Tesettür (2) – Günümüzde Başörtüsüne Bakış | RASİM HANER

Yazar Rasim Haner

Başörtüsüne bakışta üç eğilim öne çıkıyor.

Birincisi, dinî açıdan değerlendirme eğilimi. Bu kişiler başörtüsünü tamamen dinin bir emri olarak görür ve kendilerini Allah’ın emrini yerine getiren kişi olarak değerlendirirler. İnsanların pek çoğu da onların, başörtüsünü dine olan bağlılıklarından dolayı olarak taktıklarını düşünürler. Örfe uyarak başını kapatanların büyük çoğunluğu da onun dinin bir emri olduğunu bilirler. Başörtüsü takmayanlar ya da takarken onu terk edenler, konuya dinî açıdan yaklaşmayı tercih etmezler.

İkincisi, özgürlük açısından değerlendirme eğilimi. Bu kişiler, başörtüsünü ne dinî ne de politik olarak ele almaktan kaçınırlar. Konuyu tamamen şahsî tercihlerine dayandırır ve kendilerini nasıl özgür hissediyorlarsa o şekilde yaşamayı tercih ederler. Bu çerçevede başörtüsünü bazen moda olarak görüp takanlar olduğu gibi çağdışı bir uygulama olarak görüp kendine yakıştıramayanlar da olabilir. Bu, başörtüsü takanlardan ziyade takmayanların ya da takarken onu terk edenlerin eğilimidir.

Üçüncüsü ise politik açıdan değerlendirme eğilimi. Bu eğilimde olanlar, meseleyi tamamen mevcut siyasi rejimin bir uygulaması, dayatması ya da sembolü olarak görürler. Bu eğilimi, başörtüsü takanların kendilerinden ziyade diğer insanlar gösterirler. Başörtüsünü sırf politik bir sembol olarak takanlar yok denecek kadar azdır. Ancak başörtüsüne politik nazarla bakan ve onu siyasi bir partinin temsili şeklinde algılayanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Günümüzde başörtüsü hakkında yaşanan problemler bir hayli artmış bulunuyor. Başörtüsü kullanmaya başlarken ve başladıktan sonra zorlananlar olduğu gibi senelerce başörtüsü kullandığı halde başını açanlar da var. İster başörtüsü takmakta zorlananlar isterse de taktıktan sonra başını açanların yaşadıkları problemleri birkaç maddede özetleyebiliriz.

1- Aile baskısı: Ailesinden başını örtme konusunda baskı gören ve zorla kapanan kadınlar, bu baskılara karşı içlerinde duydukları tepkileri, daha sonra başlarını açmakla gösteriyorlar. Çünkü baskı ile yaptıkları bu fiil içlerine sinmiyor, kalpleri onu kabul etmiyor, akılları o konuda ikna olmuyor. İnsanın, aklen ve kalben tatmin olmadığı bir şeye tepki duyacağı ve kendisine dayatılan şeyi zahiren kabul ediyor görünse de zamanla terk edeceği rahatlıkla tahmin edilebilir.

2- Çevre baskısı: Ailesinden baskı görmese bile çevresinden baskı, ötekileştirme ve dışlama tavırlarına maruz kalan kadınlar, çareyi başlarını açmakta bulabiliyorlar. Çünkü her gün yapılan tazyiklerle baş etme, yapılan eleştirilere cevaplar verebilme, baskıları aklî ve kalbî argümanlarla savma alt yapı ve cesaretini kendilerinde bulamıyorlar.

3- Kendini dışlanmış ve yalnız hissetme: Başını neden örttüğünü tam bilmeyen, bunun dünyada ve ahiretteki neticelerini yeterince idrak edemeyen ve tesettürlü halini etrafına nasıl açıklayacağını bilemeyen bir kadın, çevresi ona baskı uygulamasa bile, kendi kendine rahatsızlık duyarak başını açabiliyor. Özellikle muhafazakar bir çevreden farklı bir muhite ya da ülkeye giden biri, şahsına yönelik doğrudan bir kınama, dışlama muamelesi yapılmasa bile kendini dışlanmış, kınanmış, öcü gibi bakılan bir insan şeklinde görebiliyor. Etrafında onu destekleyecek, ona yol gösterecek kimseler yoksa, kendi içinde büyüttüğü bu problemi aşamıyor ve yalnızlık psikolojisine girebiliyor. Bu yalnızlığını gidermek için de başını açıp, çoğunluğun içine karışmayı tercih edebiliyor.

4- Bilgi ve şuur eksikliği: Bazı kadınlar, başörtüsünün dindeki yeri, mahiyeti, tarihi konularında yeterli bilgiye sahip olmadan, bu konuda örnek insanların hayatlarını okumadan başlarını örttüklerinden dolayı, zamanla zihinde oluşan şüphelere, dışarıdan gelen tazyiklere karşı koyamıyorlar. Bu zafiyetin sebebi, başörtüsü konusundaki bilgi eksikliğidir.

5- Yanlış algılar: Başörtüsü konusunda pek çok problemin temelinde bazı yanlış algılar, düşünceler vardır. Mesela başörtüsü taktığında kadının kendisini çalışmak da dahil bütün sosyal faaliyetlerden soyutlamak zorunda hissetmesi gibi. Halbuki gerçekler bunun yanlış bir algı olduğunu gösteriyor. Başörtülü kadınlar pekâlâ halk içinde bulunabiliyor ve kendilerine uygun işler yapabiliyorlar.

6- Başörtüsünün getirdiği ek mesuliyetten kaçış: Bazı kadınlar, başörtüsü taktığı takdirde bazı ek mesuliyetler yüklenmek ve daha dikkatli yaşamak zorunda kalacaklarını düşünüyorlar. Bu oldukça yerinde bir düşüncedir. Elbette başörtüsü bir inanç gereği takılır. Başörtüsünden yana tercih yapan kişi, inancının gereği olarak davranışlarına, konuşmalarına, bulunacağı yerlere dikkat etmesi gerekir. Esasında başörtüsünün bir hikmeti de budur. Yani o, üzerinde bulunduğu kişiye bir kimlik belirler ve onun belli prensiplerle hareket etmesini, böylece günahlardan, büyük hatalardan korunmasını sağlar. Bazı kadınlar bu tür ek mesuliyetleri taşıyabileceklerine inanmadıkları için başörtüsünden kaçarlar. Bazı kadınlar ise bunu bir problem olarak görmez, dini bir bütün olarak değerlendirir ve başörtüsüyle beraber diğer mesuliyetleri de elinden geldiğince eda ederler.

7- Özgürlük anlayışı: Başörtüsü kullanırken başını açanlardan bir kısmı da bunu özgürlük temeline dayandırır. Onlara göre kendileri özgürdürler, tercih hakkına sahiptirler, bu yüzden de hayatta bir kısım zorluklara sebep olduğunu düşündükleri başörtüsünü çıkarmayı tercih ederler.

Değerlendirme

Her meselede olduğu gibi inanç da bir tercih meselesidir. Allah Tealâ Kur’an’da, “İsteyen iman etsin, isteyen inkar etsin”[1] buyurarak insana bu tercih hakkını verir. Fakat Allah Tealâ, insana inanması için deliller sunduğu gibi inanmayan insandan da neye dayanarak inanmadığını sorar. Yani inkarcının bile bir delile dayanmasını ister. Durum böyleyken inanan insanların, inançlarını delillerle desteklemeleri, böylece sağlam temele dayalı bir inanca sahip olmaları beklenir. Çünkü delil bir rehberdir, insanı hedefe götürür.

Dinimizin, inanmamız için bize sunduğu yol gösterici deliller vardır. Bunların en büyükleri, Kur’an, peygamber, kainat ve akıldır. Kur’an bize naklî deliller sunar. Fakat aklımızı çalıştırarak bu naklî delilleri değerlendirmemizi ister. Peygamber, Kur’an’ın canlı tatbikçisidir. Kainat, içinde barındırdığı düzen, kanun ve oranlarla bize avaz avaz Yaratıcıyı anlatır. Ve akıl bu üç büyük delili değerlendirip sağlıklı bir neticeye ulaşmakla mesuldür. Şirke, küfre şartlanmamış salim akıl, mutlaka Yaratıcısını bulur.

Delillere dayanarak dinin tercih edilmesi, dindeki hüküm ve kuralların da kabul edilmesi manasına gelir. Dinin temeli olan inanç esaslarını kabul eden, ibadet ve muamelelerle alakalı hükümleri de dolaylı olarak kabul etmiş sayılır. İnanç esaslarına bağlı yaşayan biri, dinin ahlak kısmını da temsil etmelidir. Normal insan mantığı da bunu gerektirir. Yani Allah’a inandım diyen birinin Allah’ın isteklerini gözetmesi, emirlerini yerine getirmeye çalışması, mantıklı düşünmenin bir gereğidir. Allah’a inandığı ve O’nu sevdiğini söylediği halde O’nun emirlerini yerine getirmeyen insan, meseleyi bir insan realitesi olarak ele almalı ve inancını sağlamlaştırmaya çalışmalıdır. Zira ameldeki eksiklik, inancın takviye edilmesi gerektiğini gösterir. İnsan, herhangi bir işi mecburiyetten dolayı yapabilir ama ibadetlerde mecburiyet düşüncesi, onu yeterince motive etmez. İbadetlerde motivasyonu sağlayan en önemli güç kaynağı, inanç ve sevgidir.

İbadetlerde olduğu gibi başörtüsü gibi bir kısım dinî vazifelerde de temel motivasyon, Allah sevgisi ve Allah inancıdır. Yani başını örten bir kadın, Allah’a olan inancından ve O’nu sevdiğinden dolayı örter. Fakat bunun tam tersini düşünemeyiz. Yani başını örtmeyen kadının Allah’a inanmadığını ya da Allah’ı sevmediğini söyleyemeyiz. Zira iman ile amel arasında kuvvetli bir bağlantı olsa da amel imanın bir parçası değildir. Ameli yapmayan, imandan çıkmış olmaz. Çünkü amelsizliğin bir kısım iç ve dış sebepleri vardır. En başta insanın nefsi ve çeşitli hisleri, onu farklı yönlere sevk eder. Hisler çoğu zaman kalbi ve aklı dinlemez. Bu durumda kalpte olan iman çıkıp gitmiş olmaz. Belki sadece hislerin tesirinden dolayı kendi rolünü oynayamaz hale gelir. Burada korkulan şey, amelsizliğin uzun zaman sonra insanın bir tabiatı haline gelmesi ve imanı riske atmasıdır. Çünkü iman kalbe ait bir iç dinamik olarak amelden beslenir. Yani amel imanı kuvvetlendirir ve sağlam bir zemine oturtur. Amel olmadığında iman teoriden ibaret olarak kalır ve zamanla yok olabilir.

Başörtüsü meselesi temelde Allah inancı ve sevgisine dayansa da o bir problem olarak görüldüğü ya da onunla alakalı bir sıkıntı yaşandığında meseleyi hemen dinî zemine çekip orada çözmeye ya da tartışmaya kalkışmamak gerekir. Bunun yerine konuyu mevcut şartlar ve şahsi karar çerçevesinde ele almak yerinde olur. Zira problemin sahibi, yaşadığı sıkıntıyı atlatmaya çalışırken, kendisine okunan bir ayet ve hadisi ya da yapılan bir dinî telkini kabul etmek istemez. Bu durum, onun başını açmasından daha büyük bir tehlikedir. Çünkü başını açan, bir ameli terk etmiş olsa da bir ayet ve hadise itiraz etmek, ona içten tepki duymak insanın imanını riske atar.

Başörtüsüyle alakalı problem yaşayan insanları böyle bir riske atmamak için onlara daha ziyade Allah’ı peygamberi sevdirecek, Kur’an’a yaklaştıracak güzel sözler söylemeli. Başörtüsüyle alakalı ne tür problem yaşarsa yaşasın, namaz oruç gibi ibadetleri terk etmemelerini tavsiye etmeli. Dine, imana ve hayata dair ümit verici yaklaşımlar sergilenmeli.

Bir sonraki yazımızda bazı sorulara temas ederek bu konuyu noktalayacağız.

[1] Kehf sûresi, 18/29.

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...