Yazarlar

Sonsuzluğu hecelemek te varmış! | Zekeriya Çiçek

“ Yüzer fenden her bir fen, geniş bir ölçü ve kıyasla ve yansıtabildiği kadarıyla ve uzağı yakınlaştırabilecek ve ibretli bakışıyla bu kâinatın yaratıcısının celâli isimlerini bildirir, özelliklerini, üstün vasıflarını tanıttırır. “(Şualar sh: 207)

 

Müspet ilimler olarak bilinen tüm bilim dalları kendi dilleriyle Cenab-ı Hakkı haykırırlar.

Matematik penceresinden kâinata baktığımızda her şeyin bir ölçüyle mizanla var edildiğini görürüz. Galileo’nun ifadesiyle:

    “Öncelikle kâinattaki geçerli dil öğrenilmedikçe ve sonra da onda yazılı karakterler okunmadıkça kâinat anlaşılamaz. Kâinat, matematik dilinde yazılmıştır ve insan olarak onda yazılan kelimeleri matematik olmaksızın anlamamız imkânsızdır.”

Bir başka matematikçi şunları söylemek zorunda kalır: “Aklımı çıkarıp atmadığım sürece, -kâinat tesadüfen medyana gelmiştir- fikrini kabul edemem. Hayatın Yaratıcısı, ne yaptığını çok iyi bilen Âlim, Hakîm ve her şeye Kadir bir Zat olmalıdır.”

Kâinatın dili herkese aynı biçimde haykırır. Aklıselim sahibi bir matematikçi, çöldeki deve izine düz bir yorum getiren cahil bedevi ile aynı sonuca varacaktır: “Yerdeki deve tersi, oradan geçmiş olan bir devenin varlığına işaret eder. Yoldaki ayak izleri oradan bir yolcunun geçtiğini gösterir. Aynen öyle de, bütün yıldızlarıyla şu koca sema, vadileriyle ve dağlarıyla, şu yeryüzü ve dalgalarıyla deniz, hepsi tek tek ve birlikte, Kadir, Hakîm, Rahman ve Rahim olan bir Zat’a işaret eder.”

İngiliz matematikçi G. H. Hardy şunları söylüyor: “Ben, pratik faydası için değil, ondaki güzellik için matematik yapıyorum ve yaptığım çalışmaların kâinatta herhangi bir uygulamasının olup olmadığına bakmıyorum. Ancak çok sonra kâinatın da matematikçiler tarafından formüle edilen aynı kurallarla oynadığını keşfediyoruz.”

Merak ve akıl gibi lâtifelerle donatılan insanoğlu, içinde bulunduğu kâinatın sırlarını keşfetmek adına, büyük teleskoplar inşa ediyor, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlere uzay araçları gönderiyor. Artık, bir uzay aracının bir gezegen etrafında dönmesi ve uzaklardaki gök cisimlerinin keşfedilmesi normal karşılanmaya başlandı. Hayatımızı kolaylaştıran duman algılayıcı, TV uydu anteni, barkot, tıbbî tarama cihazı ve göz tarama sistemi gibi birçok âletin, savunma sanayii ve uzay çalışmaları sırasında icat edildiğini biliyor musunuz? Hasta olduğumuzda tıbbî tetkikler için kullanılan röntgen cihazı, manyetik rezonans (MR) ve bilgisayarlı tomografi (BT) gibi birçok aletin de benzer süreçlerle icat edildiğini hiç düşündünüz mü?

Bütün bunlar bir yandan modern hayatın, bilim ve teknolojiye ne kadar bağlı hâle geldiğini gösterirken, diğer yandan da kâinattaki eşya ve kanunların insanın emrine musahhar olacak şekilde yaratıldığını göstermektedir.

Prof. Ali Nesin: “Eğer uzayın farklı bir yerinde bazı yaratıklar olsaydı ve bu yaratıklar bizim gibi zeki olsaydı, bizimle aynı matematiği yaparlardı. Demek istediğim matematik bir tane ve biz onu buluyoruz” diyor.

Allah (cc), kâinatı yaratırken, koyacağı kanunların sadece mükemmel olarak çalışmalarıyla yetinmemiş, bunlara insan ruhunu yücelten güzellikler de katmıştır. İlim tığıyla örülen bu muhteşem dantelâya ince ve güzel bir nakış işlemiştir. İnsanoğlunun bu dantelâ içindeki ince sırları ortaya çıkarmasıyla matematik ilmi doğmuştur. Herkes farklı bir ipliğe muttali olmuş ve bugünkü haliyle karşımıza muazzam bir tablo çıkmıştır. Bu ilmi ya alıp tek bir noktada toplayıp insan beyninin içine kapatacağız veya kâinat kitabının sayfaları arasına serpiştireceğiz. Bizim var olan şeylere sonradan ulaşmamız matematiğin kâinatın sayfalarına ait olduğunu göstermektedir. (Sızıntı’dan)

Her şeyin bir hesap üzere olduğu böyle muhteşem bir kâinatın yine her organı birbiriyle dengelenmiş ve matematik, fizik, kimya ve özellikle biyoloji biliminde doruklaşmış insan mahiyeti ne de güzeldir.

O güzelliğin ardında kendisini tanıtmak isteyen Rabbimizi bilmek ondan daha güzeldir. Küçücük bir sehpanın bile işe yaraması, onun ayaklarının birbiriyle uygunluğu ile mümkündür. Bunun böyle olması gerektiğini bilmek zorunda olan insan; kendisinin sahip olduğu ışıl ışıl iki gözünü, iki kulağını, iki kolunu ve iki ayağının aynı boyda olduğunu görememesi düşünülemez. Sehpanın marangoz tarafından yapıldığını kabul edip, kendi sanatkârı olan Kudreti Sonsuzu (cc) görmemek ne acı!

Üstadın o tatlı üslubuyla meseleyi özetleyelim:

Ce­nâb-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve ahirdir. Hiç­bir cihette ne zâtında, ne sıfâtında, ne fiillerinde benzeri, dengi, misli, misali, yoktur.

“İşte, ey gafil insan! Bu Hâkim-i Hakem-i Ha­kîm‑i Zülcelâli ve’l-Cemal, sana karşı kendisini her bir mahlûkuyla böyle hadsiz ve parlak tarz­larda ta­nıttırmak ve sevdirmek istediği halde, sen Onun tanıttırmasına karşı imanla tanımazsan ve Onun sevdirmesine karşılık kulluğunla kendini Ona sevdirmezsen, ne derece büyük bir ceha­let ve bir zarar olduğunu bil, ayıl.”

Ey Rabbimiz, seni matematiğin en mühim üç sayısı ne güzel anlatır:

Kâinattaki yok olmaya mahkum olan varlığın tümü her biri fani olması yönüyle 0 (sıfır) dır.

Eşyayı yokluktan varlığı çıkaran ve ona anlam kazandıran ve Kuran’ın’ da  “Kul hü vallahü ehad” ile tarif ettiğin sen ise 1 (Birsin)

Üçüncüsü de sonsuz rakamıdır. Rabbimiz, sonlu olan bizler sonsuz güç ve kudret sahibi olan sana sonsuz hamd-ü senalar ediyoruz.

 Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı