Yazarlar

Üç aylar (Receb , Şaban, Ramazan) 2021 Takvimi | Sayit Koçer

 

Hicri 1442         =                          13 Şubat Cumartesi 2021

 Regaib gecesi/Kandili:               18 Şubat Perşembe

Miraç Gecesi/Kandili:                10 Mart Çarşamba

Şaban ayının başlangıcı:            14 Mart Pazar

Beraat Gecesi/kandili:                27 Mart Cumartesi

Üç aylar (Receb , Şaban, Ramazan) 2021 Takvimi | Sayit Koçer 2

Ramazan Başlangıcı:                  13 Nisan Salı

Kadir gecesi/Kandili:                  8 Mayıs Çarşamba

Ramazan Bayramı:                    13 Mayıs Perşembe

Müslümanlar ibadetlerini “Ay” Takvimine göre yapıyorlar

‘(Resulüm) sana yeni doğan (hilal şeklindeki) ayı soruyorlar. De ki; o, insanlar için de hac için de vakit ölçüsüdür.’ (Bakara; 189)

Güneşi ışıklı ve ay’ı nurlu kılan yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için ay’a konak yerleri düzenleyen O’dur.’  (Yunus suresi, 5)

 

Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Sene içinde ayların sayısının on iki olduğu da Kur’an’da belirtilen bir husustur. Bunlardan dördü haram aylardır…

إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ  “Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.” (Tövbe; 36)

Haram Aylar:

Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Recep ayıdır.” (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9) el-eşhuru’l-hurum” diye anılan söz konusu dört ayın bu şekilde adlandırılması; bu aylarda savaşın haram kılınması, işlenen sevap veya günahlara başka zamanlarda yapılanlardan daha fazla mükafat veya ceza verilmesi, böylece yılın diğer aylarından farklı bir önem ve saygınlığa sahip bulunmaları sebebiyledir.  (Elmalılı H. Yazır. Cessas, Aḥkamü’l-Ḳuran II, 110-111, DİA, XVI, 105-106)

Katade rahimehullah da, haram aylarda işlenen günahların diğer aylarda işlenen günahlardan daha büyük bir suç olduğunu şu sözleriyle dile getirmiştir: “Zulüm, her ne kadar her durumda kötü olsa da, haram aylarda işlendiğinde diğer aylarda işlenenlerden çok daha günah, çok daha büyük bir suçtur.” Taberî, 10/89.

Maide/5; 2 de haram aylara saygı gösterilmesi isteniyor. “Ey iman edenler! Ne Allah’ın şeairine, ne şehr-i harama, ne Kâbe’ye hediye olarak gönderilen kurbanlık hayvanlara, hele hele gerdanlık takılı kurbanlıklara, ne de Rabbinin lütfunu, ihsan edeceği kazancı ve O’nun rızasını arzulayarak Beyt-i Haram’a yönelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin…” Maide; 2. Yine Maide/5; 97’de; hürmete layık olan Kabe ile birlikte haram ayın da insanların iyiliğine vesile kılındığı belirtilmiştir.

İslâm’da Mübarek Zaman Dilimleri

 

İslâm’da mübarek zaman dilimlerinin kutsiyeti, hakikatte Allah’ın dilemesindendir. Bu İlâhî dileme varlıklar için binbir maslahat ve hikmetler içerir, Allah (c.c.) çoğu ayetlerde yemin ederk bu zaman dilimlerinin önemine dikkat çekmektedir.

Bu zaman dilimleri Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin nüzulü için birer vesile olmaktadırlar. Allah (c.c) bazı zaman dilimlerini diğerlerine göre daha mübarek (bereketli) kılmış.

Üç Ayların Fazileti[1]

Üç aylar, kutlu bir zaman dilimidir ve mü’minlerin hayatında müstesna bir yer teşkil eder. Her mü’min, bu zaman diliminin geleceği ânı heyecanla bekler/beklemelidir. Böyle bir bekleyiş bize Efendimiz’den miras kalmıştır. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), üç ayların geleceği günleri gözler ve onun gelişiyle birlikte şöyle duada bulunurdu:  اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي رَجَبٍ وَشَعْبَانَ وَبَلِّغْنَا رَمَضَانَ  Ya Rab! Recep ve Şaban’ı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.[2]

Recep Ayı

Üç ayların başlangıcı olan Recep, Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerim’de haram aylar (içinde savaşın haram olduğu ve saygı gösterilmesi istenen, işlenen amellere ceza ve sevabın arttırıldığı aylar) olarak zikrettiği dört aydan biridir.

Efendimiz (s.a.s) başka bir hadislerinde: “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar kabul olur. Bunlar; Recep ayının ilk gecesi, (bir başka rivayette ise, ilk Cuma gecesi= Regaib Gecesi.)[3] Şaban ayının on beşinci gecesi, Cuma ve Bayram geceleridir” el-Feth’ül Kebir 2/92.  buyurmuştur.

İbn-i Abbas (r.a): “Resulullah (s.a.s) Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)

Recep ayında sevapların âdeta yağmur gibi yağması sebebiyle bu aya Recebü’l-asabbismi verilmiştir. “Asabb” kelimesi Arapça’da “bol bol dökülen” anlamına gelir. Yani Allah’ın rahmetinin coşup, ikram ve ihsanlarının sağanak sağanak kulları üzerine yağdığı ay demektir.

Bu aya Recebü’l-asamm da demişlerdir. “Asamm” sağır demektir. Recep ayı, savaşın haram olduğu aylardan olduğu için bu ayda silahlar susar, savaş çığırtkanlıkları duyulmaz olur, her tarafa sulh ü sükun hakim olurdu. Onun için ona bu ismi vermişlerdir.

Allah dostları, Recep ayını, tarlaya tohum atma dönemine benzetmişlerdir. Şaban ayı, bu tohumların ve çıkan başakların bakım dönemi, Ramazan ise hasat mevsimi gibidir. Bu bakımdan bir mü’min, ahirete yönelik mahsüller elde etmek için yola çıkmışsa ilk etapta tohumu iyi atmalıdır. Yapacağı salih ameller ve bu amellerdeki niyeti, ahiret mahsüllerinin en güzel tohumları olacaktır.

Bediüzzaman Hazretleri de üç ayların faziletine dair şu ifadeleri kullanır: “Azîz, sıddîk kardeşlerim, … çok mübârek ve çok sevaplı ibâdet ayları olan Şuhûr-u Selâse gelecek. Her bir hasenenin sevâbı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâbân-ı Muazzamda üç yüzden ziyâde ve Ramazan-ı Mübârekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere, Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pekçok uhrevî fâideleri kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakîkat ve ibâdet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i îmâna temin eden Şuhûr-u Selâseyi böyle bire on kâr veren medrese-i Yûsufiyede geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse, ayn-ı rahmettir. (Tarihçe-i Hayat)

Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadir’in kudsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i salihin ve her bir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”[4]

Recep ayının ilk cuma gecesine Regâib gecesi denir. Allah Teâlâ bu gecede mü’minlere türlü türlü ihsanlarda bulunur. Onlar da bu ihsanlara karşı rağbet gösterirler. Zaten regâib tabirinin aslı “rağbet” kelimesine dayanmaktadır. Cenâb-ı Hak bu geceye hürmet edenlere merhametiyle muamelede bulunur. Bu sebeple o günün gecesini ve gündüzünü salih amellerle değerlendirmeye gayret etmek gerekir. Elden geldiğince namaz, oruç, sadaka, Kur’ân tilaveti gibi ibadetler yapmalı; hastaların, yaşlıların, fakirlerin gönüllerini almaya çalışmalıdır.

Recep ayındaki mübarek gecelerden birisi de Miraç gecesidir. Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gökler ötesi âlemlere açılıp Cenâb-ı Hak’la mülâki olduğu Miraç hâdisesi, hicretten yaklaşık bir yıl önce Recep ayının 27. gecesi vuku bulmuştur. O gece Peygamber Efendimiz ilk olarak Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Beytü’l-makdis’e götürüldü. Bu yolculuk Kur’ân-ı Kerim’de “gece yürüyüşü” anlamına gelen “isrâ” kelimesiyle zikredilir. Buradan da “miraç” unvanıyla Cenâb-ı Hakk’ın yüce katına davet edildi. Miraç’ta Cenâb-ı Hak, Efendimiz’e, ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların Cennet’e gireceğini müjdeledi; Bakara sûresinin son âyetlerini vahyetti ve beş vakit namazı farz kıldığını bildirdi.

Şaban Ayı

Üç ayların ikincisi olan Şaban da fazilet bakımından son derece değerlidir. Bu hususta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: وَهُوَ شَهْرٌ تُرْفَعُ فِيهِ الْأَعْمَالُ إِلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ، فَأُحِبُّ أَنْ يُرْفَعَ عَمَلِي وَأَنَا صَائِمٌ

“Ameller, Âlemlerin Rabbi’ne Şaban ayında arz edilir.  Ben de amelimin oruçluyken O’na arz edilmesini isterim.”[5]

Peygamber Efendimiz bu ayda bol bol oruç tutardı. Nitekim Âişe Validemiz’den (radıyallâhu anhâ) şöyle rivayet edilmiştir:

“Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bazen o kadar oruç tutardı ki ‘Herhâlde hiç ara vermeyecek’ derdik. Bazen de oruca o kadar ara verirdi ki ‘Herhâlde hiç oruç tutmayacak.’ derdik. Resulullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ramazan dışında hiçbir ayı bütünüyle oruçlu geçirdiğini görmedim. Hiçbir ayda da Şaban ayındaki kadar oruç tuttuğunu görmedim.”[6]

Kendisi bu ayda çok fazla oruç tuttuğu gibi ümmetine de öyle yapmalarını tavsiye buyurmuştur. “Ramazan’dan sonra en faziletli oruç hangisidir?” diye sorulan bir soruya Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ramazan’ı tazim için Şaban ayında tutulan oruçtur.” diye cevap vermiştir.[7]

Şaban ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece Berat gecesidir. Bu kelime; berî olmak, aklanmak, suçsuz olmak gibi anlamlara gelir. Mü’minlerin bu gece günahlarından kurtulup temize çıkmaları umulduğundan dolayı ona bu isim verilmiştir.

Bazı âlimlere göre Duhân sûresinin ilk âyetlerinde bahsedilen mübarek gece Berat gecesidir: (Bknz: Duhân sûresi, 44/1-4.)

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde Berat gecesinin feyiz ve bereketini şu sözleriyle anlatır: “Şaban’ın 15. gününün gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: ‘Yok mu istiğfar eden, affedeyim! Yok mu rızık isteyen, vereyim! Yok mu başına bir musibet gelen, sağlık ve afiyet vereyim!’ Bu nida böylece tan yeri ağarana kadar devam eder.”[8]

Rivayet edildiğine göre Berat gecesinde Resûlullah’ı (aleyhissalâtü vesselâm) yanında bulamayan Hazreti Âişe (radıyallâhu anhâ) kalkar ve aramaya çıkar. Nihayetinde O’nu Cennetü’l-Bakî kabristanında başını semaya kaldırmış, tefekkür ve duaya dalmış bir hâlde bulur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gecenin faziletini muazzez zevcesine şu sözlerle anlatır: إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَنْزِلُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيَغْفِرُ لأَكْثَرَ مِنْ عَدَدِ شَعْرِ غَنَمِ كَلْبٍ  Allah Teâlâ, Şaban’ın on beşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanın günahlarını bağışlar.”[9]

Ancak, Allah’ın rahmetiyle muamelede bulunduğu bu gecede –Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifadeleri çerçevesinde– bir kısım kimseler bu rahmetten mahrum kalacaklardır: “Allah (celle celâluhu) Şaban’ın on beşinci gecesi geldiğinde rahmetiyle nazar eder ve bütün mahlûkatını mağfiret eder. Yalnız şunlar müstesnadır; müşrikler, çok kin güdenler, (bir rivayete göre de:) akrabalık bağlarını koparanlar, ana-babasını incitenler ve içkiye düşkün olanlar.”[10]

Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar  (Sızıntı; Şubat 1994. Ç ve Nesil 6.  Yeşeren Düşünceler)

 

Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı, bir şivesi vardır ki, onları yılın diğer aylarından ayırır.. her ayın güzellik ve nefasetinin zâhirî duygularımızla hissedilip yaşanmasına mukabil, bu müstesna zaman dilimi kalble ve batınî duygularla yaşanır. Bu aylarda gönül dünyalarına yönelen insanlar, iman ve iz’anlarından fışkıran ışıklarla eşyanın perde arkasını süze süze, duygularıyla, içinde ebedî bir ömür sürecekleri firdevslere uyanmış ve ulaşmış gibi olurlar. Onlar için bu aylardaki günler, geceler, hatta saatler ve dakikalar âdeta bir başka büyüyle gelir-geçer; gelip geçerken de derecesine göre herkese mutlaka bir şeyler fısıldar.

Bu aylarda zaman hep uhrevî renklerle tüllenir.. insanlar tıpkı öbür âlemin sakinleriymişçesine munisleşir ve sırlı bir derinliğe ulaşırlar. Herkes kendi iç derinliklerinden olduğu gibi, varlığın sinesinden de ukba buudlu bir şiiri dinler ve yığın yığın hülya ve hatıraların, beklenti ve rüyaların gurup ve tulûlarında dolaşır. Yer yer hüzünlü, zaman zaman da neşeli tedaileriyle üç aylar, bize hem yitirilmiş bir Cennetin hasretini hatırlatırlar hem de buğu buğu onu yeniden bulabileceğimiz ümidiyle bütün benliğimizi sararlar. Evet, hayatımızın her dakikasını ayrı bir saadet ve neşeye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hatıra ve tedailer, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler…

Ruhumuzu Dinleme Zamanı: (Üç Aylar_ K testi 13. Mefkure Yolculuğu)

 

(…) Öncelikle ifade etmek gerekir ki üç aylar, insanın, Allah’a en yakın olabileceği, O’nun engin rahmetine liyakat kesbedebileceği; günahlarından sıyrılıp kalb ve ruh ufkunda seyahat edebileceği en önemli kutlu zaman dilimleridir. Zaten nefsin tezkiyesi, ruhun terbiyesi ve kalbin tasfiyesi açısından insanın her sene mutlaka böyle semavî bir rehabilite sürecine ihtiyacı vardır. Bu mübarek zaman dilimleri ise böyle bir rehabiliteyi gerçekleştirme adına çok önemli bir vesiledir.

Şüphesiz insanın bu mübarek zaman dilimlerinde bedenî ve nefsanî ağırlıklardan sıyrılıp belli bir ufka yükselebilmesi, belli bir seviyeyi yakalayabilmesi en başta ciddi bir tefekkür ve tezekkür ameliyesini gerektirir. Ancak bunu yaparken o, kalb ve ruhunu da sürekli mâneviyata açık tutmalıdır. Yani o, bir taraftan, bu aylarda, iman ve Kur’ân’a dair meseleleri, akıl ve zihin melekeleriyle, müzakere yoluyla anlamaya çalışırken, diğer yandan da, üzerine sağanak sağanak yağan mâneviyat ve ışık yağmurunu yudum yudum içine çekmeye çalışmalıdır.

Teveccühe Teveccühle Mukabele Edilir

 

Şimdiye kadar pek çok insan, kendi zaviye ve kendi ufku itibarıyla bu zaman dilimleriyle alâkalı nice güzel söz söylemiş, nice güzel beyanda bulunmuş, gündüz ve gecesiyle bu ayların mü’min hayatına kazandıracağı nice güzelliklere dikkat çekmiştir. Hazine kıymetindeki bu eserlerin karşılıklı okuma yoluyla kelime kelime üzerinde durulup tahlil edilmesi, müzakere metoduyla sindirilip içselleştirilmesi, bu ayların insana kazandıracağı varidat ve füyuzatı anlama ve duyma adına çok önemlidir.

Evet, üç aylarla alâkalı yazılanlardan tam istifade edebilmek için sığ ve sathî bir okuyuş tarzından uzaklaşıp, meselenin derinliklerine açılmasını bilmek gerekir. Aksi hâlde, bu duygu ve düşünce geliştirilmediği sürece insanın üç aylarla alâkalı okuyup dinlediklerinden hakkıyla istifade edebilmesi mümkün olmayacaktır.

Bu kutlu zaman dilimlerinin kendine mahsus güzelliklerini ve insan gönlüne akseden zevk ve lezzetlerini kâmil mânâda duyup tadabilmek için daha baştan bu zaman dilimlerinin “ganimet ayları” olduğunun bilinip takdir edilmesi, arkasından da saniyesi zayi edilmeksizin gece ve gündüzüyle bu ayların ciddi şekilde değerlendirilmesi gerekir. Mesela, azim ve kararlılıkla geceleri kalkıp Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etmeyen ve gece varidatını yudumlamayan bir insanın bu aylarla ilgili dile getirilen güzellikleri derinliğiyle hissetmesi, tatması ve zevk etmesi mümkün değildir…

Evet, bu mübarek günlerin tepemizden aşağıya sağanak sağanak boşalttığı varidatı duyabilmek, öncelikle ona inanıp teveccüh etmeye bağlıdır. Zira teveccühe teveccühle mukabele edilir. Siz bu ayların ruh ve mânâsına teveccüh etmezseniz, onlar da size kapılarını açmaz. Hatta bu aylarla ilgili söylenen çok canlı ve parlak sözler bile sizin nazarınızda cansız bir ceset gibi sönük kalır… Bu itibarla insan meseleyi öyle sahiplenmeli ki, âdeta Recepleşmeli, Şabanlaşmalı ve Ramazanlaşmalıdır. Evet, insan, onlarla öyle bütünleşmeli ki, bu kutlu ayların insan ruhuna neler söylediğini duyup hissedebilsin. Yoksa siz, siz olarak kaldığınız, sathîlikten kurtulamadığınız ve bu ayların hakikatini araştırmadığınız sürece bu aylarla ilgili söylenilen çok güzel sözler bile bir kulağınızdan girer, öbür kulağınızdan çıkar. Bu açıdan, laubaliliğe açık duran, böyle bir ganimet mevsiminde kendini yenileme gibi bir gayret içinde olmayan, hâl ve hareketlerinde ciddiyeti yakalayamayan insanların bu aylardan istifadeleri çok zordur.

Kutlu Zaman Dilimine Uygun Programlar

 

Meselenin içtimaî ruha, toplumdaki genel kabule bakan yönü de vardır. Vâkıa bu mübarek ayların ifade ettiği gerçek derinlik ve enginliğin duyulup hissedilmesi kalb ve ruh ufku itibarıyla derin insanlara mahsus bir mazhariyettir. Fakat şu anda umumi mânâda toplumumuzun da belli ölçüde bu ayların kıymet ve bereketini takdir ettiği ve Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ettiği de bir gerçektir. İşte bu durum önemli bir vesile olarak değerlendirilip bu kutlu zamanda farklı program ve aktivitelerle insanların ruhuna belli mesajlar duyurulabilir.

Aynı şekilde üç ayların içinde yer alan Regâib, Miraç, Beraat ve Kadir gecelerinde de dinin ruhuna sadık kalınarak çağımızın insanına hitap edecek daha hususi programlar tertip edilebilir. Böylece bu kutlu geceleri, insanları Allah’a yaklaştırma ve dinin hakikatini gönüllere duyurma adına değerlendirmiş oluruz…

Bizim, farklı vesileleri değerlendirerek yapacağımız bütün faaliyetlerdeki gayemiz, insanları düşünce ve his dünyaları itibarıyla bir adım daha Allah’a yaklaştırmak olmalıdır. Şayet meşgul olduğumuz program ve aktiviteler bizi bizliğimize götürmüyor ve kendimizi bulma istikametinde bize rehberlik etmiyorsa boş şeylerle uğraşıyoruz demektir.

Evet, düzenlediğimiz programlarda Rabbimize ait bir kısım hakikatleri seslendiremiyor, insanları bir adım daha Efendiler Efendisi’ne yaklaştıramıyorsak; hatta sırf insanların heva ve heveslerine hitap eden programlar düzenliyor ve neticede onlara sadece “Hoş dakikalar geçirdik.” dedirtiyorsak, zaman israfına, belki de günaha giriyoruz demektir. Zira Allah’a (celle celâluhu) götürmeyen ve Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ulaştırmayan her yol bir aldanmışlıktır. Hem zaten insanları eğlendirme, şölen ve karnavallar düzenleme hak ve hakikate tercüman olmayı isteyen inanan gönüllerin işi ve vazifesi değildir….

Göklerin nura gark olduğu, zeminin semavî sofralarla bezendiği böyle bereketli bir zaman diliminde, biz, insanları kalbî ve ruhî hayatları itibarıyla hep derinleşmeye yönlendirmeli ve yapacağımız her işi mutlaka yüksek hedeflere, engin mülâhazalara bağlamalıyız. Öyle ki muhatap olduğumuz insanların gönüllerine her seferinde yeni bir mânâ, yeni bir ruh aşılamalı ve onları, mâneviyat adına doymazlığa doğru yelken açtırmalıyız…

Hâsılı, birlik ve beraberlikler, Cumalar, Recepler, Şabanlar, Ramazanlar, Regâibler, Miraçlar, Beraatlar ve Kadirler mutlaka insanları Cenâb-ı Hakk’a yönlendirmeye vesile yapılmalı ve her ânı sonsuzluğu peylemeye açık bu kutlu zaman dilimlerinde tertip edilen bütün aktiviteler, yüce ve yüksek gayeleri gerçekleştirmeye matuf olmalıdır. (Mefkûre Yolculuğu, Kırık Testi-13)

Kandillerin Değerlendirilmesi

 

Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım; afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma, rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır. Bunlardan bazıları:

  1. Kur’ân–ı Kerim okuyabilir, okuyanları dinleyebilir.
  2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilebilir.
  3. Namazlar kılınabilir. Varsa kaza namazları kılınabilir.
  4. Tefekkürde bulunulabilir. “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi…
  5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılabilir. Şimdinin ve geleceğin plân ve programı yapılabilir.
  6. Günahlarımıza samimi olarak tevbe ve istiğfar edilebiliriz.
  7. Kendimiz ve diğer Mü’min kardeşlerimize bol bol dua edip, evrad ü ezkarda bulunabiliriz.
  8. Mü’minlerle helalleşip rızalarını alabiliriz.
  9. Küs ve dargın olanlar barıştırılıp, gönüller alınıp, kederli yüzler güldürülmeli.
    10. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
  10. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlılar görüp gözetilp, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
  11. Sohbetler düzenleyebilir; va’z ü nasihat dinleyebiliriz. Hasseten; O gece ile ilgili âyetler, hadisler ve bunların yorumları ilgili kitaplar okunabilir.
  12. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstatlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
  13. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.

[1]  Bu bölüm Gufranla Tüllenen İbadet Oruç , M Fethullah Gilen kitabından alınmıştır.

[2] Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/259; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 4/189.

[3] [İbn-i Asâkir]

[4] Bediüzzaman, Şuâlar, s.495 (On Dördüncü Şuâ).

[5] Nesâî, sıyâm 70; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/201.

[6] Buhârî, savm 52; Müslim, savm 173, 174, 176, 177.

[7] Tirmizî, zekât 28; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 2/346.

[8] İbn Mâce, ikâme 191.

[9] Tirmizî, savm 39; İbn Mâce, ikame 191. (Benî Kelb, Arap kabileleri arasında koyunlarının çokluğuyla bilinirdi).

[10] İbni Mâce, ikâme 191; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 6/108.

 

Hizmetten | Sayit Koçer

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu