Ümide Sarıl Sımsıkı… | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

Zahiren yenilgi gibi görünen, ağır darbelere maruz kalınan günlerde mümine düşen nedir? Sızlanmak, şikayet etmek, atf-ı cürümlerle musibeti ikileştirmek mi; yoksa bunları bitirdik diyenlerin karşısına aşkla şevkle yeniden bir daha dikilip mücadele azmini kamçılamak mı?

‘Allah günleri insanlar arasında döndürür durur’ hakikati Kur’an’da ayettir ve müminlere çok ince mesajlar fısıldar. Düşebilirsiniz, sürçebilirsiniz, muvakkat hezimetler de yaşayabilirsiniz. Güneş bir gün size galebe çalan hasmınızın üzerine diğer doğar başka bir zaman o düşmanın yerinde yeller eser…

En ağır günlerde bile ümitsizliğe düşmeme, sarsılsa bile yıkılmama bir mümin vasfıdır…

Uhud harbinde Müslümanlar “geçici” bir hezimet yaşamış, başta Hz Hamza olmak üzere ciğerparelerini Uhud’un eteklerine bırakıp Medine’ye dönmüşlerdi. Allah Rasulü (sav) Uhud’un ertesi günü bir önceki gün Uhud’da olanlarla Kureyş ordusunu takibe koyulmuştu. Hamra-ül Esed dağının eteklerine geldiğinde her kişinin bir ateş yakmasını emretmiş ve düşmana ‘yıkılmadık’ mesajı verirken; demoralize ashabını moralize etmiştir… Ateşleri gören Ebu Süfyan bunları dün yendik, yarım yamalak bir galibiyet aldık bunu mağlubiyete çevirmeyelim diye düşünerek Mekke’nin yolunu tutmuştu.

Allah Rasulü (sav) müminlerin; ümitsiz, bedbin, bitkin görülmelerini asla istemezdi. Bir taraftan kadere teslim olmanın hakkını verirken diğer taraftan sebeplere riayet edip o günün toplum telakkisi ve hakikatleri ne ise ona göre hareket ederdi. Şüphesiz O’ndan (sav) alınacak, hayatında çıkarılacak oldukça önemli dersler vardır her şeye ve sıkıntıya rağmen koşturmaya devam eden Hizmet erleri için…

Hicret’in 7. yılında Kaza Umre’si için Mekke’ye gelmişti 1600 arkadaşı ile Allah Resulü (sav). Müşrikler bir gözcü gönderip müslümanların hallerini öğrenmek istemişlerdi. Gözcü Mekke’ye dönüp müslümanların hallerini güle güle istihza ede ede Kureyş’in ulularına anlatmıştı. “Müslümanlar zayıf, bitkin, hasta, yorgun ve perişan haldeler” demişti. Kureyş uluları ise çıkalım Dar-ün Nedve’nin damına ve müslümanların zayıf perişan hallerine gülelim demişlerdi. Cebrail bu durumu Efendimize (sav) haber verince Efendimiz (sav) Mescid-i Haram’a girerken şöyle buyurmuştu: “Ey mümin erkekler ihramlarınızı sağ kollarınızın altından alın (ızdıba) ve hızlı çabuk adımlarla canlı yürüyün (remel) ki bugün heybetli görünüp canlı yürüyene Allah ahirette merhamet edecek.” İşte böyle bir yürüyüşün, canlılığın, ümidin, aşkın, şevkin adıdır hizmet adına gösterilen her gayret.

Ne güzel söyler sadakat âbidesi Zübeyr Gündüzalp abi bir nur talebesine yazdığı mektupta: “Çöllere sürülürsen, kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen, vücut ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu sabırla seyredeceksin! Karanlık zindanlara atarlarsa, ışık; paslı vicdanları görürsen, ümit; imansız kalplere rastlarsan, Nur vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkûm olacaksın. Ve buna şükredeceksin!

Asrın dertlisi Hocaefendi, hizmet insanını anlatırken ümidi, aşkı-şevki adeta ilk sıraya koyar:

“Hizmet insanı…..müesseseleri yıkılıp plânları bozulduğu ve birliği dağılıp kuvvetleri târumâr olduğunda fevkalâde inançlı ve ümitli; yeniden kanatlanıp zirvelerde pervaz ettiği zaman da mütevâzi ve müsamahalı.. bu yolun sarp ve yokuş olduğunu baştan kabul edecek kadar rasyonel ve basiretli; önünü kesen cehennemden çukurlar dahi olsa, geçilebileceğine inanmış ve himmetli.. uğruna baş koyduğu dâvânın kara sevdalısı olarak, cânı-cânânı feda edecek kadar vefalı ve geçtiği bu şeylerin hiçbirini bir daha hatırına getirmeyecek kadar da gönül eri ve hasbî olmalıdır.”

Evet bugün bu meşaleyi yıllar önce tutuşturalar çile ve ızdırabın pençesine inim inim inliyorlar. Dışarıda olanlar bu çilekeş insanlarla sanki aynı koğuşta birlikte üşüyor, birlikte titriyorlar. Analar rahat rahat emzirirken yavrularını anne sütünden mahrum bırakılan yavrular akıllarına gelince gözyaşları damlıyor yavrularının yüzüne… Ama bir olimpiyat meşalesinin taşınması gibi elden ele ulaşan bu emaneti uzatırken tüm dünyaya Anadolu’nun vefakar, cefakar, çilekeş insanı; “alın bu meşaleyi sakın düşürmeyin zira biz bu çileyi ömrümüzü vakfettiğimiz ışıktan yarınlar için çekiyoruz” diyorlar adeta.

Kıyamet kopuyor da olsa elinizdeki fidanı dikin diyen Allah Rasulü’nün (sav) kutlu emrine binaen geleceğin ümit tohumlarını kızılca kıyamete rağmen dünyanın dört bir tarafında adı başka şekli başka projelerle o mümbit topraklara saçmaya devam edenlere, bu işi Anadolu’da başlatıp bu meşaleyi dünyaya taşıyın diyen ve şimdilerde “akrebin kıskacında yoğrulan” binlerce vicdan işçisine selam olsun!

 

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...