<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zekat arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/zekat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/zekat/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Mar 2025 12:28:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>zekat arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/zekat/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Zekât ve Verileceği Yerler</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zekat-ve-verilecegi-yerler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2025 12:28:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43049</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, Zekât ve verileceği yerler hakkında olacaktır. إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zekat-ve-verilecegi-yerler/">Cuma Hutbesi | Zekât ve Verileceği Yerler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>Zekât ve verileceği yerler</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ</strong></p>
<p><strong>Zekâtlar</strong> sadece fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan görevlilere, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlara, esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyenlere, borçlulara, Allah yoluna ve bir de muhtaç kalmış yolcu ve gariplere mahsustur. Allah tarafından kesin olarak böyle farz buyuruldu. Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir). <strong><em>(Tevbe sûresi, 9/60)</em></strong></p>
<p><strong>Zekât; İslâm&#8217;ın beş şartından biridir. </strong>Kelime anlamı, <strong>&#8220;artma, çoğalma, arıtma ve berekettir. </strong></p>
<p><strong>Zekât</strong>, dinen zengin sayılan bir Müslümanın, seneden seneye malının belli bir miktarını,  Kur&#8217;ân da sayılan <strong>sekiz sınıftan</strong> birisine veya birkaçına, <strong>Allah rızası için </strong>vermesidir. <strong>Farziyyeti,</strong>  Kur’an’da sürekli tekrar edilen  <strong>“Namazı kılın, zekâtı verin&#8230;”  </strong>âyet-i kerîmeleriyle sabittir. <strong><em>(Bakara, 43, 83, 110; Nisâ, 77; Nûr, 56). </em></strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.s),  <strong>الزَّكَاةُ قَنْطَرَةُ الْإِسْلَامِ</strong>  <strong>“Zekât, İslâm’ın köprüsüdür.”<a name="_ftnref1"></a> </strong><strong><em>Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 8/380. </em></strong>Buyurmuş.</p>
<p>Namaz dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekât da İslâm’ın köprüsüdür.  Birisi <strong>dini,</strong> diğeri <strong>asayişi </strong>muhafaza eden <strong>iki İlâhî esastırlar.</strong> <strong><em>(İşaratü’l-İcaz)</em></strong></p>
<p><strong>Zekât,</strong> kulu Allah’a yaklaştırmanın yanında, O’nun rahmetine de vesiledir. Hem dünya hem de ukba adına, Allah’ın rahmetini celbedecek önemli hususlardan birisidir.</p>
<p>Zekât verilmeyen toplumlarda şayet diğer canlılar olmasaydı, insanlar, İlâhî rahmetin tezahürü olan yağmurdan bile mahrum kalırlardı. Başkalarına merhamet edip ihtiyaçlarını gidermek, İlâhî rahmete karşı çıkarılmış en büyük davetiyedir. Allah Rasûlü (s.a.s): “Birbirlerine rahmet duygularıyla muâmele edenlere Rahmân da merhamet eder. (Öyleyse) siz, yeryüzündekilere merhamet edin ki ehl-i sema da size merhamet etsin” derken bu hakikati ifade etmektedir. Kur’ân-ı Kerim’de zekâtın, Allah’ın rahmetini celbettiği meâlen şu ifadelerle anlatmaktadır: <strong>“Namazı kılın, zekâtı verin, Rasul’e de itaat edin ki, merhamete mazhar olasınız.”</strong><strong><em> (Nur;56)</em></strong></p>
<h2><span style="font-size: 14pt;"><strong>Zekât Verene Melekler Duâ Eder</strong><strong>ler:</strong></span></h2>
<p>Allah Rasulü’nden öğreniyoruz. “Her gün iki melek inerek, onlardan biri: “Allah’ım, infak edenin (malını bereketlendirmek suretiyle) arkasını getir” diye duâ ederken, diğeri de “malı tutup cimrilik edenin malını telef et” diye bedduada bulunur. der  <strong><em>(Buhârî, zekât 27; Müslim, zekât 57)</em></strong></p>
<p><strong>Ayet-i kerimede geçtiği üzere, zekâtın verileceği yerler sekiz sınıftır;</strong></p>
<p><strong>Fakir, </strong>Ayetteki <strong>fakirlikten maksat</strong>, gelirlerinin toplamı asli ihtiyaçlarını karşılamayan ve serveti de zenginlik sınırını aşmayan kimselerdir.</p>
<p><strong>Miskin: </strong>Âyetteki <strong>miskinlerden kastedilen</strong> ise durumu fakirlerden daha düşük olan ve herhangi bir gelire sahip bulunmayan kimselerdir.</p>
<p><strong>Zekât dâiresi memurları:</strong> Vazifeleri toplama ve dağıtmadır. Memurların aldıkları ücret mahiyetinde olduğu için zengin olmaları bunu almalarına engel değildir.</p>
<p><strong>Kalpleri kazanılmak istenenler:</strong> Bunlar, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenen kimselerdir. Bu grubu üç başlıkta toplamak mümkündür:</p>
<p>Müslüman olduğu halde henüz iman kalbinde oturaklaşmayan kimseler.</p>
<p>Müslüman olmayan ama Müslüman olması umulan insanlar.</p>
<p>Müslüman olmadığı halde şerrinden emin olmak ve ortamı yumuşatmak için ihsanda bulunulan şahıslar.</p>
<p><strong>Köleler / Köle Muamelesi Yapılanlar:</strong></p>
<p>Günümüzde hem <strong>esaret </strong>hem de <strong>kölelik </strong>geçmiştekiyle aynı şekliyle değilse de benzer ve farklı uygulamalar aynen devam etmektedir. <strong>Hürriyetleri ellerinden alınan, mallarına el konulan, yurt dışına çıkmaları yasaklanan, Haksız yere hapishanelerde tutulan kimseler de esir statüsünde kabul edilebilir. Aynı zamanda, devletlerin elinde adeta bir köle gibi tutulan, hiçbir hak ve hukukları verilmeyen, diplomaları iptal edilen, iş yapmalarına müsaade edilmeyen, belli sınırları geçmeleri yasaklanan kimseler de esir ve köle sınıfına dâhil </strong><strong>edilebilir. Zekâtlar, çok rahatlıkla bu insanlara </strong><strong>verilerek</strong> hem hayatlarını idame ettirmelerine hem de hürriyetlerini elde edip, bir nevi kölelikten kurtulmalarına kapı aralanmış olabilir ki, İslam’ın en fazla üzerinde durduğu yardımlaşma şekillerinden biridir.</p>
<p><strong>Borçlular:</strong></p>
<p>Borcu olan ve buna tekabül eden miktar dışında nisaba ulaşan malı bulunmayan kimsedir. Dinin zekât verilmesini emrettiği borçlular, hırslarının altında kalıp hüsrana uğrayanlar değil, hesabı-kitabıyla yoluna devam ederken, işleri plânladığı gibi gitmeyen mağdur insanlardır.</p>
<p><strong>Allah yolunda olanlar: </strong></p>
<p>Bu alan, oldukça geniş bir yapıyı kapsamaktadır. <strong>Allah için kendini adamış ilim erbabını</strong>, <strong>dini başkalarına da ulaştırma adına gayret sarf eden kişi ve kurumları,</strong> <strong>genel olarak İslâm kültürünün yaygınlaşması için faaliyet gösteren birçok kişi ve hayır kurumunu</strong>, bu kavramın içinde mütalâa etmek mümkündür</p>
<p><strong>Yolcular:</strong></p>
<p>Herhangi bir meşrû sebeple memleketinden uzakta bulunan ve memleketinde zengin olmasına rağmen gurbette muhtaç hale gelen kimselerdir. Günümüzde özellikle de <strong>hicret için yola çıkmış kimseleri buna en bariz örnek olarak gösterebiliriz.</strong> Gitmeleri gereken yerlere ulaşmak için belli miktarlarda paraya ihtiyacı olan ancak bulamadığı için sıkıntılar içerisinde günlerini geçiren bu kimseler, bu iş için ilk akla gelenlerdir.</p>
<p><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p>Ayrıca; <strong>Bakara suresi 177</strong>. Ayette; “… Sevdiği malını Allah’ı hoşnut etmek için <strong>yakınlara</strong>, <strong>yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren</strong>…” denilerek bizlere <strong>zekât verilecek yerlerle ilgili </strong>irşatta bulunulmaktadır.</p>
<p>Günümüzde, Hukuk ayaklar altına alınarak hapislere doldurulan anne babalar <strong>esir</strong>, onların evlatları da yetim gibidirler. <strong>Siyasal iktidarların,  iftira ve kumpaslarıyla tutuklanan, savunma hakları ellerinden alınan, hatta avukatları bile tutuklanan insanlar var. Bu mağdur edilen insanların çocuklarının, ailelerinin ihtiyaçları var </strong><em>-ki bu ailelilerden çoğunun hapisteki yakınlarını ziyaret etmek için gerekli yol masraflarını karşılayacak imkanları dahi yoktur- </em></p>
<p><strong>Gaybubette veya sağlık güvenceleri olmadığı için doktora ve ilaca ulaşamayan, bir yerde sıkışmış kalmış seyahat edecek bilet parası bulamayan, sadece sırtındaki bir elbiseyle yurt dışına çıkabilmiş veya yeni bir ev tutmuş eşyaya ihtiyacı olan insanlar var. </strong>Durumlarını dile getirdiğimiz bu insanların hepsi,<strong> “Allah yolunda” </strong>oldukları için bu zulümlere maruz kalmışlar ve kalmaktadırlar<strong>. Dolayısıyla bunlar </strong>hem fakir hem düşkün hem esir, hem köle, hem borçlu, hem yolcu, hem de Allah yolundadırlar. Zekât verirken bu mazlumlara <strong>öncelik verilmelidir. </strong></p>
<p><strong>Merhameti sonsuz olan Rabbimiz,</strong> zekâtlarımızla vesile olduğumuz hayırlar ve aldığımız dualar   hürmetine bizleri affeylesin.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/03/ZEKAT-HUTBE28.03.25.docx">Cuma Hutbesi | Zekât ve Verileceği Yerler</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/03/ZEKAT-HUTBE28.03.25.pdf">Cuma Hutbesi | Zekât ve Verileceği Yerler</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-zekat-ve-verilecegi-yerler/">Cuma Hutbesi | Zekât ve Verileceği Yerler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (3) l Ahmet Kurucan</title>
		<link>https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-3-l-ahmet-kurucan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kurucan]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19173</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Klasik yaklaşımların dışına çıkarak zekat hakkında çaplı değerlendirmeler yapmaya çalışıyorum. Ne kadar ilgi topluyor, okunuyor, değerlendiriliyor bilmiyorum ama ben doğru bildiğimi ve ulaştığım sonuçları sizlerle paylaşıyorum. Twitter’ın en büyük zararlarından&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-3-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (3) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Klasik yaklaşımların dışına çıkarak zekat hakkında çaplı değerlendirmeler yapmaya çalışıyorum. Ne kadar ilgi topluyor, okunuyor, değerlendiriliyor bilmiyorum ama ben doğru bildiğimi ve ulaştığım sonuçları sizlerle paylaşıyorum. <b>Twitter’ın en büyük zararlarından biri olan 280 karakterle konuşma ve düşünmeye çalışan insanımız için belki bu yazılar uzun ve sıkıcı geliyor olabilir ama İslami değerlerin günümüz gerçekleri çerçevesinde hayata taşınması için zaruri gördüğüm açılımlar bunlar. </b>Her neyse, ben bana düşeni yapayım gerisi okuyucunun takdiri.</p>
<p>Geçen iki yazının ilkinde tarihi süreci özetlemiş, ikincisinde ise günümüz şartlarında zekatı erken dönemlerdeki uygulamalardan hareketle vergi olarak nitelendirip bir takım yorumlarda bulunmuştum. Hatırlarsanız söz konusu yorumlarımı gönderdiğim arkadaşımdan düşüncelerini ifade eden mesaj aldığımı ve onu sizlerle paylaşacağımız söylemiştim.</p>
<p>İlk düşüncesi benim ikinci yazıda verginin Peygamber Efendimiz, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde zekatla özdeş olduğu konusunu ele alırken söylediğim vicdani rahatsızlıkla alakalı. Rahatsızlığımın sebebi içimde yaşadığım acaba ben bu görüşümle bir taraftan çifte vergilendirmeye kapı açarken diğer taraftan sosyal dayanışma boyutu itibariyle fakir fukaranın eline ulaşacak paraya engel mi oluyorum ikilemiydi. Arkadaşımın şimdiye kadar benim hiç dikkatimi çekmeyen ve üzerinde de hiç düşünmediğim bir teklifi oldu ki bu teklif eğer hayata geçirilebiliyorsa sorun bütünüyle ya da büyük oranda ortadan kalkabilir.</p>
<p>Diyor ki bana: “Bazı ülkelerde mükellef ‘Vergilerim nerelere harcandı?’ sorusuna cevap olarak vergilerinin nereye harcandığını (<i>breakdown</i>) kalem kalem görebiliyor. Söz gelimi 2,000 dolar vergi verdiyse onun ne kadarının eğitime ne kadarının sağlığa ne kadarının alt yapıya ya da sosyal hizmetlere gittiğini öğrenebiliyor.”</p>
<p>İşte bu bilgi acaba benim, “Vergim zekat olur mu, yerinde kullanılıyor mu, fakir fukaraya gidiyor mu, İslami değerlere muhalif bir yere harcanıyor mu?” sorularının da cevabı olur. Bu durumda arkadaşımın önerisi şu: <b>“Müslüman vergisinin nerelere harcandığını gösteren tabloya bakıp eğer kendisini rahatsız edecek  İslami değerlere muhalif alanlara yapılan harcamalar varsa onları hesaplayıp sadece o miktarı zekat olarak verebilir.”</b></p>
<p>Arkadaşım bir başka teklif daha ileri sürüyor. Bu dediği şey önceki söylediği teklifin sistemde yer alması ile alakalı. Zaten bu olmadan ilki de olamaz. Mealen diyor ki: “Zekat meselesinin Müslümanların azınlık olarak yaşadığı Batı ülkelerindeki devlet idarelerine bakan yönü var. Eğer sizin dediğiniz gibi zekatın vergi olduğu meselesi gerek Hz. Peygamber dönemi pratikleri gerekse tarihi süreçteki uygulamalar bütünüyle o devletlere anlatılabilse, büyük bir ihtimalle onlar bunu hayata taşıyıcı, destekleyici düzenlemeler içine girilebilir. <b>Çünkü Batı ülkelerinde Müslüman diasporasının vergi kaçırma oranı oldukça yüksek. Bir yandan vergi kaçırıyor, diğer yandan devletten fakirim diye yardım alıyor ama diğer yandan fakire zekat veriyor. Bu üçgen çok sorunlu.”</b></p>
<p>Doğru söylüyor. Gerçekten kendi içinde kendisi ile çelişen bir üçgen bu. Ne dini ne ahlaki ne hukuki açılardan elle tutulur tutarlı bir tarafı yok. <b>Denildiği gibi zekat vergi olarak değerlendirilse, harcama kalemleri olarak da Müslümanları tatmin edecek sosyal sorumluluk projeleri gibi yerler belirlense o devlet hem vergi kaçırmanın önüne geçer hem büyük bir kaynak elde eder hem de Müslümanları o sorunlu üçgen dediğimiz dini ahlaki ve hukuki tutarlığı olmayan fasit daireden kurtarmış olur.</b></p>
<p>Devam ediyor arkadaşım: “Aslında bu mesele Müslüman diasporanın içinde yaşadığı ülke ve ‘yabancı’ dediği devletiyle entegresi adına da çok önemli. Şimdi Yeni Zelanda başbakanı Jacinda Ardern’i düşünün. Yeni Zelanda’da yaşayan Müslüman eğer vergisinin yani zekatının fakire verilmesi, sosyal sorumluluk projelerinde harcanması konusundaki düzenlemelere ikna olsa neden vergi kaçırsın?”</p>
<p>Haklı değil mi? Bence haklı çünkü vereceği vergi aynı zamanda zekat olarak sayılacak ve zekatı Kur’an’da belirtilen harcama kalemlerine, Hz. Peygamber dönemindeki uygulamalara muvafık bir şekilde harcanacak. Daha açık konuşacak olursak Ahmet’in, Ayşe’nin verdiği verginin yüzde şu kadarı Yeni Zelanda standartlarında fakir sayılan şu sınıfta yer alan kişilere verilecek, şu hizmetlerde kullanılacak.</p>
<p>Burada şu hatırlatmayı yapmak lazım; fakirlik sınırını belirleme her ülkeye göre değişkenlik arz edecektir ki bunu daha önceki yazımızda asgari geçim standardı diyerek ifade etmiştik. Çünkü ABD’deki fakirlik sınırı ile Suriye’deki, Somali’deki sınır elbette birbirinden farklı olacaktır.</p>
<p>Bu faslı kapatırken… Dün dünde kaldı. Dünü bugünde yaşamamız mümkün değil. Yenilenmeyen bilgilerle bugün bırakın çağı yakalamayı, çağının insanı olmayı, dünün insanı dahi olamayız. Çünkü uygulamaya çalıştığını o bilgiler toplumsal karşılığı olmayan, güncel ve aktüel hayattan kopuk hukuk tarihinin konusu olan şeylerdir.</p>
<p><b>Zekat konusu özelinde bu söylediklerimi özetleyecek olursam: Aradan geçen 14 asırda gümüşün altın karşısında kaybettiği korkunç değere rağmen 85 gr altın, 595 gr gümüşü olana zengin der, sosyo-ekonomik adaleti sağlamada devletlerin ortalama yüzde 30 vergi aldığı yerde biz yüzde 2,5 oranında zekatımızı hesaplar, mahallemizdeki fakir fukaraya dağıtarak ibadetimizi ve üzerimize düşen sorumluluğumuzu yerine getirdik zannederiz. Evet, ne dediğimin farkındayım, sadece zannederiz.</b></p>
<p><strong>Kaynak: Ahmet Kurucan | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-3-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (3) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Ama Kimlere? &#124; Prof.Dr.Muhittin Akgül</title>
		<link>https://hizmetten.com/zekat-ama-kimlere-prof-dr-muhittin-akgul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 May 2021 10:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Muhittin Akgül]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zekât kelimesi, temizlemek, artmak, lâyık olmak, güzellik, rahmet, salâh, övgü ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Zenginlik sınırına ulaşan Müslümanların, yılda bir kez vermekle mükellef oldukları özel bir ibadetin adıdır. Şart&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-ama-kimlere-prof-dr-muhittin-akgul/">Zekat Ama Kimlere? | Prof.Dr.Muhittin Akgül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Zekât kelimesi, temizlemek, artmak, lâyık olmak, güzellik, rahmet, salâh, övgü ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Zenginlik sınırına ulaşan Müslümanların, yılda bir kez vermekle mükellef oldukları özel bir ibadetin adıdır. Şart olmamakla birlikte Müslümanlar genellikle zekâtlarını, yapılan amellerin kat kat fazlasıyla geriye döndüğü, Ramazan Ayı’nda vermeyi bir alışkanlık haline getirmişlerdir.</div>
<div></div>
<div>Cenab-ı Hakk zenginlerin servetlerinin içine, belirli bir payı, aşağıda belirtilen sınıflara vermekle onları yükümlü tutmuştur. Hem bir şükrü, hem dini bir mükellefiyeti, hem de insan olarak başkalarıyla paylaşmayı ifade eden böylesine anlamlı bir ibadet, sadece İslam’la sınırlı olmayıp, her peygamberle varlığını farklı şekil ve ölçülerde devam ettirmiş bir uygulamadır.</div>
<div></div>
<div>Kur’ân, insanlarla yardımlaşmayı ve başkalarıyla paylaşmayı, infak ve sadaka gibi genel kavramlarla ifade etmekle beraber, sınırları ve şartları belli olan zekâtı, belirli esaslara bağlamıştır. Bu yazımızda konuyu sadece zekâtın kimlere verileceği ile sınırlandırmış olacağız.</div>
<div></div>
<div>Zekâtın sarf yerleri olarak da ifade edilen verilecek yerler, Kur’ân’daki tek âyette sırasıyla şöyle belirtilmiştir: <i>“Zekâtlar sadece fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan görevlilere, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlara, esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyenlere, borçlulara, Allah yoluna ve bir de muhtaç kalmış yolcu ve gariplere mahsustur. Allah tarafından kesin olarak böyle farz buyuruldu. Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).”</i> (Tevbe 60)</div>
<div></div>
<div>Âyette belirtilen birinci grup, fakirler, ikinci gruptakiler ise miskinlerdir. Farklı yaklaşımlar olmakla beraber fakir ve miskin grubundaki fakirlikten maksat, oturacağı bir evi ve eşyası olmakla beraber, gelirlerinin toplamı asli ihtiyaçlarını karşılamayan ve serveti de zenginlik sınırını aşmayan kimselerdir. Âyetteki miskinlerden kast edilen ise durumu fakirlerden daha düşük olan ve herhangi bir gelire sahip bulunmayan kimselerdir.</div>
<div></div>
<div>Şunu da burada zikretmek yerinde olacaktır ki, Hz. Ömer (r.a.) buradaki fakir ve miskin kavramlarına daha genel bir anlam vermiştir. Ona göre mesâkinden maksat, ehl-i kitaptan olan fakirlerdir. Onun kelimeye böylesi bir anlam vermesi, şu örnekle delillendirilir. Hz. Ömer (r.a.) bir defasında ehl-i kitaptan olan âmâ birine rastlar. Bu kişi karşısındakinin Halife Ömer olduğunu fark edince şöyle bir serzenişte bulunur: “<i>Beni perişan ettiniz, benden cizye alıyorsunuz, gözlerim görmüyor, bana bir şey veren de yok!”.</i> Bu şikayet karşısında Hz. Ömer (r.a.): <i>“Zekâtlar sadece fakirlere, düşkünlere..” </i>âyetini okur ve bu şahsın âyette ifade edilen miskinden olduğunu belirterek, geçiminin sağlanmasını ve kendisine zekattan verilmesini emreder.(Miskin Kavramı için bkz: Cengiz Kallek, “Miskîn”, DİA, 30/184).</div>
<div></div>
<div>Zekâtın verileceği üçüncü sınıf, âmil kelimesiyle belirtilen ve İslam Hukukunda zekât toplamakla görevli olan memurlardır. Bunlar, bütün mesailerini bu işe tahsis ettikleri için kendileri ve aile fertlerini geçindirecek bir miktarın, zekât mallarından ayrılması tavsiye edilmiştir. Şüphesiz ki, bunda ayrıca pek çok hikmet vardır ki, bunlar konumuzun dışında olduğu için şimdilik girmek istemiyoruz.</div>
<div>Âyette sayılan dördüncü grup, müellefe-i kulüptür. Bu sınıf, kalpleri İslam’a ısındırılacak kimselerden oluşmaktadır ki, bu da özellikle iyi bir temsil ve cömertliğin sergilenmesiyle gerçekleşir. Bu gruptaki insanlar, İslam’la zekât vesilesiyle tanışınca, aradaki mesafe daralmış olur, Müslümanlara daha sıcak ve yakın dururlar, şayet bazı kötülükler düşünüyorlarsa, bunlardan vaz geçmelerine sebep olabilir. Müslüman olduğu halde, İslam’a mesafeli duruyor ya da uzaklaşma yaşıyorlarsa, böylesi bir uygulamayla, yeniden gönüllere girilmiş olunur, kalplerdeki buzlar çözülür, yakınlık kurulmuş olur. Dolayısıyla bu gruptakiler, hem Müslüman hem de Müslüman olmayanları içerir. Söz konusu gayr-ı müslimler olunca, İslam’la ilgili yaklaşımlarının müspete kanalize olacağı, İslâm’ın gülen yüzünü görebilecekleri, çevrelerine bu güzellikleri anlatabilecekleri ve planladıkları bazı kötülüklerden vaz geçebilecekleri düşünülür. Yine bazı kişiler, önemli görevlerde bulunuyor ve ayrıca çevrelerinde etkin kimseler ise, bunlara da zekât verilebilir. Buradaki zekâtın, kişisel gayr-ı meşru işleri halletmek için verilen rüşvetle bir ilgisi yoktur. Böyle bir uygulamayla, İslam’ın cömertliği, paylaşma düşüncesi ve başkalarına hediye etme ahlakının ne kadar güzel ve yerinde olduğu sergilenmiş olur.</div>
<div></div>
<div>Zekât verilecek diğer grup, esirler ve kölelikten kurtulmak isteyenlerdir. Günümüzde hem esaret hem de kölelik geçmiştekiyle aynı şekliyle değilse de, benzer ve farklı uygulamaları aynen devam etmektedir. Hürriyetleri ellerinden alınan, mallarına el konulan, yurt dışına çıkmaları yasaklanan, hapishanelerde bulunan kimseler de esir statüsünde kabul edilebilir. Aynı zamanda, devletlerin elinde adeta bir köle gibi tutulan, hiçbir hak ve hukukları verilmeyen, iş yapmalarına müsaade edilmeyen, belli sınırları geçmeleri yasaklanan kimseler de, bu iki gruba dâhil edilebilir. Zekâtlar, çok rahatlıkla bu insanlara verilerek, hem hayatlarını idame ettirmelerine, hem de hürriyetlerini elde edip, bir nevi kölelikten kurtulmalarına kapı aralanmış olabilir ki, İslam’ın en fazla üzerinde durduğu yardımlaşma şekillerinden biridir.</div>
<div></div>
<div>Zekâtın verileceği farklı bir grup da borçlulardır. Zengin olsa bile meşru bir borcun altına girmiş, ödemede zorluk çeken ve ödeme imkânları kısıtlı olan insanlardır ki, günümüzde borcunu ödeyemediğinden dolayı intihara sürüklenen ve ailesi dağılan kimseleri de hesaba kattığımızda, İslam’daki bu uygulamanın ne kadar yerinde olduğunu yakından anlamış oluruz.</div>
<div></div>
<div>Diğer bir grup ise, oldukça geniş bir anlam yelpazesini içine alan “fî sebîlillâh” Allah yolunda olanlardır. Bu kavramda, sadece savaş yapan kimseleri anlamak oldukça sığ ve indirgemeci bir yaklaşımdır. Kaldı ki, savaş olarak bile anlam verilse, mücadeleler artık silahtan ziyade bilgi, beyin gücü, bilimsel başarılar, yeni keşif ve icatlar, kültür ve edebiyat gibi araçlarla yapılmaktadır. Dolayısıyla bu kavram, İslam’a hizmet içerisinde olan herkesi ve Müslümanların yararına olan her türlü faaliyeti içine alır. Müslümanlığı yaymak, onun güzelliklerini paylaşmak, tanıtımını yapmak, bunun için farklı aktiviteler tertip etmek, konferans, panel, sempozyum düzenlemek, kitap, dergi, gazete çıkarmak, İslam’ı temsil edip anlatacak kimseleri yetiştirmek, her alanda bilim insanı yetiştirmek, her dilde İslam’ı anlatacak yolları kurmak, bunların araç gereçlerini temin etmek gibi geniş bir faaliyet grubunu içine alır.</div>
<div></div>
<div>Son grup ise yolda kalmış, yolculukta bulunan, bir yerden bir yere, bir ülkeden başka bir ülkeye seyahat eden insanlardır. Yaygın kanaate göre bu kimseler, kendi memleketlerinde zengin olsalar bile, yolculuk esnasında bulundukları yerlerde paraya ihtiyacı olan kimselerdir. Günümüzde gurbetçi de diyeceğimiz bu kimseler, kendi ülkelerinde veya şehirlerinde halleri yerinde olsa bile, bulundukları yerde ondan istifade etme veya harcama imkânları olmadığından, zekât fonundan istifade ederler.</div>
<div></div>
<div>Günümüzde özellikle de hicret için yola çıkmış kimseleri buna en bariz örnek olarak gösterebiliriz. Gitmeleri gereken yerlere ulaşmak için belli miktarlarda paraya ihtiyacı olan ancak bulamadığı için sıkıntılar içerisinde günlerini geçiren bu kimseler, bu iş için ilk akla gelenlerdir.</div>
<div></div>
<div>Mübarek Ramazan Ayı’nda, yukarıda sayılan gruplardan herhangi birine zekâtımızı ulaştırdığımızda, bu mükellefiyeti inşallah yerine getirmiş oluruz. Allah Teâla yerine getirmeye çalıştığınız bu ibadeti makbul eylesin.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Prof. Dr. Muhittin AKGÜL | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-ama-kimlere-prof-dr-muhittin-akgul/">Zekat Ama Kimlere? | Prof.Dr.Muhittin Akgül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (2) l Ahmet Kurucan</title>
		<link>https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-2-l-ahmet-kurucan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2021 12:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[AhmetKurucan]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18907</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Arkadaşımın zekat ile alakalı sorusunu üzerine kaleme aldığım mektubu sizlerle paylaşmaya kaldığım yerden devam ediyorum. *** Zekât — ibadet boyutu mahfuz — sosyo-ekonomik hayatta icra ettiği fonksiyonları itibariyle kelimenin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-2-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (2) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Arkadaşımın zekat ile alakalı sorusunu üzerine kaleme aldığım mektubu sizlerle paylaşmaya kaldığım yerden devam ediyorum.</p>
<div class="zwD71NHB"><ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-3342468355981008" data-ad-slot="3622868373" data-ad-format="auto" data-adsbygoogle-status="done"><ins id="aswift_2_expand" tabindex="0" title="Advertisement" aria-label="Advertisement"><ins id="aswift_2_anchor"><iframe id="aswift_2" src="https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-3342468355981008&amp;output=html&amp;h=280&amp;slotname=3622868373&amp;adk=3844429825&amp;adf=1144511078&amp;pi=t.ma~as.3622868373&amp;w=696&amp;fwrn=4&amp;fwrnh=100&amp;lmt=1619388859&amp;rafmt=1&amp;psa=1&amp;format=696x280&amp;url=https%3A%2F%2Fwww.tr724.com%2Fzekat-hakkinda-bildiklerimiz-bilmediklerimiz-2%2F&amp;flash=0&amp;fwr=0&amp;rpe=1&amp;resp_fmts=3&amp;wgl=1&amp;uach=WyJXaW5kb3dzIiwiMTAuMCIsIng4NiIsIiIsIjkwLjAuNDQzMC44NSIsW11d&amp;tt_state=W3siaXNzdWVyT3JpZ2luIjoiaHR0cHM6Ly9hZHNlcnZpY2UuZ29vZ2xlLmNvbSIsInN0YXRlIjo1fSx7Imlzc3Vlck9yaWdpbiI6Imh0dHBzOi8vYXR0ZXN0YXRpb24uYW5kcm9pZC5jb20iLCJzdGF0ZSI6N31d&amp;dt=1619388858633&amp;bpp=5&amp;bdt=775&amp;idt=499&amp;shv=r20210422&amp;cbv=r20190131&amp;ptt=9&amp;saldr=aa&amp;abxe=1&amp;cookie=ID%3D325521953d64bce1-22239e2afaba00fb%3AT%3D1617633154%3ART%3D1617633154%3AS%3DALNI_MbWAxphvtvXiL4dhmtoiK6ColRnVQ&amp;prev_fmts=728x90%2C320x50&amp;correlator=5256555996686&amp;frm=20&amp;pv=1&amp;ga_vid=1062846616.1617633145&amp;ga_sid=1619388859&amp;ga_hid=1208362870&amp;ga_fc=0&amp;u_tz=180&amp;u_his=1&amp;u_java=0&amp;u_h=768&amp;u_w=1366&amp;u_ah=728&amp;u_aw=1366&amp;u_cd=24&amp;u_nplug=3&amp;u_nmime=4&amp;adx=141&amp;ady=1243&amp;biw=1349&amp;bih=600&amp;scr_x=0&amp;scr_y=0&amp;eid=42530671%2C21067496%2C31060829%2C31060840&amp;oid=3&amp;pvsid=1829976320975672&amp;pem=692&amp;ref=https%3A%2F%2Fwww.tr724.com%2F&amp;eae=0&amp;fc=896&amp;brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C1366%2C0%2C1366%2C728%2C1366%2C600&amp;vis=1&amp;rsz=%7C%7ClEbr%7C&amp;abl=CS&amp;pfx=0&amp;fu=128&amp;bc=31&amp;ifi=3&amp;uci=a!3&amp;btvi=2&amp;fsb=1&amp;xpc=XWKjQtr0h8&amp;p=https%3A//www.tr724.com&amp;dtd=503" name="aswift_2" width="696" height="280" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" sandbox="allow-forms allow-popups allow-popups-to-escape-sandbox allow-same-origin allow-scripts allow-top-navigation-by-user-activation" allowfullscreen="allowfullscreen" data-google-container-id="a!3" data-google-query-id="CLqOx821mvACFcaQ3godPYAHyw" data-load-complete="true" data-mce-fragment="1"></iframe></ins></ins></ins></div>
<p>***</p>
<p><b>Zekât — ibadet boyutu mahfuz — sosyo-ekonomik hayatta icra ettiği fonksiyonları itibariyle kelimenin tam anlamıyla vergi.</b> Ama çok erken dönemlerde bir önceki yazıda belirttiğim sebeplerle bu fonksiyonunu yitirmiş. Nisap miktarı, alınacak oran vb. alanlarda <b>gerekli değişiklikler değişen ve gelişen şartlara rağmen yapılmadığı için ibadet boyutu ağırlıklı sembolik bir amel olarak kalmış.</b></p>
<p>Tamam manzara bu ama<a href="https://www.tr724.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-1/"> geçen yazımın sonunda sorduğum soruyu</a> tekrarlayacak olursam, biz bugün ne yapacağız? <b>Zekâtın vergi gibi fonksiyon icra ettiği ve kamu maliyesinin bir parçası olduğu dönemi bugün yaşatmamız mümkün değil. Bir kere bunda anlaşalım. Ne İslam ülkelerinde ne de içinde yaşadığımız Batı ülkelerinde. Asıl bu, maksat bu, zekâtın vaz’ ediliş gerekçesini en güzel biçimde hayata taşıyacak olan da bu ama işin aslına irca edilmesi bugünkü şartlarda mümkün değil. Dolayısıyla bu opsiyonu bir kenara koyalım.</b></p>
<p>İkinci opsiyon; <b>zekât kamu maliyesinin dışında sosyal dayanışmayı destekleyen bir ibadet olarak kalabilir.</b> Emeviler döneminde yaşanmaya başlamış bir gerçeklik. Din işi-devlet işi ayırımı diye özetlenebilir bu durum. <b>Zekât bu ayrımda ferdi bir ibadet olarak kalmış, devlet de zekâttan bağımsız olarak vergi tarh ederek kamu maliyesini düzenlemiş. </b>Zekât fıkhı-vergi fıkhı ayrımı kurumsal manada işte bu dönemde başlamış ve tarih boyunca devam etmiş. <b>Zekât, sivil alanda şer’i hukuk ile ve kişiye özel fetvalarla, vergi de resmi alanda örfi hukuk ve herkesi bağlayan umumi kanunlarla düzenleme altına alınmış</b>. Sivil-resmi alan, şer’i hukuk-örfi hukuk ve fetva-kanun kavramları burada çok önemli. Zaten dikkatinizi çekmiştir. Günümüz İslam ülkelerinde de bu ayırım ve uygulama hala devam ediyor. Vergi kamu maliyesi kapsamında, zekât ise sosyal dayanışma unsuru olarak işlem görüyor.</p>
<p>Pekâlâ soru şu; <b>zekât kamu maliyesi uygulamasına alınabilir mi? Bence çok zor. Bu Emeviler ve Abbasiler döneminden beri devam edegelen zekâtın sivil alandan çıkartılıp tıpkı Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer dönemi uygulamalarına geri dönme manasını taşır ki ben Müslümanların zihinlerinde kökleşmiş, adeta genlerine işlemiş mevcut uygulamanın terkedilebileceği kanaatinde değilim. </b>Daha açık ifadeyle, zekât fıkhında zikredilen mallardan yüzde iki buçuk oranında bireysel bağlamda fakir fukaraya dini ve vicdani sorumluluk olarak verilen kökleşmiş uygulamadan geri adım atılacağını tahmin etmiyorum. Dolayısıyla içinde yaşadığımız seküler toplumda zekâtın adeta fakir fukaraya yardım, toplumsal ve sosyal yardımlaşma bağlamında devam edeceğine kaniyim. Etmesi gerektiği de diyebilirdim fakat tam karar veremedim. Zira tartışmaya açık bir konu.</p>
<p>Söz buraya gelmişken özellikle ilk defa duyanlara ilginç geleceğini tahmin edeceğim bir bilgiyi paylaşayım, Osmanlılarda bu ikilemi parçalayan fetvalar var. Özetle ve mealen ifade edecek olursam <b>bu fetvalarda, “Zekâta tabii mallar vergiye tabii değildir. Vergi alınan mallardan zekât verilmesi gerekmez, verilen vergiler zekât sayılabilir,” denilir. </b>Bu fetvalar zekâtı kamu maliyesinin bir unsuru yani vergi olarak görüldüğü döneme yaklaştırma çabası olarak değerlendirilebilir ve bu fetvaların uygulanması mümkün de olmuş olabilir. <b>Çünkü devlet bunu kabullenmiş, zekâta tabii mallar, vergiye tabii mallar ayrımı yapılmış ve mükellefin beyanı esas alınmış.</b> Ama günümüzde devletlerin kabulüne vabeste olması gereken bu ayırımı mesela ABD’de nasıl yapacağız? Ben devletin kabul ettiği 501 vergi muafiyeti belgesine sahip vakıflara yapılan yardımların vergiden düşüldüğünü biliyorum. Ama detaylarına vakıf değilim.</p>
<p>Fakat mesele burada bitiyor mu? Cevaplanması gereken bazı sorular daha var. Mesela, zekâta tabii mallar. Bu aşılabilir bir sorun bence. Şöyle ki genelde devletlerin vergiye tabii kıldığı mallar zaten zekâta tabii mallar kategorisinin — gerek zekat fıkhında geçen mallar gerekse kıyas-ı içtihadi ile bizim ona ilave edeceğimiz mallar — çok üstündedir diye düşünüyorum. Oran da hakeza.</p>
<p>İkinci soru, kim zengindir sorusu? Bu konuda ölçü nedir? Nasıl belirlenecektir? Devletlerin belirlediği fakirlik sınırı veya asgari geçim endeksine göre belirlenen rakamlar mı Efendimiz döneminde belirlenen 85 gr altın, 595 gr gümüş vs. mi? Ya da yeni ölçüler mi?</p>
<p>Üçüncü soru: Kur’an’ın zikretmiş olduğu zekâtın verileceği yerler yani harcama kalemleri, sarf yerleri. Devlet bütçelerinin harcama kalemlerine baktığınızda bu sorunun büyük ölçüde aşılmış olduğu söylenebilir. Toplanan vergiler zaten Kur’an’ın zikretmiş olduğu ve kamu maliyesi kapsamında yerini alan halka ve onların yol, köprü gibi alt yapı hizmetlerinden sağlık harcamalarına kadar ihtiyaçları için harcanıyordur.<b> Ama bu cevap zımnen ‘vergi eşittir zekât, vergi zekât yerine geçer’ demektir.</b> Bu ise bireysel planda direkt fakir fukaranın eline gidecek paranın yani zekâtın devletin bütçesine aktarılması ve devletin zaruri gördüğü alanlarda harcama yapmasını kabullenme manasına gelir. İşte sosyal dayanışma adına direkt fakir fukaranın eline giden bu paranın devlet bütçesine gitmesi ve belki de bazı harcama kalemleri itibariyle İslami değerlerin evet demeyeceği yerlere harcanması beni ve bu konuda benim gibi düşünen herkesi vicdanen rahatsız etmektedir, edebilir.</p>
<p><b>Rahatsızlıktan kastım şu:</b> Söz konusu yaklaşımımla acaba fakir fukaranın eline ulaşacak olan miktarın gitmesine engel mi oluyorum sorusudur. Bu soruya hayır derseniz, insan hem zekat vermeli hem de vergi demek zorundasınız ki bu da ayrı bir soruya kapı açar. O soru da <b>çifte vergilendirmedir.</b> Eğer ‘hiçbir rahatsızlığım yok, vicdanen rahatım, doğru düşünüyorum’ derseniz yukarıda dediğim gibi vergi eşittir zekattır görüşünü kabul ediyorsunuzdur ama zekâtın vaz’ ediliş ve Hz. Peygamber pratiği böyle olmasına rağmen bu görüş Müslümanların tarihsel tecrübesine, oluşmuş zihniyetine ve mevcut uygulamasına terstir.</p>
<p>Soruları uzatabilirim ama şunu diyerek bitireyim: <b>Sosyal, siyasal ve ekonomik yapılardaki büyük değişiklikler, devletin üstlenmiş olduğu kamusal alanda eski dönemlerle mukayese edilmeyecek ölçüdeki hizmetler, devletlerin sosyal yardım adına yapmış olduğu harcamalar, zekât-vergi ekseninde mevcut bilgilerimizi, yorumlarımızı ve uygulamalarımızı yeniden ele almamızı şart koşuyor</b>. O zaman şu sonucu çıkartabiliriz baştan bu yana yaptığımız açıklamalar ekseninde: eğer zekât eşittir vergi noktasında duruyorsanız devlete verilen vergiler ve miktarının yüksekliğinden dolayı büyük ihtimal zekât borcunuz yoktur. Hayır, biz zekâta sosyal dayanışma formu içinde dini ve vicdani noktada bakıyor ve klasik zekât fıkhının verileri doğrultusunda ne kadar vergi verirsem vereyim ayrıca hesaplayacak ve vereceğim diyorsanız, bütün borçlar ve masraflar çıktıktan sonra elinde kalan paranın, gelirin ve âtıl halde duruyorsa malın yüzde iki buçuğunu vereceksin demektir. Böyle bir hesaplama yapılacak olursa yıl boyunca yapmış olduğunuz bütün yardımlar da zekât olarak sayılabilir.</p>
<p>Çok uzun oldu, belki başınızı ağrıttım ama zihinde farklı bir ufuk açması ve zekât gibi İslam’ın en temel şartından bir sayılan mali ibadeti asli temellerine oturma açısından faydalı olmuştur diye düşünüyorum bu açıklamalar.</p>
<p><b>Şimdi gelelim soruna direkt cevap olacak hususa: Zekât/vergi parasının harcama kalemlerinde Hz. Peygamber (sas) Medine toplumu için gerekli olan (kamu) alanlarda harcama yapmıştır ve bunu yaparken hizmetin kendilerine gideceği, yararın dokunacağı kişilerin dini kimliklerine bakmamıştır. Bunu ister devlet-vatandaş ilişkisi içinde zaten böyle olması lazım deyin, isterse kalpleri İslam’a ısındırılacak (müellefe-i kulub) kategorisi ile izaha çalışın netice değişmeyecektir. Dolayısıyla babanızın Müslüman olmayan kiracılarından alacağı kira gelirlerini almayıp bunları sosyal yardımlaşma boyutu kapsamında zekât yerine sayması İslam’ın getirmiş olduğu temel değerlere ve Hz. Peygamber dönemi başta olmak üzere Müslümanların tarihsel tecrübesindeki kâhir anlayışa göre hiçbir mahzuru olmadığı gibi takdire şayan bir davranıştır. Belki devletinizin uygulamalarında bu tür kira indirimlerini vergiden düşüyor olabilir. Ona da bakmak lazım. Saygılarımla.</b></p>
<p>***</p>
<p>Bu mektubu gönderdikten sonra arkadaşımdan gelen kapsamlı bir değerlendirme ve teklifler oldu. Onları da bir sonraki yazımda kendi düşüncelerimle birlikte kaleme alacağım.</p>
<p><strong>Kaynak: Ahmet Kurucan | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-2-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (2) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (1) l Ahmet Kurucan</title>
		<link>https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-1-l-ahmet-kurucan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2021 14:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kurucan]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu tabiriyle candan ciğerden bir insan. Enderun terbiyesi almış  birisi. Eleştirel düşünce metodolojisine vakıf. Düşündüğünü net ifade edebilen ve bunu yaparken sorgulama ile suçlamayı, eleştiri ile hakareti birbirine karıştırmayan bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-1-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (1) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Anadolu tabiriyle candan ciğerden bir insan. Enderun terbiyesi almış  birisi. Eleştirel düşünce metodolojisine vakıf. Düşündüğünü net ifade edebilen ve bunu yaparken sorgulama ile suçlamayı, eleştiri ile hakareti birbirine karıştırmayan bir vasfa sahip. Akademik unvanı var. Tanısanız akademik kimlik bir insana bu kadar mı yakışır dersiniz. Dersiniz zira o kimliğin altını dolduran bilgi birikime sahip.</b></p>
<div class="R2pNR5Uz"></div>
<p>Geçen sene bana babasının zekât ile alakalı bir sorusunu sormuş, ben de onun kimlik ve kişiliğini nazara alarak uzun boylu cevap yazmıştım. O bile şaşırdı, “Bu kadar uzun bir cevap ve bu kadar geniş çaplı bir analiz beklemiyordum” dedi. Ardından da bu mektubu yazı olarak yayınlamamı istedi. Ramazan’ın sonlarına doğruydu bu yazışmamız. Ben de mevsimi geçti diye düşündüm. Bu sene Ramazan gelince onu hatırladım. Hem onun teklifini bir yıl sonra bile olsa yerine getirmek hem de zekât mevsimi olarak bilinen Ramazan’da zekât ila alakalı genel bilgiler vererek belki başka benzer durumlarda bulunan insanların işine yarar düşüncesiyle yayınlamaya karar verdim.</p>
<p>Bilinenden bilinmeyene bir seyahate çıkarmaya çalışacağım sizi bu iki yazıda. Bazıları bildiğiniz şeylerin tekrarı olacak. Bazılarını belki ilk defa duyacaksınız. Bazıları itibariyle ezberleriniz bozulacak. Bazılarını teoride kabullenseniz dahi realize edilemez bulacaksınız. Bilmiyorum, okuyup siz kendiniz karar vereceksiniz. Katkılara, eleştirilere her zaman olduğu gibi açığım.</p>
<p>Soru şu: Avrupa’nın bir ülkesinde ev ve işyerleri olan Müslüman, kiracılarına Covid-19 salgını sonrası yaşadıkları ekonomik sıkıntılardan dolayı yardımda bulunmak istiyor. Kiracılarının durumuna göre kimisine kira indirimi yapacak, kimisinden hiç kira almayacak ve belki bazılarına da nakdi yardımda bulunacak. Ne var bunda diyebilirsiniz? Doğru, bir şey yok. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın ta kendisi. İslami değerlerde kendine yer bulan salih amel. Fakat şiddeti zuhurundan gizli cevaplanması gereken iki soru var. Birincisi, kiracıları Müslüman değil. Başka din ve inançlara mensup ya da tercih ettiği bir din veya inancı yok. İkincisi, bu kira indirimi, kira affı veya nakdi yardımı zekâttan mahsup edebilir mi? İki soruyu bire indirelim isterseniz, <b>Müslüman olmayan birisine zekât verebilir miyiz, yaptığımız yardımı zekatımızdan düşebilir miyiz?</b></p>
<p>Şimdi kayda değer sayılmayacak bazı ilaveler ve ifadelerde yaptığım bazı düzeltmeler mahfuz verdiğim cevaba geçiyorum:</p>
<p>***</p>
<p>Size telefonda da dediğim gibi zekât konusunda genel düşüncelerimi paylaşıyorum. Bunun ister hepsini istersen sadece babanın sorusuna cevap olacak kısmını kendisi ile paylaşabilirsin. Aslında daha önceki okumalarımda aldığım kısa notlar vardı. Sizin bu sorunuz o notları da gözden geçirip toparlamama ve üzerinden geçmeme vesile oldu. Maddeler halinde ifade edeceğim.</p>
<p>1: Zekât, belirli ölçüler içinde zengin sayılan bir kişinin malının kırkta birini yılda bir defa olmak üzere Tevbe suresi 60. ayette belirtilen kişilere dağıtmasıdır. Zekât, namaz, oruç ve hac ile birlikte İslam dininin beş temel esasından biridir. Bu yönüyle zekât aynı zamanda ibadet kategorisinde yerini alır. Evet, zekât ibadettir yani bunu yerine getiren kişi ibadet sevabı kazanır ama mahiyetine dikkatlice bakılırsa namaz ve oruçtan farklı olarak tıpkı hac ibadetinde olduğu gibi onun maddi boyutu daha ağırlıklıdır. Hatta zekât bu maddi boyut itibariyle hac ile kıyaslanmayacak ölçüde öndedir. Hangi mallardan, hangi miktarda zekât kime, ne zaman verilecek? Bakın bu soruların cevapları son tahlilde hep para ve emtia etrafında dönmektedir.</p>
<p><b>Öyleyse zekâtı bu özelliğinden dolayı ibadet boyutu ve mali boyutu olan bir eylem diye ikiye ayırmak mümkündür hatta şarttır.</b> İbadet boyutuna yukarıda insana ibadet sevabı kazandırır diyerek bir cümle ile değindim. Mali boyutuna gelince, bu boyuta Hz. Peygamber (sas) dönemi pratikleri açısından bakmak lazım önce. Bu perspektiften baktığımızda zekât, <b>devlet eliyle toplandığı ve dağıtıldığı için “kamu maliyesi”nin bir parçasıdır.</b></p>
<p>Özetle şöyle diyebilirim, <b>zekât ibadet boyutu itibariyle taabbudi bir emirdir, Allah emrettiği için yapılır; kamu maliyesi boyutu itibariyle de ta’lili bir işlemdir, analiz gerekir. Ta’lil bize şunu söyletir, o bir taraftan toplumsal sorumluluk projesidir diğer taraftan devlet-vatandaş ilişkisi içinde karşılıklı hak ve sorumlulukları belirleyen bir mahiyete sahiptir.</b></p>
<p>2: Kur’anı Kerim’deki zekâtın tahsil edilmesi ve sarf yerlerini konu edinen ayetlere baktığımızda, onun ferdi bir ibadet olmanın çok çok ötesinde kamusal bir ödev olduğu kanaatini edinmek mümkündür. Efendimiz (sas) dönemi tatbikatları da zaten benim kanaat dediğim şeyi kesinleştiren uygulamalarla doludur. Bu açıdan şu çıkarımı çok rahatlıkla yapabiliriz; <b>zekât İslam’da sadece bireysel bir ibadet ve yükümlülük değil aynı zamanda kamusal bir görevdir, ödevdir, yükümlülüktür. Günümüzde kullanılan tabirle ifade edecek olursak zekât – ibadet yönü her zaman mahfuz – vergi ile eş anlamlıdır.</b></p>
<p>Fukaha bunun bilincinde olduğu için <b>zekât meselesini sadece ibadet boyutu itibariyle işlememiş aksine Arapça ifadeleriyle “emval, haraç, ahkâm-i sultaniye” üst başlıkları altında incelenen devlet-vatandaş ilişkisi, karşılıklı hak, yetki ve sorumlulukları konu edinen yerlerde de ele almıştır. </b>Bununla beraber 14 asırlık tarihsel süreçte çok farklı tatbikatların olduğu inkâr edilmez. Zaten meselenin nirengi noktasını oluşturması itibariyle bu konuyu bir sonraki maddede ele alacağım.</p>
<p><b>3: Tarihen sabit bir gerçektir ki Hz. Peygamber (sas), Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve kısmen Hz. Osman’ın dönemlerinde zekâtın tahsili ve sarf edilmesi yani toplanması ve dağıtılması tamamıyla kamu maliyesinin bir parçası olarak devlet tarafından yerine getirilmiştir.</b> Zekât tahsildarlarının adı Tevbe 60. ayetinde geçtiği üzere “âmil”dir. Zekâtın sarf edileceği kalemler, bahsini ettiğimiz ayetteki kişi ve gruplara tahsis edilmiş ve harcama devlet başkanının kontrolü altında yapılmıştır.</p>
<p>Zekâtın toplanması ve harcanması devlet eliyle yapılır ve günün şartları içinde Hz. Ebu Bekir ve özellikle Hz. Ömer döneminde yeni düzenlemelere konu edilirken <b>Hz. Osman döneminden itibaren “kimler zekât verecek, hangi mallar zekâta tabidir, hangi oranda verilecek vb” hususlarda hiçbir değişikliğe gidilmemiştir. Aksine bunlar “mukadderat-ı şer’iyye” denilerek içtihat alanının dışına çıkartılmış, hatta toprak mahsulleri, hayvanlar, madenler ve ticaret malları gibi mallar emvâl-i zahire, süs ve ziynet eşyaları gibi mallar da emvâl-i bâtine adı verilerek iki ayrılmış ve devlet sadece emvâl-i zahire’den zekat toplamaya başlamış, emval-i bâtıneyi kişilerin kendi inisiyatiflerine bırakmıştır.</b></p>
<p>Hz Osman döneminde emvâl-i bâtineden zekat alınmama kararının altında Hz. Ebu Bekir döneminde gerçekleşen Ridde savaşlarında devlet karşısında yerlerini alan Arap kabilelerinin merkezi otoriteye teslim olmama özelliklerinin yeniden hortlaması, Hz. Osman yönetiminden memnuniyetsizlikleri sebebiyle bazılarının zekat vermemeleri ve fetihlerle genişleyen coğrafyada zekat tahsili adına gerekli yeni düzenlemelerin yapılamaması rol oynamış olabilir.</p>
<p><b>Halbuki Hz. Osman döneminde aslında yapılması gereken Hz. Ömer dönemi uygulamalarını ilerletilerek sürdürülmesiydi. Mesela, Efendimiz döneminde kim zengindir, kim zekat verecek sorusunun cevabı olarak ortaya konan ölçü 20 miskal (85 gram) altın, 200 dirhem (595 gram)  gümüş, 40 koyun, 5 deve, 30 sığır, zirai ürünlerde de 5 vesk (660 kg) mahsul iken, günümüz de dahil olmak üzere bu oranlarda hiçbir değişikliğe gidilmemiştir. Halbuki bu oranların belirlendiği dönemlerde söz konusu malların ekonomik değeri üç aşağı beş yukarı aynıydı. Hayvancılık yapan ve 40 koyunu olan bir insan ile ticaret yapan ve yıllık masrafları ve borçları düştükten sonra 85 gram altına sahip olan kişi hemen hemen aynı derecede zengindi. Fakat değişen ve gelişen sosyo-ekonomik şartlar bunların ekonomik değerini değiştirmişti.</b></p>
<p>Sözgelimi bugün altınla gümüş arasındaki değer farkının 1/60 oranında olduğunu söylüyor uzmanlar. Efendimiz döneminde bu değer farkı 1/7 idi. Yani 85 gram altın ile 595 gram gümüş arasındaki oran 1/7 ama ekonomik değerleri eşit veya neredeyse eşit. Halbuki bugün gümüş değerini neredeyse bütünüyle kaybetmiştir. Hatta <b>bugün 595 gram gümüşü olan insan eğer altını zenginlik nisabı, ölçüsü, sınırı olarak kabul edecek olursak zekât almaya hak kazanan bir fakir iken, gümüşü baz aldığınızda zekât verecek zengindir ki bunu hiçbir aklı selim kabullenemez.</b></p>
<p><b>Bu karışıklığın sebebi bir kez daha tekrar edeyim, zekâtın mali boyutu (ta’lili) ile ibadet (taabbudi) boyutunun karıştırılması ve mali boyutun bir kısmında gerekli olan içtihadi değişikliklerin sergilenememesidir.</b> Maalesef bu durum bugün bile devam etmektedir. <b>Halbuki zekât nisabı demek, asgari geçim standardının üzerinde mal varlığına sahip olmak demektir ki konu ile alakalı kafa yoran ekonomistler başta olmak üzere uzmanlar bunun 3 kişilik ailenin yıllık geçim standardı olduğunu söylerler.</b> Hatta zekât hakkında iki kocaman cilt halinde yayınlanan doktora çalışması ile ünlü Yusuf Karadavi şu soruyu sorar: “Bu nisaplar değişmez şer’i sınırlar mı yoksa sosyal ve ekonomik şartlarla paranın satın alma gücündeki değişime bağlı olarak değişebilen hükümler mi?” Akl-ı selime göre cevap tabii ki ikincisi. Bugün yaşanılan ülke içindeki geçim standartlarına bağlı olarak her insan, her aile için çok rahatlıkla belirlenebilir. Zaten devletler belirliyor bunu bildiğiniz gibi.</p>
<p>Aynı türden bir yaklaşım zekâta tabi mallar ekseninde de yapılmak zorundadır. Allah Resulünün (sas) belirlediği mallar kendi yaşamış olduğu toplum içinde <b>ekonomik değere</b> sahip olan mallardır. Literalist bir yaklaşım sergileyip sadece bu mallar zekâta tabiidir deme, en basitinden söz gelimi petrolü zekâta tabi olmayan mal kategorisine almamamızı gerektirir ki bu zekâtın vaz ediliş gayesine de aykırıdır. Petrol misali vermemim sebebi (zift diye geçiyor fıkıh kitaplarında) aynen bunu diyen ulemanın varlığından dolayıdır. Hz. Peygamber zift demedi, öyleyse tabi değil! Erken dönemlerde bunu diyen ulemayı bir açıdan ma’zur görebiliriz. Ama hala daha fıkıh kitaplarında böyle geçiyor diye bu hükmü savunan Harici ve Zahiri zihniyetli insanlara ne demeli?</p>
<p>Ulemanın “havli havelan” (bir yıl geçmesi) dediği yani zekât nisabına ulaşmış yani zengin sayılan bir kişi hemen o yıl zekât vermez, o andan itibaren bir yıl bekler sonra verir şartı da bu meyanda zikredilmesi gereken bir başka literalist yaklaşımdır. Fukahanın kastı “yeni zengin olmuş, ilk defa zekât verecek hale gelmiş, bir yıl muafiyet tanıyalım, ticaretini geliştirsin” amacına yöneliktir. Siyasi otoritenin kabulü ile de uygulamaya geçmiştir bu. Ama bugün anlaşılan ve uygulanan bunun her bir ayrı mal için geçerli olduğu şeklindedir. Söz gelimi kumaş ticareti yaparken başka bir alanda da ticarete başlayan kişi, kumaştan zengin olup zekât verdiği halde yeni işini ayrı bir hesaplamaya tabi tutup sıfırdan nisap hesaplaması yapılmaktadır. Bizim birçok hocamız bunun hala böyle olduğuna inanır.</p>
<p>Çok uzattım ama şu soru ile bitireyim: Zekâta tabii mallar adına söylenen altın, gümüş, buğday, arpa, deve, at ve koyundur. Haydi faiz meselesinde zikri geçen (eşyayı sitte hadisi) tuz ve hurmayı da ilave edelim. Hatta fitre hesaplamalarında zikredilen üzümü de koyalım. Bunların hepsi 612-630 Medine şartlarında yürürlükte olan hayat şartları ve ekonomi ile irtibatlı değil midir?</p>
<p>4: Biz bugün ne yapacağız?</p>
<p>(<i>Devam edecek…</i>)</p>
<p><strong>Kaynak: Ahmet Kurucan | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/zekat-hakkinda-bildikleriniz-bilmedikleriniz-1-l-ahmet-kurucan/">Zekat hakkında bildikleriniz, bilmedikleriniz (1) l Ahmet Kurucan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin Yeni kitabı çıktı</title>
		<link>https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendinin-yeni-kitabi-cikti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 12:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Süreyya Yayınlarından çıkan kitap, “Sosyal Adaletin Temel Unsuru: Zekât” ismini taşıyor. İbadet Hayatımız serisinin üçüncüsü olarak yayınlanan eser, Hocaefendi’nin 24 Kasım 1978-16 Şubat 1979 tarihleri arasında yapmış olduğu zekât vaazlarını&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendinin-yeni-kitabi-cikti/">Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin Yeni kitabı çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="mainContainer">
<div id="adContainer">
<div>Süreyya Yayınlarından çıkan kitap, “Sosyal Adaletin Temel Unsuru: Zekât” ismini taşıyor. İbadet Hayatımız serisinin üçüncüsü olarak yayınlanan eser, Hocaefendi’nin 24 Kasım 1978-16 Şubat 1979 tarihleri arasında yapmış olduğu zekât vaazlarını (8 adet) esas almakla birlikte yine değişik tarihlerde zekatla ilgili dile getirdiği görüş ve açıklamalarına da yer veriyor.</div>
</div>
</div>
<div>
<div></div>
<div><b>Asli bir ibadet olarak Zekat</b></div>
<div></div>
<div>Bilindiği üzere zekât, İslam dininin en önemli ibadetlerinden birisidir. Kur’an-ı Kerim’de mü’minlere farz kılınan namaz anlatılırken hemen peşi sıra da zekât yükümlülüğünden bahsedilir. Pek çok ayette zekât verme, takva ve ihsan sahibi mü’minlerin en önemli özellikleri arasında zikredilir.</div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200608/51902949.jpg" alt="" /></div>
</div>
<div>Peygamber Efendimiz de zekat vermeyi İslam’ın beş şartından birisi olarak saymıştır. İbn Ömer’den rivayet edilen bir hadiste “İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” buyrulurken başka bir hadislerinde zekat, Cennet’e götürecek ameller arasında sayılmıştır.</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi, hadislerde İslam’ın köprüsü olarak ifade edilen zekatın hem veren hem de alan açısından pek çok faydasının olduğuna işaret eder. Ona göre zekat, insanın fıtratında olan pek çok hastalığın tedavisinde çok önemli görevler üstlenmektedir. Zekat sayesinde insan verici olmaya alışırken nefsini de cimrilik hastalığından, tul-i emel arzusundan ve maddenin esiri olmaktan kurtarır.</div>
<div></div>
<div>Bu açıdan Hocaefendi&#8217;nin, İslam’ın beş esasından birisi olan zekâta iktisadi manasının çok ötesinde anlamlar yüklediği söylenebilir. Zekatı sağlıklı bir toplum inşasının en önemli unsurlarından biri olarak değerlendiren Hocaefendi, onun, toplumda dayanışma, birlik ve adalet duygusunun kök salmasına vesile olacağını ifade etmektedir.</div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Birlik ve dayanışma ruhu kazanmış bir toplum inşasında Zekat</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Kitap boyunca göze çarpan diğer bir şey de, iktisadi açıdan refaha ermiş bir toplumdan ziyade, zekât sayesinde birlik ve dayanışma ruhu kazanmış bir toplum inşasının öncelenmesi gerektiğidir. Günümüzdeki yardım müesseseleri insanları daha müreffeh kılmayı hedeflerken İslam’ın zekat ve çeşitli yardım sistemleri daha faziletli bir insan ve toplum modeli inşa etmeyi hedefler. İnsanların birbirlerinin mutluluk ve acısını hissettikleri, birbirlerine karşı mürüvvet ve saygı duyguları besledikleri, kin ve nefretin önünün alındığı bir insan ve toplum modeli. Bu açıdan zekat müessesi, insanın tükettiği nispette mutlu olacağı anlayışı üzerine kurulan günümüz toplum yapısına bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi’nin zekâtla ilgili görüşlerinde dikkati çeken bir diğer nokta da; insanın dünya ve ahiret mutluluğunun temininde oynadığı roldür. İnsan namazla kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselerek bir nevi miraç yaşarken zekatla da maneviyata açılmakta, fani alemde maddi bir varlık olan malına ebediyet kazandırmakta, bir nevi maneviyatın ve ebediyetin hazzına ermektedir.</div>
<div>Zekat ibadetinin fert ve toplum hayatında oynadığı rolleri başlıklar halinde zikreden Hocaefendi son olarak da zekatla ilgili fıkhi konularak değinir. Kısaca ifade etmek gerekirse, Muhterem Müellif’in Sosyal Adaletin Temel Unsuru: Zekat ismini taşıyan eseri bir giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde müminin dünyaya bakışı, emek-sermaye dengesi gibi konulara yer verirken birinci bölümde verme ahlakı, ikinci bölümde sosyal bir müessese olarak zekat, üçüncü bölümde zekatla gelen maslahatlar, dördüncü bölümde zekatın farz olmasının şartları ve zekat miktarları, beşinci bölümde ise zekat organizasyonundan bahsedilmektedir.</div>
<div></div>
<div>Avrupa ve Amerika&#8217;da aynı anda satışa sunulan kitap aynı zamanda digital mağazalardan e-kitap olarak satın alınabilir.</div>
<div></div>
<div>Avrupa’dan satın almak için: <a title="" href="https://kitapdunyasi.eu/products/zekat-sosyal-adaletin-temel-unsuru" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">www.kitapdunyasi.eu</a></div>
<div>Amerika’dan satın almak için: <a title="" href="https://www.antstores.com/products/zekat-sosyal-adaletin-temel-unsuru" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">www.antstores.com</a></div>
<div>E-kitap için:</div>
<div><a href="https://play.google.com/store/books/details/M_Fethullah_G%C3%BClen_ZEK%C3%82T?id=xyrlDwAAQBAJ" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">Play Books</a></div>
<div><a title="" href="https://books.apple.com/de/book/zek%C3%A2t/id1513865766?l=en" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">Apple Books</a></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/fethullah-gulen-hocaefendinin-yeni-kitabi-cikti/">Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin Yeni kitabı çıktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
