Yazarlar

Tefekkür ve İsm-i Kuddüs | Zekeriya Çiçek

TEFEKKÜRÜN DÜNYAMIZDA EKOLOJİ İLE KRİSTALLEŞTİĞİ RABBANİ İSİM “İSM-İ KUDDUS”

İsm-i Kuddûs: Her şeyi tertemiz yapan ve kendisi her türlü lekeden münezzeh olan Cenab-ı Hakkın ismidir.

          “Yeri de döşeyip düzenledik. Biz ne güzel donatıcıyız!” (Zâriyât Sûresi  51:48)            

” Bu kâinat ve yerküre, sürekli çalışan büyük bir fabrika ve her an boşalan bir ev, bir misafirhanedir. Hâlbuki böyle sürekli çalışan fabrikalar, evler ve misafirhaneler, çöpler ve artıklarla ve değişik fabrika atıklarıyla çok çabuk kirleniyorlar. Bunun neticesi olarak ta, etrafımız kirleniyor ve kötü koku salgılayan maddeler her tarafta birikiyor. Eğer pek çok dikkatle bakılmazsa ve süpürülüp temizlenmezse, içinde yaşanmaz; insan onda boğulur.

 

Eğer dikkatli bir bakım ve temizlik yapılmazsa ve yaşanılan yer süpürülmezse, içinde durulmaz; insan onda boğulur. Hâlbuki bu kâinat fabrikası ve yerküre o kadar parlak, temizdir o kadar kirsiz ve bulaşıksızdır ve kötü kokulardan arındırılmıştır ki, bir lüzumsuz şey ve bir gerekli olmayan hiçbir madde olmadığı gibi her şey bir iradeyle kontrol edildiğinden, tesadüfen bir kir bile bulunmaz. Eğer görüntüde bulunuyor gözükse de, çabucak geri dönüşüm makinesine atılarak temizlenir.

         

Tefekkür ve İsm-i Kuddüs | Zekeriya Çiçek 2

Demek, bu fabrikaya bakan Zat, çok iyi bakıyor. Ve bu fabrikanın öyle temizliğe dikkat eden bir sahibi var ki, o koca fabrikayı ve o büyük sarayı küçük bir oda gibi süpürtür, temizler, düzenler ve kirden arındırır. Ve o pek büyük fabrikanın büyüklüğü ölçüsünde artıkları ve fabrika atıklarından kalma kirli maddeleri bulunmuyor. Belki büyüklüğü ölçüsünde temizliğe dikkat ediyor.

Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu âlem sarayındaki kirden arınmışlık, saf ve duru olması, ışıl ışıl temizlik, kesintisiz devam eden belli bir gayeye yönelik temizlikten, bir dikkatli pislikten arınmadan ileri geliyor. Ve eğer o daimi arınma ve süpürmek ve dikkatle bakmak olmasaydı, bir senede tüm hayvanların yüz bin çeşit (şu anda iki milyon çeşit) türleri arzın yüzünde pislik içerisinde boğulacaklardı.

 

Ve feza boşluğunda harap olan ve ölümü gerçekleşmiş gök cisimlerinin, belki yıldızların enkazları, başımızı ve diğer hayvanların başlarını, belki dünyamızın başını kıracaklardı, böylece dağlar büyüklüğündeki taşları başımıza yağdıracaklardı. Ve bizi bu dünya vatanımızdan kaçıracaklardı. Halbuki, eskiden beri o yukarı âlemlerdeki harap olma ve onarmadan, ibret almaya sebep olarak, yalnız birkaç göktaşı düşmüşse de, hiç kimsenin başını kırmamış.

Hem zeminin yüzünde her sene ölüm ve hayatın değişmeleri ve dövüşmeleri yüzünden, yüz binler hayvan türünün bireylerinin cenazeleri ,(şu anda iki milyon çeşit) ve iki yüz bin çeşit bitkinin (şu anda iki milyon çeşit) bireylerinin enkazları, kara ve denizlerin yüzlerini aşırı derecede kirleteceklerdi ki, şuurlu olan canlılar, o yüzleri bırakın sevmeyi ve aşık olmayı, belki de çirkinlikten nefret edip ölmeyi ve yok olmayı isteyeceklerdi.

Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir yazar rahatlıkla sayfalarını temizleyebildiği gibi, bu gökyüzünde uçup duran dünyamızın ve gökyüzünde uçuşup duran kuşların kanatları ve kâinat kitabının sayfaları da öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki, ahiretin sınırsız güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, aşktan da öte hayranlık duyarlar.

Demek bu âlem sarayı ve bu kâinat fabrikası, Kuddüs isminin büyük bir tecellisine ayna olur ki, o ilahi temizlikten gelen emirleri, değil sadece denizlerdeki etle beslenen(etoburlar) temizleyiciler ve karaların kartalları, belki kurtlar ve ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sağlık memurları dahi dinliyorlar.

Belki o temizlikle ilgili kutsal emirleri, bedenimizde hareket edip duran alyuvarlarımız ve akyuvarlarımız dinleyip hücrelerimizde temizlik yaptıkları gibi, nefes dahi o kanı temizleyerek dışarı atıp uzaklaştırır.

 

Ve o emri, gözkapakları gözleri temizlemek ve sinekler kanatlarını süpürmek için dinledikleri gibi, koca hava ve bulut dahi dinler. Hava, zemin yüzeyine, konan çöpleri üfler, temizler. Bulut içerisinde yağmur depolamış sünger gibi zeminin bahçesine su serper, tozu toprağı yatıştırır.

Sonra, gökyüzünü kirli kalmaması için, çabucak çöplerden arındırıp mükemmel bir düzen içerisinde ortadan kaybolur. Gökyüzünün güzel yüzünü ve gözünü, silinmiş ve süpürülmüş biçimde, ışıl ışıl parlak gösteriyor.”

           Ve o temizlik emrini, yıldızlar, hava, su ve toprak, bitkiler dinledikleri gibi, bütün zerreler dahi dinliyorlar ki, hayret veren değişimlerin fırtınaları içinde o zerreler temizliğe dikkat ediyorlar. Bir yerde lüzumsuz toplanmıyorlar, kalabalık etmiyorlar.

Kirli olsalar çabucak temizleniyorlar. En temiz ve duru ve ışıl ışıl haldeki bu vaziyetleri, en güzel ve safi arınmış bu ince şekilleri alması, yaptığı tüm işleri belli bir gayeye yönelik yapan bir el tarafından yapılmaktadır.

İşte bu tek fiil, yani, bir tek gerçek olan temizleme işlemi, Kuddus ismi gibi en yüce bir isimden, kâinatın büyük dairesinde görünen büyük bir hadisedir ki, doğrudan doğruya Rabbimizin varlığını ve O’nun birliğini, tüm güzel isimleriyle beraber, güneş gibi, geniş ve dürbün gibi olan gözlere gösterir.”

Aynen öyle de, Kudüs isminin etkisini gösterdiği ve tecellisi olan temizleme ve pislikten arındırma olayları dahi, varlığı zorunlu olan Allah’ın (cc) hem güneş gibi varlığını, hem de gündüz gibi birliğini gösteriyorlar.

           Ve Kudüs isminin geniş tecellisinden gelen temizleme ve pisliklerden arındırma, bütün bir kâinatın içerisindekileri varlıkları temizliyor, güzelleştiriyor. İnsanların kirlenmiş elleri karışmama şartıyla, hiçbir şeyde gerçek anlamda kirlilik ve çirkinlik görünmüyor.

    Evet, Kâinat sarayını ter temiz tutan bu büyük, genel temizleme, elbette Kudüs isminin tecellisinin bir gereğidir. Evet, nasıl ki bütün mahlûkatın tesbihatları Kudüs ismine bakar; öyle de, onların temiz olmalarını da Kudüs ismi ister.

            Ey maddi ve manevi nimetleri lüzumsuz biçimde harcayan ve böylece israf eden, harcamada dengeyi kaçırmış, ey haksızca davranan ve ey kirli ve nimetlerin kıymetini bilmeyen talihsiz insan! Bütün kâinatın ve bütün varlık âleminin hareket kanunu olan nimetleri lüzumsuz biçimde harcadığın ve temizlik kaidelerini yerine getirmediğinden dolayı, varlık âleminin tümünün zıttına hareket ederek, mânen onları nefretlerine ve kızmalarına sebep oluyorsun.

             Neye dayanıyorsun ki, tüm bir varlık âlemini haksızlıklarınla, dengesizliğinle, maddi ve manevi nimetleri lüzumsuz biçimde harcayarak ve kirleterek kızdırıyorsun.  

Doğru yoldan çıkmanın ve bilgisizliğin, ne derece ahmakça bir hal olduğunu gör ve sürekli -İslam dini ve kâmil imanı lütfeden Allah’a hamdolsun- de.” (İsm-i Kuddûs 30.Lem’a 1. Nükte)

Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu