Sistemli Düşüncenin Temelleri
Kâşif, mucit, araştırmacı, uzman, âlim ve idareciler belirli bir konuya yoğunlaştıklarında bilinçli olarak bir akıl yürütmek durumundadır. Yani bir çeşit düşünme metodu uygulamaları gerekir.
Neyi düşünüleceğinizden daha geri olmayan bir husus vardır ki, o da mevzunun nasıl düşünüleceğidir. Hatta en öncelikli mesele, hangi konunun ya da sorunun, ne tür bir düşünme türü veya türleri ile ele alınarak, çözümler geliştirmek gerektiği üzerine olmalıdır.
Esasında düşünce metotlarının her biri, insanı, hedeflerine götüren birer araçtırlar. Karanlık noktaları aydınlatmada kullanılan ışık kaynağıdırlar.
Herhangi bir konu, onu da içine alan daha büyük bir konunun parçasıdır. Aynı zamanda o konu, kendi içinde daha küçük konuların da bileşkesidir. Böyle olunca, hangi mevzu olursa olsun, ortada iç içe bir sistem kümesi vardır ve mantıklı yol, ilgili elemanlarından oluşan o meseleyi ‘sistemli düşünme’ ile takip etmektir.
İnsanın aklına gelen her çağrışım, hatırlama ve anımsamalara düşünce denemez. Zira sistemli düşünmenin bir temeli vardır. Bu temel ilkeler; hedefe odaklanma, sağlam malzeme ve doğru bilgi kullanma, engeller çıkınca pes etmeme, araştırma gayreti, konuya kilitlenme ve yeni talepler karşısında sürekli iletişimde olma gibi hususlardır.
Sistem, günümüzde, “Sistem Mühendisliği” alanıyla mühendislik fakültelerinde veya fen bilimleri bünyesinde konumunu tartışmasız kabul ettirmiştir. Dahası o, “Sistemli Düşünme” namıyla bir düşünme tarzı şeklinde felsefenin bir alanı olarak sosyal bilimlerde yerini almıştır. Dolayısıyla o, her iki temel sahada da yerini tescil ettirmiştir.
Sistemli Düşünmenin Bazı Özellikleri
Topyekûn varlığı veya bir parçasını ya da eşya ve hadiseleri okuyup anlama adına araştırma ve inceleme yaparken, bunların alan, sınır, hedef ve gayelerinin yanında, evvela temel doğru ve yanlış unsurları kavrama, sonra esnek ve yorumlanabilir kısımlarını bilme, ardında da nötr ve tarafsız taraflarını görebilme, sistemli düşüncenin çok yönlü temel özelliklerindendir.
Aktif ve dinamik bir yapı olan sistemli düşüncenin hususiyetlerine; ele aldığı herhangi bir konunun, kendisinin dışında kalan hususlarla alakasını, bünyesindeki her bir parçayı ve bunun diğer parçalarla ilişkisini, hatta bu mekanizmanın bir sonucu konumundaki semerelerinin tamamını birden mülahazaya alan, dengeli ve objektif düşünme metodu ilavesi de pekâlâ yapılabilir.
Mesela, bir eğitim modelini araştırıp incelerken, bu yapının dışında kalan insanların görüşleri ve algıları, bizzat ya da dolaylı işin içinde olan kişiler, ürünleri sayılan mezunlarının ayrı ayrı bakış açıları gibi hususlar makul yörüngeyi bulma adına, ölçme ve değerlendirmede kullanılması gereken farklı faktörlerdir.
Soyut veya somut herhangi bir beşerî sistemi, eksiksiz tasarlama, sağlam yapma, sürekli çalıştırma ve doğru işletmenin önemi kadar, yine onu denetleme, ıslah etme, güncelleme ve geliştirme gibi alt sistemlere de ihtiyaç vardır.
Her sistemin önemli ortak bir özelliği de bünyesinde, hem alt sistemlerinin hem de kendisini kapsayan üst sistemlerinin olmasıdır.
Sistemli düşünme ve çalışma, araştırmacı ve amatör ruhları profesyonelliğe taşıyan bir araçtır. Yine sistemli düşüncede esneklik özelliği, adeta ondaki hiyerarşi ve disiplinin ruhudur. Zira somut beden, ancak soyut ruh ile canlı kalabilir.
Nasıl ki her insanın bir karakteri vardır. Şayet bu düşünme yöntemin bir mizacı mevzu bahis olsaydı, öncelikle şu 14 husus sayılabilirdi:
- Bu metot, başlangıçta bir amaç ve hedefin olmasını gerektirir.
- Teorik zihinleri, mecburi olarak bir disiplin altında tutturur.
- Önceleri alışması belki zordur ama başarıyı kolaylaştırır.
- Nedensellikte, irade devredeyken doğrusal değil döngüsel ilişkiyi esas aldırır.
- Doğru çıkarım ve anlamlara, sadece parçalara değil bütüne bakarak ulaştırır.
- Bütünün parça ile olan ilişkisini analitik olarak sorgulatır ve inceletir.
- Parçalar arası etkileşimi kesinlikle hesaba kattırır.
- Statik, dinamik, mekanik, organik tüm unsurları bünyesinde bulundurabilir.
- Soyut- somut, fizik-metafizik, kavramsal-sosyal alt sistem türleri olabilir.
- Hiyerarşiyi kurdurur, işlettirir ve kontrol ettirir.
- Farklı bakış açıları ile mevzunun tüm yönleri düşündürür.
- Yürütme esnasında, esnek ve alternatif yedek planları bulundurur.
- Konuların hem iç hem dış faktörlerini tespit ettirir.
- Tekrarlanabilmeye, yaygınlaşabilmeye elverişli bir yapı kurdurur.
Yöntemin İki Semeresi: Gerçek Düşünce ve Aksiyon
Sistemi meydana getiren her bir parça veya unsurun; kendine has işlevi, diğer parçalarla bağı veya münasebeti, yapının bütününe bakan bir misyonu vardır. Hiçbir parça tek başına sistemin hedefini veya amacını, objektif bir şekilde tanımlamaya kâfi gelemez. Öyleyse farklı renklerden müteşekkil bu anlamlı mozaik ancak sistemli bir yaklaşım sayesinde kavranabilir.
Aksiyon -ister soyut isterse somut olsun- gerçek düşüncenin, gerçek düşünce de sistemli düşünmenin bir ürünüdür. Ayrıca gerçeklerle çelişen düşüncelerin, gerektiğinde bir kenara konması da bu metodun ayrı bir semeresidir.
Düşünmek fiili bir tohumsa, ‘düşünce’ de bu tohumun meyvesidir. Gerçek düşünmenin özünde ‘aksiyon’ boyutu vardır. İşte, esasında insandaki bu düşünme cevheri veya bu iç eylem, bir taklit değil bir ilktir.
Mesela yer çekimi kanununu, suyun kaldırma kuvvetini, Dünya’nın elips şeklinde olduğunu ve kendisinin Güneş etrafında belirli periyotlarla döndüğünü ilk kez söylemek; sıfırı tanımlayıp cebirsel işlemlerde ilk defa kullanmak; elektriği icat etmek gibi, bütün bu ve benzeri konular haddizatında bir aksiyondur. Sonradan bunların tekrarı ve kullanılması ise bir nevi taklittir, arazdır ama katiyen iç eylem değildir.
Bu Metot ile Problemlere Bakış
Sistemli düşünebilen bir dimağ, ele aldığı mevzu karmaşık veya kompleks görünse dahi, ‘değişkenler’ olarak tanımlanan iç unsurları ve ‘faktörler’ şeklinde adlandırılan dış etkenleri tanımlar. Dolayısıyla her iki temel parametre grubunu tasnifler. Bu sayede o, önüne çıkması muhtemel engellere takılmadan hedefine ulaşabilir.
Mesela böylesi dimağlar, her herhangi bir problem, sorun veya soru ile yüz yüze geldiğinde hemencecik sadece çözüm ya da cevaba odaklanmaz. Onlar bazı sorularla ilerler:
Problem ya da soru doğru mu? Çözüm için eldeki veriler yeterli mi? Muhatap ben miyim? Ben tek başıma bunun altından kalkabilir miyim? Ne zaman/ nereden/nasıl/niçin/kiminle müdahale etmeliyim? Bu sorudan maksat acaba sadece sorunun çözülmesi olmayabilir mi? İşte buna benzer sorular ile sistemli düşünme argümanlarını tek tek kullanır.
Bütün bunların aksine, düşünmedeki sistemsizliğin akıbetinin hüsran olduğuna, bir basit misal vermek istiyorum: Sokak ortasına, boğazına bıçak dayanmış, canı tehlikede bir insanın, karşımızda can havliyle bizden imdat beklerken hayal edelim. O sırada bu olayı izleyen başka bir kişi, tehlike altında korkudan titreyen bu adamın, eski bir davranışının yanlışlığını iddia etsin. Bu hatasının sebebini de acil öğrenmek istediğini gündeme getirsin. Ancak sistemli düşünmeyenler, bu yersiz iddiayı gidip araştırma (!) yapmak için olay yerini terk etmeye kalkar. Tabii ki döndüklerinde cevap verecek birilerini bulabilirlerse… Zira bu zaman kaybı, bir masumun hayatının sönmesine neden olabilir.
Sonuç
Nice inceleme ve araştırmaların sonucunda başta kâşif ve mucitler görmektedirler ki, evren ve onun herhangi bir parçasında, en küçüğünden en büyüğüne kadar, canlı/cansız, soyut/somut, fizik/metafizik, mikro/makro bütün âlemler ahenkle işleyen sistemlerle doludur.
En baştan itibaren varlıktaki nizamı kabul ederek, onun içindeki alt sistemleri ve bunların birbirleriyle irtibatlarını, sebep ve sonuç ilişkilerini hikmetleriyle beraber anlama gayreti, sistemli bir yaklaşımdır. Ayrıca bu kolay bir yöntemdir. Fakat objektif olamama kaygısıyla, bu nizama bigâne veya tarafsız kalarak varlıktaki sırları, ahengi keşfetme çabası ise zor bir yoldur. Öncekine kıyasla her ne kadar daha yorucu olsa da elbette bu da bir tercihtir.
Nâzım’ı kalben kabul edip-etmemek insanın özgür iradesine bağlı bir inanç konusudur. Ama selim akıllar, sistem de diyebileceğimiz mükemmel bu nizamı ve delillerini, farklı bilim dalı başlıkları altında, tekvini ayetler manzumesi olarak bilinçli veya bilinçsiz ilan ve itiraf ederler. Hâlbuki tüm bu nizamları; tabiata, tesadüfe veya sebeplere beyhude dayandırma çabası, ilgili sistemleri reddetmek değil, aksine bu harikulade düzeni, kozaliteyi kabul edip, onlara haddizatında ‘Bir gerçek sahip’ arayışı değil midir?
Öyleyse hakikat arayışındaki insan, kendisindeki potansiyel nispetinde, iç içe sistemlerle süslenmiş fizik ve metafizik âlemleri ancak ‘sistemli düşünme’ sayesinde gerçek mana, maksat ve mahiyetiyle okuyup anlayabilir.
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN


