Yazarlar

Son muhacir | M. Nedim Hazar

Hicretin 17. senesi… Halife Hazreti Ömer (ra) bir yandan İslam’ı bir devlet disiplini içerisinde kurgulamak isterken, diğer yandan bu konuda gerekli hukuki ve sosyal düzenlemelerle meşgul.

Hicri yılbaşının resmileşmesi bu dönemde gerçekleşiyor mesela. İnsanlık her geçen gün daha büyük kitleler halinde İslam’a dahil oluyor. Tabii olarak Mekke ve Medine cazibe merkezi. En çok da Resulullah’ın mescidi ziyaret ediliyor. Öyle ki Mescid-i Nebevi, gelen ziyaretçileri alamayacak duruma geliyor. Riyaset oturup yeni bir düzenleme kararı alıyor. Buna göre Türbe-i Saadet’in etrafındaki arsaların istimlak edilip mescide katılması gündeme geliyor. Halife Ömer, bizatihi kendisi bu işle ilgileniyor ve Mescid’in etrafındaki arsa sahiplerine teker teker gidiyor. Teklif şu: “Ev ve arsanızı Resulullah’ın mescidini genişletmek için satın almak istiyorum. Kimse malına değerinden aşağısını vereceğimi sanmasın. Herkes kıymetini söylesin, gönlünden geçirdiği fiyatı bildirsin. Resulullah’ın mescidine zorla alınmış arsa ilave etmeyi düşünmüyorum.”

Pek çok kişi bu tebliği maalmemnuniye karşılar ve gayr-ı menkullerinin değerini söyler. Mescid çevresindeki ev ve arsalar birer birer alınır. Neredeyse tamamı alınır civardaki yapı ve arazilerin. Ancak bir de pürüz çıkar. Adaletiyle tanınan Hz. Ömer, çok anlam veremez bu direnmeye ama sıkıntı çıkaran kişi bizzat Hz. Abbas’tır (ra). Yani Efendimiz’in (sas) öz amcası. O ki, Halife Ömer kadar hakkaniyet ve adalete hürmet ederdi. Ve bizzat Resulullah’ın “Ben son peygamberim, sen de son muhacirsin” iltifatına nail olmuştu.

Hz. Ömer, Hz. Abbas’ın durumu tam kavramadığını düşünüp istimlakin Hz. Peygamber’in mescidi için yapıldığını tekrar izah edince aldığı cevap enteresandır: “Mescid için de olsa, benim olanı vermeyi düşünmüyorum!”

Halife ısrar eder: “Ya Abbas, arsanın değerinden aşağısını vermeyi düşünmüyoruz. Resulullah’ın mescidine böyle zorla alınmış bir arsa ilave etmeyi de uygun bulmuyoruz. Şayet verilen fiyat az geliyorsa emsallerinden de fazla fiyat vereyim, arsanı ver de bu iş bitsin.”

Cevap değişmez: “Hayır, mülk benimse fazla fiyat verseniz de satmak istemiyorum. Zorla alacaksanız o başka!” Durum içinden çıkılmaz bir hal alınca olay mahkemeye intikal ettirilir. Hakim, Übey bin Ka’b’dır (ra). Mahkemede talep tekrar edilir: “Biz yönetim olarak Abbas’a değerinden fazla fiyat verdik, artık diretmemeli, arsasını vermeli ki, Resulullah’ın mescidi ihtiyacı karşılayacak şekilde genişleme imkânı bulsun.” Cevap, yine aynıdır: “Fazlasını da verseniz, ne para zoruyla ne de mescide ilave etmek iddiasıyla mülkümü elimden kimse alamaz.” Mahkeme şu karara varır: “İslam hukukunun gereği kimse başkasının mülkünü ve arazisini isterse para zoruyla olsun, alamaz. Mescid için de olsa mal sahibini zorlayamaz. Abbas’ın mülkü Abbas’ta kalacak, hükümet istimlak için zorlamayacaktır.”

Son muhacir | M. Nedim Hazar 2

Karar kesinleşir, mahkeme dağılmak üzereyken Hz. Abbas’ın sesi duyulur: “Ya Übey, mahkeme bitmiş, karar kesinleşmiştir değil mi?” Tasdik ettirince tarihe geçecek şu konuşmayı yapar: “Arsamı şu andan itibaren Resulullah’ın mescidine ilhak edilmek üzere hibe ediyorum. Tek kuruş almadan, hiçbir maddi menfaat beklemeden. Hepiniz şahit olun, parayla alınamayan arsam, hiçbir karşılık verilmeden Resulullah’ın mescidine hibe edilmiştir ve mülk bu andan itibaren halifenin tasarrufuna girmiştir.”

Not: Yazının görseli Nasir Hemir’in meşhur Bab’Aziz filminden. İmkanınız olursa bu mübarek günlerde izlemenizi salık veririm.

Kaynak: M. Nedim Hazar | Tr724

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu