Yazarlar

Sonsuzluğun Sokulduğu Kepez | İSMET MACİT

Sonsuzluğun sokulduğu kepezlerden Hira sultanlığında biri inliyor insanlığın dertleriyle. Kırk yaşına kadar gördükleri ve müşahede ettikleri yüreğini kanatmakta. Eşini yavrularını geride bırakıp yalnızlığın iklimine sığınarak kendisini dinlemekte, içine doğru derinleşmekte… İnsan kardeşlerine karşı hissettiği şefkat onların dertlerini çok derinden hissettirmekte ve çöl kumlarına diri diri gömülen yavruların bakışları kor haline gelmiş temren gibi ta ciğerine saplanmakta…

Yitik çocuklar, atıldıkları kuyulardan yardım çığlıkları atmakta ama küfür kurşunu dökülmüş kulaklar duymamakta, duyanlar mazlumun iniltisini ney gibi dinlemekte. Kaybolmuş değerlerin, ölüp gitmiş maneviyatın terkedilmiş puslu mezarlığına dönen ülkelerde insanlar birbirini yemekteler. Hazan yemiş toprakların gözü yaşlı çocukları bir kurtarıcı beklemekte, atıldıkları çukurlardan gök yüzüne bakmaktalar. Sevginin şefkatin katledilip karşı bayıra gömüldüğü hissiz duygusuz bir dünyada zayıflar, kadınlar, köleler, mazlumlar gökten uzanacak bir el beklemekteler.

Menfaat şebekesinin kurduğu batıl sistemi yerle bir edecek ‘hak’ intizar edilmekte Faran Dağları’nın ufuklarında. Tur Dağı’nın kardeşi Nur Dağı’nın zirvesindeki Hira’da İnsanlığın İftihar tablosu Allah’tan uzaklaşmış böylece tüm insani değerlerini kaybetmiş ve kabristana dönen dünyaya nasıl yeniden ruh üflenebileceğinin derdini çekmekte.

Şehirlerin annesi Mekke doğum sancılarıyla iki büklüm. Şehrin rahmi Hira’da büyüyen üçüzlerin doğumu yaklaşmakta… Nübüvvet, İslam ve Kur’an ilk vahiyle birlikte doğacak ve yeryüzü buradan yayılacak mesajlarla yaratılış gayesine uygun mana kazanacaktır.

Evet binlerce yıldır beklenen rahmet sağanağının ilk damlası düşer Nur Dağı’nın zirvesindeki Yalnız Nebi’nin gönlüne. Kırk yaşındadır. Takvimler Hz İsa’dan 571 yıl sonrasını göstermektedir. 23 yıl devam edecek bu nur sağanağı yeryüzünü kıyamete kadar cennet yamaçlarına çevirecek berekettedir. O rahmetin ilk damlaları diri diri gömülmeyi bekleyen kız çocuklarının ipekten yüzlerine düşer yüreklerini bayram yerine çevirir.

Kur’an’ın ilk ayetlerini getiren Cebrail “oku” der şanlı Nebi’ye… Ben okuma bilmem der Efendiler Efendisi (sav). Üç kere tekrar eder vahyin taşıyıcısı şanlı melek ve her seferinde O’nu (sav) sıkıp bırakır. Belki her sıkmasında Sidret-ül Münteha’nın ötesinden ilhamlar boşaltmıştı mahzun Nebi’nin gönlüne.

Bu kutsal görevi Hira’da omuzlayan Efendiler Efendisi (sav) koşarak Merve tepesi yakınlarındaki cennet köşesi yuvasına gelecek ve “beni örtün, beni örtün” diyerek örtüsünün altında tir tir titreyecek, kendisine gelince fırtınalı denizlerdeki limanı Hz Hatice’sine “kendimden korkuyorum” diyecekti. Hz Hatice (ranha) ise “Hayır vallahi, Rabbim Seni asla mahcup etmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, aciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, misafiri ağırlar, hak yolunda halka yardım edersin.” diyerek O’nu (sav) teselli edecekti.

Hz Hatice, ilk şoku atlatan Efendiler Efendisi’ni (sav) alıp amcasının oğlu Varaka ibni Nevfel’e götürecekti. Varaka gözleri görmeyen yaşlı bir zattır. Cahiliye döneminde Hıristiyan olmuştur. Varaka kendisine anlatılanları dinledikten sonra: “Bu gördüğün Allah’ın Musa’ya indirdiği Namus-u Ekber yani Cibril’dir. Keşke sen dinini anlatırken yaşıyor olsaydım da kavmin, Seni yurdundan çıkartırken Sana destek olsaydım” dedi. Bu söz üzerine mahzun Nebi (sav): “Onlar Beni yurdumdan çıkaracaklar mı?” diye sordu. Varaka: “Evet, Senin getirdiğin şeyle (vahiy) gelen hiçbir peygamber yok ki ona düşmanlık edilmesin! Eğer bu günlerin bana ulaşırsa, yani hayatta kalırsam, Sana mutlaka yardım edeceğim” dedi!

Çöl sıcaklarının kavruk yüzlü çocuklarının, ağlamaktan yorulmuş kız annelerinin, insan yerine dahi konulmayan kölelerin, zulüm altında inleyen mazlumların kabul olmuş duasıydı O (sav)…  Geldi ve fer oldu dizlerinde derman kalmamış mahzunlara… Geldi ve nefes oldu küfürden boğulanlara… Geldi ve can oldu ümidini yitirmiş olanlara… Geldi ve el oldu kuyu diplerinde kurtarılmayı bekleyenlere… Geldi ve tebessüm oldu gözyaşlarının ıslattığı minicik kız çocuklarının yanaklarına…

Rabbim… Bu asırda da O’nun (sav) ümmeti zalimlerin demir pençesi, kanlı tırnakları arasında her türlü zulme maruz… Habibim dediğin ve kâinata, alemlere rahmet olarak gönderdiğin Nebi’n (sav) hürmetine mazlumlara fereç mahreç lütfeyle ve sürpriz müjdelerle onları sevindir!… Hira Dağı’ndan yayılan nur aşkına gecelerini gündüze çevir.

Konu ile ilgili görüntülü sohbeti burayı tıklayarak izleyebilirsiniz

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu