<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Salih Çınar arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/salih-cinar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/salih-cinar/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:20:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Salih Çınar arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/salih-cinar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Üstad Bediüzzaman Hz.&#8217;lerinin &#8220;Ramazan&#8221; hatırası ve değişmeyen Türkiye &#124; Salih Çınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/ustad-bediuzzaman-hz-lerinin-ramazan-hatirasi-ve-degismeyen-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2020 12:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Çınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=10889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstad Hazretlerinin ‘dili tesirli, kalemi kuvvetli ve letafetli’ diye andığı Re’fet Barutçu ağabey, o günün Türkiye’sinde Üstadımıza ve Nur hizmetinde bulunanlara yönelik yapılan traji-komik bir hadiseyi şöyle anlatıyor: “1943 senesinde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ustad-bediuzzaman-hz-lerinin-ramazan-hatirasi-ve-degismeyen-turkiye/">Üstad Bediüzzaman Hz.&#8217;lerinin &#8220;Ramazan&#8221; hatırası ve değişmeyen Türkiye | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üstad Hazretlerinin ‘dili tesirli, kalemi kuvvetli ve letafetli’ diye andığı Re’fet Barutçu ağabey, o günün Türkiye’sinde Üstadımıza ve Nur hizmetinde bulunanlara yönelik yapılan traji-komik bir hadiseyi şöyle anlatıyor:</p>
<p>“1943 senesinde Isparta’da âni yapılan baskın ve araştırmalarda ele geçirilen Risale ve mektuplar arasında bir kitabın üzerinde ‘Ramazan’a aittir’ diye bir yazı vardı. “Ramazan”dan kastın ramazan ayı olduğunu anlayamadıkları için ‘Kimdir bu Ramazan?’ diye aradılar, taradılar, nihayet Isparta Atabey’in köylerinden Ramazan isimli bir vatandaşı, ellerini bağlayarak Eskişehir Hapishanesi’ne yolladılar. Aradan iki ay geçtikten sonra kitabın Ramazan Efendi’ye ait değil, Bediüzzaman’ın kaleme aldığı ramazan ayının ve orucun hikmetlerini anlatan Ramazan Risalesi olduğu anlaşıldı. Mazlum ve masum Ramazan Efendi tahliye edildi. Hapishanede Üstad hazretleri tebessüm ederek ‘Kardaşım Ramazan, hakkını helal et’ diye Ramazan’ı teselli ederdi.”</p>
<p>Evet, bu olayın üzerinden tam 77 yıl geçmiş; dile kolay. Tarih değişmiş, asır bile değişmiş, aradan kaç tane hükümet gelip geçmiş ama görünen o ki; zihniyet değişmemiş. O günün Türkiye’sinde bunu yapanlar dine, diyanete, cemaatlere zerre kadar tahammülü olmayan, düşman kesimlerdi. Ne Üstadın ne de talebelerinin, bir tek insan gösteremezler ki herhangi bir kişiye zararları dokunmuş olsun. Tam tersine, milletin imanını selamette görmek için kendi hayatlarından dahi feragât etmiş, zerre kadar dünya menfaati gözetmemiş; cebrî ve haksız olarak mahkûm edildikleri hapishanelerde bile hâlleriyle ve Nur dersleriyle suçluların ve hatta canîlerin ıslahına vesile olmuş, topluma faydalı birer insan idiler. Buna rağmen Üstad, bir canî gibi muâmele görmüş, din, vicdan, fikir özgürlüğü engellenmiş, kendi vatanında gurbet yaşayarak diyar diyar sürgünlere gönderilmiş, oralarda bile göz hapsine mahkum edilmiş, bir vebalı gibi en yakınlarıyla bile görüşmesine müsaâde edilmemiş, hapishanelerde tecritte tutulmuş, mesnedsiz şekilde mahkemeden mahkemeye dolaştırılmış, en basit vatandaşlık haklarından bile mahrum edilmişti. Böylece o günün zalimleri, tarihte eşine zor rastlanan bir zulme imza atmışlardı.</p>
<p>Peki, aradan geçen 77 yıl sonra durum farklı mı? Müslüman bir ülkede Müslümanlara reva görülen yasakların, hor görülmelerin, mağduriyetlerin oluşturduğu bir ortamda iktidara gelen“İslâmcı” geleneğe mensup hükümet; ‘benim başörtülü bacım’ diye siyaset meydanlarında malzeme olarak kullandığı argümanları şimdi Müslümanlar aleyhine kullanarak terör örgütü suçlamasıyla mahkûm ettiği binlerce başörtülü anneyi hem de yüzlerce bebek ve çocuklarıyla beraber hapishanelere attı. Delili neydi? Sarma sararak, gözleme yaparak, kermes düzenleyerek muhtaçlara ve fakir talebelere yardım etmek… Çocuklarını okullarda okutmak, dershanelere göndermek. C.başkanının, pek çok bakanın, milletvekilinin, daha aşağı kademelerine kadar genelinin o okullara, dershanelere kendi çocuklarını hatta torunlarını dahi göndermiş olmaları onlar için suç sayılmazken, şu an hapishanelerde tutulan bir çok masum insan aynı gerekçelerle ve “o okulda öğretmenlik yaptın, şu dershanede çaycılık ettin, hatta önünden geçtin” denilerek derdest edilip hapishanelere atıldılar. “Beraat-ı zimmet asıldır” mecelle kâidesi siyasilerin ağzında sakız gibi çiğnenirken, iş bu masumlara ve KHK’larla işinden atılan, aşından edilen binlerce mağdura gelince ‘aynı soyadı taşımak’, ‘birinin yakını olmak’, ‘birinin oğlu’ veya ‘birinin kızı’ olmak suç sebebi sayılıp hapse atılmakta, dışarıda bulunan aileleleri ise türlü türlü haksızlığa maruz bırakılmakta.</p>
<p>İki yüz bin insan KHK ile işten atıldı, milyonlara baliğ mağdur kitlesi oluşturuldu. On binlerce insan, yıllarca iddianemesi bile hazırlanmadan hapiste tutsak ediliyor. Onlarca insanın kanser veya başka sebeplerle hapishaneden cenazeleri çıktı. Daha geçenlerde medyaya da çokça yansımış olan zulmün çok açık bir sonucu olarak tedavisi engellenen sekiz yaşındaki Ahmet Burhan Ataç, öğretmen olan babasından ayrılığa o minik yüreği daha fazla dayanamayıp vefat etti ve toprağa verildi. Bir tarih öğretmeni olan Gökhan Açıkkollu, on üç gün tutulduğu nezarethanede psikolojik baskı altında darp edildi. Bu zalimce muamelelere dayanamayan 42 yaşındaki bu genç öğretmen, kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Cenazesi toprağı verildikten 1,5 yıl sonra, darbe davasıyla yargılandığı davadan, diğer sanıklarla birlikte berâat etti. Beraat etti ama artık o hayatta değildi; yaşama hakkı haksız ve hukuksuz şekilde gasp edilmişti.</p>
<p>Şimdi soruyorum size: 1943’te, ramazan ayı ile alakalı kitabın üzerinde “Ramazana aittir” yazıyor diyerek köyde buldukları masum bir Ramazan’ı tutsak edenlerle şu an on binlerce masum Ramazan yıllardır hapishanelerde tutsak edilmesi; buna karşılık daha geçenlerde mafya babalarını, uyuşturucu tüccarlarını, kâtilleri ve dolandırıcıları tahliye edenler arasında zihniyet olarak bir fark görebiliyor musunuz?</p>
<p><strong>Hizmetten | Salih Çınar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ustad-bediuzzaman-hz-lerinin-ramazan-hatirasi-ve-degismeyen-turkiye/">Üstad Bediüzzaman Hz.&#8217;lerinin &#8220;Ramazan&#8221; hatırası ve değişmeyen Türkiye | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Virüsteki mânâya bakış &#124; Salih Çınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/virusteki-manaya-bakis-salih-cinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2020 14:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Çınar]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9044</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘’Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat, Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar’’ (Recaizade Mahmut Ekrem) 4 aydır dünyanın en önemli gündemi koronavirüs oldu. 120 nanometre çapında,  yüz bin tanesi bile&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/virusteki-manaya-bakis-salih-cinar/">Virüsteki mânâya bakış | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong>‘’Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat, </strong><br />
<strong>Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar’’ </strong><br />
<strong>(Recaizade Mahmut Ekrem) </strong></p>
<p>4 aydır dünyanın en önemli gündemi koronavirüs oldu. 120 nanometre çapında,  yüz bin tanesi bile bir araya gelse ancak yaklaşık 1 cm büyüklüğe ulaşabilen bu çok küçük varlık; din, dil, ırk, renk ve hatta zengin-fakir ayırt etmeden bütün insanlığın korkulu rüyası haline geldi. Çıkış sebebi her ne kadar yarasa, yılan ve hatta Çinli bilim insanlarının son raporuna göre Pangolinler olduğu söylense de, şu değişmez bir hakikattir ki musibet ve belaların -ister deprem, ister sel, ister yangın ve isterse de salgın hastalıklar olsun- ilâhî bir ikâz olarak değerlendirilmesi mümince bir bakış açısının gereğidir.</p>
<p>İnanmış bir insan bilir ki kâinatta cereyan eden hiçbir hadise başıboş ve tesadüfî değildir. Her hadise de inanan insanlar için ayrı ayrı pek çok mânâlar, mesajlar vardır. Her insan bu mânâ ve mesajları hemen kavrayamayabilir. Hadiselerin dış yüzüne bakarak sebeplere takılır, iç yüzüne ve perde arkasına bakmak çoğu zaman aklına bile gelmez. Az çok kavrayan insan da sadece kendi acizliği nisbetinde, kendi bakış açısının sınırlılığı ölçüsünde idrak edebilir. Halbuki Allah’ın her bir hadisede nihaî bir gayesi ve pek çok maslahatları olduğu aşikârdır. Nasıl ki Kur’ân-ı Kerim, Allah-u Teâlâ’nın Kelâm sıfatından gelen bir kitap olduğu gibi, Kâinat da Kudret ve İrade sıfatından gelen bir kitaptır. Baştan sona kelime kelime, cümle cümle, sayfa sayfa her parçasıyla okunmaya hazır beklemektedir. Her sayfasına hikmet nazarıyla bakan, eşya ve hadiselerin bir dili olduğunu kavrar, onlardan gerekli ders ve ikâzları alır.</p>
<p>Üstad hazretleri bu kâinat kitabını doğru okumanın önce insanı doğru okumaktan geçtiğini teyit sadedinde: ’’Kâinat büyük bir insan; insan da küçük bir kâinattır’’ der. Öyleyse insan mahiyeti itibariyle kâinatın küçük bir numunesi, fihristi hükmündedir denebilir. Bu itibarla nasıl insan mekânizmasına dışarıdan onun fıtratına aykırı, tâbiatını bozacak, vücut dengesini alt üst edecek temiz olmayan, zararlı, sağlıksız bir şey verilse o insan bedenen ve ruhen sarsıntı geçirir, yatağa düşer; belki de ölümüne sebep olur. Aynen öyle de büyük bir insan olan şu kâinat mekanizmasında Allah’ın koyduğu kanunlardan sapmalar yaşandığında, ’sünnetullah’ denilen tekvini emirlere uyulmadığında, ahlâksızlık, hayasızlık, fuhşiyat ile fıtrat bozulduğunda; haksızlık, adaletsizlik, zulüm ile kâinatın mizan terazisi kırıldığında… bunların neticesinde de farklı farklı afet ve felâketler ile sarsıntı yaşar. Ayetin de işaretiyle: ’’Bir de öyle fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere dokunmakla kalmaz, hepinize şamil olur.’’ (1) buyrulur. Demek ki bu hadise bize gösterdi ki başta insan kendine, sonra da hegomonyası altında bulunan insanlara zulmü, acımasızlığı, vahşiliği o denli artmış olmalı ki, dünya çapında herkes bu bela ve musibete dûçar kaldı.<br />
Gözle görülemeyecek kadar küçük bir varlıkla koca koca ekonomiler sarsıldı, insanlar eve kapandı, ülkeler titredi, dize geldi. Üstad hazretleri bunu, cismi küçük cürmü büyük, varlıklara işareten şöyle der: ’’…bir karınca bir Firavunu,bir sinek bir Nemrud’u,bir mikrop bir cebbarı o intisap kuvvetiyle mağlûp edebildiği gibi,nohut tanesi küçüklüğünde bir çekirdek dahi, dağ gibi heybetli bir çam ağacını omuzunda taşıyabilir.’’(2) bir yönü bu olmakla birlikte, bambaşka bir yönünün de bir takım güzelliklerin, doğumların, değişimlerin olabileceğini de şu ifadelerle dile getirir. Asrın Mütefekkiri: ’’Fırtına, zelzele, veba gibi hadiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçeklerin inkişâfı vardır. Tohumlar gibi neşvünemasız kalan birçok istidat çekirdekleri, zahirî çirkin görünen hadiseler yüzünden sümbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılâplar ve küllî tahavvüller,birer manevî yağmurdur.’’ (3) der.<br />
Evet Nemrutları, Firavunları deviren küçük cisimler, aciz, cahil ve zalim insanlara der ki; haddini bil, ölüm var, ahiret var, hesap var, mizan var unutma…</p>
<p>Toprağın altındaki dev ağaçları taşıyan çekirdekler der ki, benim gibi sen de sebeplere riayet et, toprağa değ başını, Allah’a tevekkül et, teslim ol ve sabret… Bak baharda nasıl sümbüllenip meyveler açacak gör…</p>
<p>Dipnotlar:<br />
1-Enfâl Suresi,25<br />
2-2.Şuâ,2.Makam<br />
3-18.Söz,2.Nokta</p>
<p><strong>Salih Çınar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/virusteki-manaya-bakis-salih-cinar/">Virüsteki mânâya bakış | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sünnete  ittibânın ehemmiyeti &#124; Salih Çınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/sunnetine-ittibanin-ehemmiyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 10:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Çınar]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilmeden, tanımadan birini sevmek, ona karşı muhabbet duymak, akıldan ne kadar uzak, eksik ve akla muhal ise; insanı, cini, melekleri, hayvanatı, nebatatı, gökyüzünü ve bilebildiğimiz ya da bilemediğimiz bütün alemleri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sunnetine-ittibanin-ehemmiyeti/">Sünnete  ittibânın ehemmiyeti | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilmeden, tanımadan birini sevmek, ona karşı muhabbet duymak, akıldan ne kadar uzak, eksik ve akla muhal ise; insanı, cini, melekleri, hayvanatı, nebatatı, gökyüzünü ve bilebildiğimiz ya da bilemediğimiz bütün alemleri yaradan Rabbimizi bilmeden tanımadan sevmek de bir o kadar akıldan uzak, eksik ve akla muhaldir.</p>
<p>Rabbimizi tam manasıyla bilebilmek, tanıyabilmek ve O´nun muhabbetine mazhar olabilmek için şüphesiz ki O’nu en iyi bilen, tanıyan ve O`na en çok muhabbet duyan ve ayrıca insanlığa en mükemmel seviyede örnek olabilecek temsiliyetde birinin ikliminde bulunmalıyız. Rabbimizin nezdindeki değer ve kıymeti bütün peygamberlerin önünde olan ve Hz.Adem(a.s)’den sonra gelen bütün peygamberlerin ümmetlerine müjdesini, muştusunu verdiği Zât’ı, Allahu Teâlâ insanlığa “Numune-i İmtisal” olarak göndermiştir. Allah(c.c), O’nun Nur’unu ilk önce hatta Hz. Adem’den de önce yaratmıştır. Hz. Adem(a.s) O’nu kendi affına şefaatçi yapmıştır.  ”Muhammed hürmetine beni affet” demesine mukabil Allah`u Teâlâ ; “Sen Muhammedi nereden biliyorsun” diye sorunca Hz. Adem(a.s); “Ben Cennetin kapısında La İlahe İllallah Muhammedîn Resulullah yazdığını görünce İsmi, İsm-i Şerifinin yanında bulunan biri Senin katında kıymetine ulaşılamayacak biri olmalıdır” şeklinde mukabelede bulunmuştur.  Bu itibarla Allah’ın katında böyle bir kıymete sahip birisi elbette ki O’nu herkesten çok bilen, tanıyan ve muhabbetine mazhar olan bir Zât olmalıdır. Ancak öyle bir Zât Rabbimizi bize layıkıyla tanıttırabilir, sevdirebilir. Ancak O Zât ezeli ve ebedi bütün kitapların anası olan Allah’ın Kelâmına hakiki tercüman olabilir. Dolayısıyla İşte bu Zât’ın ve yolunun (sünnetinin) ne kadar önemli olduğunu Rabbim şu ayeti ile bize bildiriyor:  “De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız gelin bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”(Al-i İmran31). Rabbimiz kendi marifetine (bilinme ve tanınmasına) ve muhabbetine(sevgi ve rızasına ) giden yolun ancak ve ancak Resulüne (s.a.v)  ittibâ ile olacağını kesin bir dille ilan ediyor. Yani  Efendimizi(s.a.v) tanıyıp bildiğimiz ölçüde onu seveceğiz ve sünnetine  ittibâ edeceğiz. Sünnetine  ittibâ ettiğimiz ölçüde de Rabbimizin rızasını hoşnutluğunu kazanacağız. Eğer Allah’a muhabbetimiz varsa  Resulüne(s.a.v)  ittibâ edilecek; ittibâ edilmemesi de netice veriyor ki Allah’a muhabbetimiz yoktur. Sonuç olarak  ”O’na  ittibâ etmek ve itaat etmek Cenabı-Hakkın rızasını kazanmanın en kestirme, en güzel ve en doğru yoludur.</p>
<p>Bugün önceki devirlerden daha çok O Rehberi (s.a.v) tanımaya, bilmeye ve sünnetine  ittibâ etmeye muhtacız.  Neden bugün; bugün her asırdan daha beter bir durumla karşı karşıyayız; Hakkın tutup kaldırılmadığı, Kur’an’ın dilden kalbe yol bulamadığı, sünnetin terkedildiği bir zaman da bulunuyoruz da ondan.  Yanlışın doğru, haramın helal, faizin caiz, kötünün iyi, zalimin mağdur addedildiği zamanı sanki Efendimiz(s.a.v) asırlar öncesinden görerek böyle bir zamanda sünnete uymanın önemini şu ifadelerle bizim dikkatimize sunmuştur: “Fesad-ı Ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir.”  Yani Ümmetim bozulmaya, çürümeye, eskimeye, ayrılıklara duçar olduğu zaman da kim benim sünnetime yapışırsa, tutup kaldırırsa onun mükafatı Allah katındadır. O halde, onu sımsıkı tutmaya gayret edelim, hayatımıza hayat kılalım. O’nun yoluna dilbeste olalım ve O’nu unutturmaya çalışanlara inat O`nu tekrardan tanıyalım keşfedelim. Ancak bu takdirde hem bizim çehremiz hem de İslamın çehresi değişecektir.</p>
<p><strong>Yorum: Salih Çınar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sunnetine-ittibanin-ehemmiyeti/">Sünnete  ittibânın ehemmiyeti | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Misyonu ve Varisleri &#124; Salih Çınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/8488-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 15:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Çınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8488</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘’..Hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelmiş olmasın’’ FatırSuresi(24)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/8488-2/">Peygamber Misyonu ve Varisleri | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>‘’..Hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelmiş olmasın’’ FatırSuresi(24)</h1>
<p>PEYGAMBER MİSYONU VE VARİSLERİ</p>
<p>Allah(c.c) Din’ini tebliğ adına her toplum için mutlaka bir Rasûl göndermiştir(1) .</p>
<p>Hadisin beyanına göre 124 bin Nebi geldiği,bunların 313’ü Rasûl olduğu söylenir. Rasûl’ün Nebi’den farkı kitap veya<br />
sahife verilmesidir. Rasûller arasından Hz. Nuh(as), Hz. İbrahim(as), Hz.Musa(as), Hz.İsa ve<br />
Hz. Muhammed(sas) şeriat verilen, Ulü’l-azm sahibi Rasûllerdir. Her gelen Rasûl kendinden önce gelen<br />
Ulü’l-azm sahibi Rasûl’ün getirdiği şeriate göre amel etmiştir.Hepsinin risalet vazifesi ve getirdiği mesaj tek olmakla birlikte zaman ve mekana bağlı olarak değişen şartlarda hangi sahada daha çok ihtiyaç varsa o sahada hususi misyon verilmiştir.Mesela Hz.Davud(as) Halife-Rasûl, Hz.Süleyman(as) Melik-Rasûl, Hz. İbrahim(as) İmam-Rasûl olarak tayin edilmiştir.Bununla birlikte Hz. Musa(as) ve Hz.İsa(as)’nın hususi donanımına işaret sadedinde Üstad hazretleri: ‘’Zaman-ı Musa aleyhisselamda sihir, zaman-ı İsa aleyhisselamda tıp revaçta idi;mucizelerin mühimmi o cinsten geldiğini’’belirtmesi bu hakikati teyit eder.</p>
<p>Efendimiz(sas) hariç diğer peygamberlerin risalet vazifesi sınırlı bir zaman,belli bir mekan ve belirli bir yada birkaç kavim ile sınırlıydı.Dolayısıyla bu peygamberler misyonlarının sınırlılığı içerisinde temsil ve tebliğ ederken Efendimiz(sas) bütün boyutlarıyla tebliğ ve temsil etmiştir.Bu itibarla Efendimiz(sas) kendinden önce gelen bütün peygamberlerin hususi misyonlarını kapsayıcı mahiyetde,bütün sahaları aydınlatmış,alemşümûl bir keyfiyet kazanmıştır.</p>
<p>Ayet-i kerime de ‘’..hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı gelmiş olmasın’’(2) buyruluyor. Allah(cc) hiçbir dönemi Peygambersiz bırakmamış ve yine bu ayetin ışığı altında kıyamete kadar hiçbir zaman dilimini O Nur’dan mahrum bırakmayacağını,O Nur’u temsil edecek rehberlerin bulunacağına işaret etmiştir.Tabi ki onlar hiçbir zaman bir Peygamber gibi olamaz,ancak O’na varis olabilirler.Ki Efendimiz(sas) buna işaret ederek :’’Âlimler peygamberlerin varisleridir’’buyurur.</p>
<p>Hiçbir peygamber miras bırakmaz,onların mirası O’nun yoludur.Bu yol Kur-an’da ‘dosdoğru yol’ olarak çevirilen sırat-ı müstakimdir(3). Sırât-ı MüstakÎm’e ulaşmada birinci vasıta Kur’an ve Efendimiz(sas)’dir.Peygamber Efendimizin(sas) bulunmadığı zamanlarda ise sırât-ı müstakîm’e ulaşmada rehberlik eden Zat’lar Kur’an’ı Kerim’de açık şekilde işaret edilir; ‘’Kim Allaha ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar, Allah&#8217;ın nimetlerine mazhar kıldığı nebiler,sıddıklar,şehitler,salih kişilerle beraber olacaktır’’(4)buyurur. Bu Rehber Zat’lar herzaman bulunur ve Nebi gelmeyeceğine göre O’nu temsilen varisi olan Âlimler bu vazifeyi belli ölçüde yerine getirir. Çünkü Efendimiz(sas)’in Risalet vazifesi o kadar engindir ki pek çok sahada zamanın ve insanların ihtiyacına göre,O’nun çırakları olan Rehberler bu ihtiyacı karşılar.</p>
<p>Misal olarak,nasıl ki maddi hastalıklar pek çoktur, Tıp’da pek çok bölümler bulunur ve farklı uzmanlık alanına sahip maddi tabibler vardır.Aynen öyle de manevi hastalıklar da pek çoktur,onlar da kendi içinde farklı birçok sahalara ayrılır.Bunun neticesinde bu manevi tabibler farklı sahaların uzmanı olarak; Âlim,Mürşid,Veli..ünvanlarıyla anılır.Ki onlar bile kendi içinde alanlara ayrılarak:<br />
Tefsir,Hadis,Fıkıh,Kelam,Tasavvuf alanlarında farklı olarak bir çok Âlim gelmiştir.Ve bir Tefsir Âlimi diğer alanları kendi sahası kadar bilemeyebilir,diğerleri de aynı şekilde diğer sahalara hakim olamayabilir.Dolayısıyla bazen oluyuyor ki Âlimler yetmiyor, Alimlerin üstünde çok daha büyük Alim olan Müceddid ve Müçtehid konumunda ki Zat’lara ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Efendimiz(sas) ;’’Her bir asırda müceddid geleceğini’’(5) söyleyerek,zamanın değişmesi ile bozulmaya yüz tutan değerler,unutulan hakikatler,Dine sokulan bidatlar yeniden ihya edilerek,tecdit ve tamir gerekeceğine işaret etmiştir.</p>
<p>Evet nasıl ki önceki Rasûl ve Nebiler temel esaslarda aynı,fakat zaman ve mekana ait teferruatda farklı misyonlar taşıdığı gibi,Müceddit ve Âlimler’de farklı sahalarda tecdit vazifesi ile Rasûllerin ve Nebilerin misyonunu o sahalarda onların izdüşümü olarak yerine getirmişlerdir.Misal olarak;Siyasî sahada Halife-Rasûl olan Hz. Davud(as)’ın misyonunu Hz.Ömer(ra),Ömer bin Abdülaziz ve Fatih Sultan Mehmet gibi Zat’lar,MelÎk-Rasûl olan Hz.Süleyman(as)’ın misyonunu Kanuni Sultan Süleyman gibi Zat’lar temsil ederken,şeriat sahibi 4 büyük Rasûl’ün(Hz.Nuh-Hz.İbrahim-Hz.MusaHz.İsa) misyonunu da,4 büyük mezhep imamı olan; İmam A’zam,İmam Şâfiî,İmam Malîk,İmam Hanbelî gibi Zat’lar Onlar’ın izdüşümü mesabesinde tecdit vazifesi görmüştür denebilir.</p>
<p>Âhirzamana gelindiğinde ise,artık bundan önceki zamanlarda olduğu gibi din bir sahadan yara almıyor,her sahadan yara alıyor.Küllî bir tahribat yaşanıyor.Adeta fetret dönemine benzeyen bu dönemi Üstad hazretleri felaket ve helaket asrı olarak tanımlamıştı.Bir sahayı değil bütün sahaları ihtiva eden,doğrudan merkeze;yani iman kalesine yapılan bu hücuma ancak ve ancak Hatemül Enbiya olan Efendimiz(sas)’in misyonunun büyüklüğü nisbetinde temsil eden bir Zat bu büyük tecdit vazifesini yapabilirdi.’’Madem âdeti öyle cereyan ediyor,âhirzamanın en büyük fesadı<br />
zamanında,elbette en büyük bir müçtehid,hem en büyük bir müceddid,hem hakim,hem Mehdi,hem mürşid,hem kutb-u âzam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır’’.(6)</p>
<p>‘’Hem her asırda gelen veliler keşfiyatlarında;’’Birisi gelecek,şarktan bir Nur zuhur edecek’’diye beklenen büyük Zat’ı;Risale-i Nur’un şahsı manevîsi ve Bediüzzamanın şahsı manevÎsi olduğunu haber vermiş(7). Bu büyük tahribatın tamirini;O Zat ve O Zat’ın temsil ettiği şahs-ı manevîsi bu ulvi vazifeyi yerine getirecektir.Ne mutlu bu varisleri tanıyıp anlayabilene,anlayıp yaşayabilene,yaşayıp aktarabilene…</p>
<p><strong>Salih Çınar-Hizmetten</strong></p>
<p>Dipnotlar:</p>
<p>1)NahlSuresi(36)-</p>
<p>2)FatırSuresi(24)-</p>
<p>3)FatihaSuresi(6)-</p>
<p>4)NisaSuresi(69)–</p>
<p>5)Sünen-iEbuDavud–</p>
<p>6)29.Mektup7.kısımsh:499-</p>
<p>7)BarlaLahikasısh:142</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/8488-2/">Peygamber Misyonu ve Varisleri | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlıkları Aydınlatan Nur &#124; Salih Çınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/karanliklari-aydinlatan-nur-salih-cinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2020 18:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Çınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü Brezilya’lı yazar Paulo Coelho’nun 26 dile çevrilen ‘Simyacı’ isimli eserinde şöyle bir diyalog              geçer :’’Simyacı kendilerini soyan eşkıyalara, dokunduğu herşeyi altın yapan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanliklari-aydinlatan-nur-salih-cinar/">Karanlıkları Aydınlatan Nur | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü Brezilya’lı yazar Paulo Coelho’nun 26 dile çevrilen ‘Simyacı’ isimli eserinde şöyle bir diyalog              geçer :’’Simyacı kendilerini soyan eşkıyalara, dokunduğu herşeyi altın yapan taşı ve ebedi hayat suyunu gösterir. Eşkıyalar gülüp geçerler.Delikanlı,bu kadar kıymetli şeyleri eşkıyalara gösterdiği için şaşar. Simyacı sebebini anlatır; Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla görmeyiz onları. Peki neden bilir misiniz? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar…’’</p>
<p>Evet gerçekten gözümüzün önünde ki hazinenin farkında değiliz. Görmezden geliyor, duymamış gibi yapıyoruz. Peki kime kapatıyoruz gözümüzü, kime kulağımızı tıkıyoruz? Tabi ki kendimize&#8230;Biz kendi gözümüzü kapamakla ne güneşin varlığını inkar edebiliriz, ne de güneşin ziyasının en karanlık noktaları bile aydınlattığı gerçeğini yok sayabiliriz. İşte bu Güneş, asırlar geçmesine rağmen önümüzü en mükemmel şekilde aydınlatmaya devam ediyor, ruhlarımıza inşirah salıyor, kalplerimiz itminana eriyor.Üstad Hazretleri O Zat’ı Mesnevi-i Nuriye’de bize şöyle tanıtır: ’’Evet,O zat vazifesi itibariyle esma-i ilahiyenin gizli hazinelerinin keşşafı, hakkın burhanı, hakikatin ziyası, saadetin vesilesi, hidayetin güneşidir.’’</p>
<p>O Hidayet Güneşi (s.a.s)’nin girmediği her gönül karanlıktır. Karanlıkta çiçek açmaz,hayat olmaz. Eğer gönül perdelerimiz aralanırsa, gönlümüz O’nun Nur’u ile aydınlanır. Zira araladığımız ölçüde O’nun kadri kıymetini bilecek, bildiğimiz ölçüde tanıyacak, tanıdığımız ölçüde seveceğiz.</p>
<p>Sevmenin ölçüsünü de Efendimiz(s.a.s) şöyle bildiriyor: ’Sizden biriniz beni, nefsinden, annesinden, babasından, eşinden, evladından, malından daha çok sevmedikçe hakiki manada iman etmiş olamaz. ’Evet bu zorlardan zor bir hadisedir, insan niyeti ölçüsünde buraya ulaşabilir. Demek ki insanın her şeyden daha çok O’nu tanıması ve bilmesi iktiza ediyor.</p>
<p>O (s.a.s)’nu en iyi tanıyan sahabelerdir.23senelik kısa zaman diliminde O Zat(s.a.s)’a duyulan aşk ve iştiyakın neticesinde, kömürün elmaslara dönüştüğünü şahitlik edenlerin başında gelen büyük sahabi Sad b.Ebi Vakkas bu işin sırrını bize şöyle söyler: ‘’Biz Peygamber Efendimiz(s.a.s)’in hayatını çocuklarımıza Kur’an dan bir sure ezberletir gibi öğretirdik’’der. Bu söz Rehber-İ Ekmel’i hayatlarına merkez almanın ifadesidir.Biz de Onlar gibi,O Zat(s.a.s)’ı gönüllerimizin tahtına çıkarmalı, evlerimizin en sevgili varlığı haline getirmeliyiz. Bütün gayretimizi ‘en mükemmel bir numune’ olan Zat’ın hayatını, sözlerini öğrenip, hayatımızın her karesi için numuneler alarak aydınlatmalıyız.</p>
<p>Bakınız Alman edebiyatının zirvesi kabul edilen ‘Goethe’,Peygamber Efendimiz(s.a.s)’i tanımanın gönlünde ki karanlıkları nasıl aydınlattığını şu ifadelerle dile getirir:‘’Hiç kimse Hz.Muhammed’in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz.Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız, İslam kültürüne nisbetle eksiktir. Biz Avrupa milletleri medeni imkanlarımıza rağmen Hz.Muhammed’in(a.s) son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki hiç kimse bu yarışmada O’nu geçemeyecektir.’’</p>
<p><strong>@hizmetten | Salih Çınar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/karanliklari-aydinlatan-nur-salih-cinar/">Karanlıkları Aydınlatan Nur | Salih Çınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
