezasının ertelenmesi için çırpındı zira eşi içerdeydi bakımını görümünü yapması gereken hasta annesi babası ve yavrusu vardı…

Ayşe Hoca ve sevenlerinin çığlığı karar verici hakimlerin taş kesilmiş yüreklerine çarpıp geri döndü. Ve hasta bir kadını zindana atarken kalplerinde insanlık adına ufak bir kırıntının dahi kalmadığını gösterdiler.

Çok mu zordu ceza ertelemesi?

Devletiniz mi yıkılırdı?

Ülkeniz mi bölünürdü?

Hukukun içinde kalarak insanı ve insanlığı yaşatacak bir karar alamaz mıydınız?

Siyaset ve siyasilerden bu kadar mı korktunuz ki çürümüş ceset gibi koktunuz…

İnanıyorsanız Allah’tan korkmanız gerekmiyor muydu?

 

Birde sağıyla soluyla medyanın yaptıkları…

Nemrudun ateşine odun taşıyan ahali gibi…

Sahte Adli Tıp raporu ile bir hasta kadının çilesi üzerinde tepinip durdular..

Tarihe işte öyle geçecekler…

Masumların kanı ile beslenen siyaset ve gücün köleleri…

Allah (cc), günleri insanlar arasında çevirir durur… O vakit geldiğinde gerçek hukuk ve adil yargıçlar önünde hesap vereceksiniz. Dökülen her damla gözyaşının, sebep olduğunuz ayrılıkların, kan sıçrattığınız sevdaların, kırdığınız kalplerin, çaldıklarınızın… Hasılı o vakit geldiğinde Ayşe Hocanın yanağına damlayan kan dahi aleyhinize şahitlik yapacak…

 

[1] https://caglayandergisi.com/2021/03/01/kristal-gece/

[2] Kemal Bakır, Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu