Yazarlar

Ümit Arefesinde buruk bayramlar | İsmet Macit

“Gördüm babaların ağlamasını, 
Dalları düğüm düğüm Gövdesi kahve falı, 
Bir zeytin ağacını köklemek var ya, 
Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı, 
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye ,
Acısı duymak var ya kopmanın ,
Babaların ağlaması işte o ,
Babaların ağlaması öyle zor…”
Hasan Hüseyin Korkmazgil

Beş altı yaşlarındaki Yusuf Metin, apartman dairesinin balkonundan karanlığa doğru gözyaşları içinde haykırıyordu:
“Babaaa… Babaaa!”
Âdet edinmişti, her gün bu saatlerde hapiste olan babasına sesleniyordu tertemiz yüreğiyle. Masum çocuğun çığlıkları dinleyenlerin yüreklerine saplanan bıçak gibiydi. Öyle samimi, öyle içten çağırıyordu ki babasını, yüreğinin sıcaklığı demir parmaklıkları eritecek güçteydi. Ama o çığlık gidip vicdansızlığın soğuk duvarına çarpa çarpa geri dönüyordu. Yavrunun babaları hissetse de zulmün babalarının bu sesi duyacakları vicdan kulakları sağır olalı çok olmuştu. Duyanları duygulandıran ses, başını taştan taşa vura vura akan ırmağın denize dökülmesi gibi gidip gecenin bağrında kayboluyordu.
Bu yavrunun iniltilerini sağır vicdanlar duymasa da aynı kaderi paylaştığı yıllar öncesinin dert ortakları duydular. Çığlıklar gidip seferberlik yıllarında cephe gerisinde babasını bekleyen çocukların hasretiyle buluştu. Özellikle Balkan Savaşları’ndan sonra, nadiren de olsa çekilen fotoğraflarda baba, dede, dayı, amca yoktur. Çünkü onlar “seferberlik” deyip gitmiş, bir daha geri dönmemişlerdir.
Bir şehidin yetimi anlatıyor: “Babamın bir fotoğrafı bile yoktu. Ben kundakta iken Çanakkale’ye gitmiş, geriye dönmemiş. Anam tarif ederdi babamı, hayalimde bir baba kurguladım ve onu sevdim hep. Babamı hep başka babalarda hayal ettim.”
Bu günler sevinçlerin kursaklara misafir olduğu günler. Anasından, babasından, ülkesinden, akrabalarından öksüz; Nebevi bir kader/keder yaşayan on binlerin ızdırabı gelip yüreklere çörekleniyor. Sevdiklerine sarılanların aklından, zindan parmaklıklarına tutunan mazlumların hâli hiç çıkmıyor. Bayramlarda tam sevinecekken gözleri yollarda sevdiklerini bekleyenlerin iniltisi parçalıyor ciğerleri. Tıpkı yıllar önce aşkları, sevgileri, mutlulukları yarım bırakan seferberlik yılları gibi. O yıllarda bir nesil babasız büyüdü, annelerinin gölgesinde. Bu devrin tiranları kahrolası bir darbe bahanesi ile on yedi bin kadını zindanlara atarak o dönemdeki zulümden daha ağırını yapıyorlar. Dün Çanakkale’nin yetimleri babasız büyüdüler. Bugün Süreç’in yetimleri hem annesiz hem babasız büyüyorlar…
Rabbim balkondan babasını çağıran yavruların tertemiz yürekleri ve Çanakkale şehitlerinin hürmetine sevenleri kavuştursun.

Rabbim tüm mazlumları bayram hürmetine sürpriz lütufları ile sevindirsin!

Hizmetten | İsmet Macit

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu