Yazarlar

Scholl Kardeşler ve Karakuşi Hakimler | RECEP ATICI

“İsyanı olmayanın ahlâkı da olmaz” der Nurettin Topçu. O, “isyan ahlâkı”nı haksızlığa ve zulme karşı bir iç infial olarak görür. Eğer bir toplumda isyan ahlakını huy edinen, yani çileyi istirahate, izzetle ölümü zillete tercih eden varsa o zaman esaretin yanında hürriyette vardır. Kalabalıklar, halkı kendi sefaletinden kurtarmak isteyen bu hürriyet kahramanlarını her devirde darağacına yollamaktan çekinmemişlerdir.”[1] Bugün ülkemizde, ıstırabı istirahate tercih eden, zillete boyun eğmeyerek gücün yanında yer almayan bu kahramanlara çok ağır bedeller ödeten “ahlâktan yoksun, kendi sefaletinde boğulmuş” bir toplumdan bahsediyor olmak ne acı!…

İnsanlık var olduğu günden bu yana, -eğer tefessüh etmemişse- vicdanında var olan, iyi ve güzel olanı takdir, kötü ve çirkine karşı da diklenmeden dik durma diyebileceğimiz bir “isyan ahlâkı” geliştirmiştir. Bunlardan biri de “Weiße Rose” hareketidir. “Beyaz Gül” demek olun “Weiße Rose” Almanya’nın Münih Üniversitesi’nde, bir grup öğrencinin, Nazizm’e karşı inanç, düşünce, hürriyet ve insan hakları savunuculuğu bağlamında ortaya koydukları pasif bir direniştir. En çok bilinenleri “Scholl Geschwister” yani Scholl kardeşlerdir. Amaçları, “Hitler’in devlet gücünü arkasına alarak kapalı kapılar arkasında yaptığı bu soy kırım düşüncesini başta Alman toplumu olmak üzere seslerinin ulaşabildiği herkese ulaştırmaktır.”[2]

Sophie, bu hareketin ilk ve tek bayan üyesidir. Kontrol noktalarında erkeklere nazaran daha az arandığı için bildirileri gitmesi gereken yere daha rahat ulaştırır. Çok büyük risk altında “Haziran 1942 ile Şubat 1943 yılları arasında toplamda altı bildiriyi Münih, Stuttgart, Frankfurt, Linz ve Viyana”[3] gibi şehirlerde dağıtırlar.

İlk bildiri “Almanya’da yükselmekte olan faşizm ve yozlaşmayı, ikincisi, Yahudilere karşı yürütülen soykırımı, üçüncü bildiride ise diktatörlüğe vurgu yaparak doğrudan Hitler’in baskıcı yönetimini eleştirirler. Hareketin üyeleri çoğunlukla üniversite öğrencisidir. Bu öğrenciler Prof. Kurt Huber’i de yanlarına alırlar ve altıncı bildiri hocaları Huber tarafından yazılır.”[4]

Savaş yılları olması hasebiyle ülkedeki yaşam şartları çok kötüdür. Cephelerde insanlar, kendine âşık, narsist, egosantrik, megaloman bir adam için can vermektedir. Bununla beraber tarihin en büyük ve aynı zamanda en acımasız soykırımı yapılmaktadır. Halk bu gerçekleri ya görmezlikten gelir ya korkuyorlardır veya beni sokmayan yılan bin yaşasın saçmalığını benimsemiş kitlelerdir. Scholl kardeşler öncülüğünde başlayan bu genç ve dinamik hareket ise mazlum iniltilerini dindirmek ve esaretin zincirlerini kırmak için harekete geçmişlerdir.

Toplumda bir değişim ve dönüşüm olacaksa bu gençlerin eliyle gerçekleşecektir düşüncesindeki Scholl kardeşler, yazdıkları bu bildirileri üniversitede dağıtmaya karar verirler. Ancak bu düşünce sonlarının başlangıcı olur. 18 Şubat günü Münih Üniversitesi’nde Sophie, çantasındaki son bildirileri dağıtırken Gestapo onu fark eder ve Scholl kardeşleri hemen gözaltına alır. Yapılan göstermelik duruşmada kendi inanç ve düşüncelerinin arkasında duran Scholl kardeşler, vatana ihanet suçundan yargılanır. Bu davaya, “Hitler’in kanlı hâkimi” diye bilinen Roland Freisler bakar. Dört gün süren sorgulamada Scholl kardeşlerin cesaretleri ve hak-hukuk konusunda ortaya koydukları insanlık dersleri, hâkim Roland Freisler’i çileden çıkarır. Sophie, Freisler’in nefret dolu gözlerinin içine bakarak: “Bizim bu bildirilerde yazdığımız gerçekleri sizler de biliyorsunuz; ama bunu seslendirmeye cesaretiniz yok, çünkü korkaksınız” der. Ardından söz alan abisi Hans da: “Bugün bizi idam ediyorsunuz, fakat yarın sizler bizim oturduğumuz bu sandalyede oturacak, adil mahkemelerde yargılanacak ve idam edileceksiniz[5] der. Bu onurlu duruşlarına rağmen faşizm, karşısına çıkan bütün engelleri bertaraf etme adına, direniş gösteren herkese gözdağı vermek için 22 Şubat 1943’te giyotinle infazı gerçekleştirir.

Evet, bu süreçte ülkemizde de Scholl kardeşlerin duruşuna benzer bir çok insan onuruna yakışır bir isyan ahlakı sergiledi. Ancak, meşhur bir sözde dendiği gibi, devirler değişse de cevirler değişmiyor. Suçlamalara bakıldığında aynı Scholl kardeşlerde olduğu gibi “vatana ihanet ve terör” yaftasıyla 2014 Nisan ayından bu yana toplam 5,560 operasyon gerçekleşmiş. Ortalama günde 3 operasyon ve 70 gözaltı olmuş. Hukukta karşılığı olmayan; bir bankaya para yatırma, gazeteye abone olma, çocuğunu hizmet hareketiyle bağlantılı bir okula gönderme ve ByLock vs. gibi ithamlarla ‘zalime hizmet etmekten zevk alan savcılar’[6] ve siyasetin köpeği[7] haline gelmiş “Karakuşi Hakimler” eliyle masum insanları mahkûm edenler, bugün sanık sandalyesine oturttukları insanların yerinde gün gelecek kendileri oturacaktır. Ancak başları Scholl kardeşler kadar dik olmayacaktır.

Evet, zulüm ile âbad olan niceleri gibi gün gelip Hitler’de yıkılıp gitti. Scholl kardeşlere gelince onlar, Alman halkının gönlünde, hatırı sayılır bir saygıyla başlara taç edilmeye devam ediliyor. Başta ülkemizde her kesimden insana zulmeden Tiranlar da mevsimi gelince yerle bir olacaklardır. Bazıları daha şimdiden tasını tarağını toplamakta, arkada kalanlar da bozgunun hızını kesme telaşındalar. Öyle inanıyoruz ki, Cenab-ı Hakkın koyduğu ilâhî prensipler çerçevesinde, çok yakın bir gelecekte bütün zalimler cezalarını görecek ve bütün mazlum, mağdur ve mahkûmlar da adaletin yerini bulduğu, hak ve hukukun üstün olduğu yeni bir sabaha uyanacaklardır inşallah.

[1] Emine Eroğlu, “İsyan Ahlakı ve Ruh Köleliği” tr724.com

[2] Jillian Wales, “Women’s Resistance Efforts in Nazi” Germany 1939–45: Her Story, 230

[3] Wales, a.g.m.,

[4] Beyaz Gül: Sophie Scholl – Sultan Komut – biamag (bianet.org)

[5] Scholl Kardeşler ve… | Fikret Kaplan – Hizmetten

[6] Anlamı: “Dünyada zalimin yardımcısı, aşağılık kimselerdir; İnsafsız avcıya hizmetten zevk alan köpektir.”

[7] Bilindiği üzere bu sıfat Doğu Perinçek tarafından kullanıldı.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu