Mizan

Satın alınamayacak insan çok az, sadece fiyatlar farklı | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Ne acıdır ki, satılmayacak insan çok az, sadece fiyatlar farklı; Allah, bizi o “az”lardan eylesin!..

Çünkü dünyada satın alınabilecek, peylenebilecek çok insan vardır; günümüzde emsal-i kesîresine şahit olduğunuz gibi. Fakat fiyatlar farklıdır; bazıları bin dolara satın alınabilir, bazıları “Ben on bin dolar istiyorum!” der, bazıları da “Bir villa istiyorum!” der. Fedakâr, çok ciddî müstağni bir arkadaş, “Bana on tane villa verdiler ama ben o cephede yer almaktan içtinap ettim!” diyor açıkça. On tane villa. Bazıları da on tane villaya bile satılmaz, bazıları birkaç tane filoya bile satılmaz. Fakat satılmayan insan çok azdır. Ne var ki, fiyatlar farklıdır. Bazen bir yerdeki bir muhtarlığa satılır adam, muhtarlık pâyesine. Bazen belediye başkanlığına satılır. Bazen bir milletvekilliğine satılır. Bazen bir bakanlığa satılır. Bazen bir müsteşarlığa satılır. Peylenmeyen, karakterli, müstağni insan, çok azdır.

Allah, sizi o “az”lardan eylesin!.. Allah, bizi o “az”lardan eylesin!.. Cennet’i bile verseler, “Allah’ın rızası var mı, yok mu?” sormadan, biz ona bile peylenmeyiz. “Gözümde ne Cennet sevdası, ne de Cehennem korkusu… Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennem’in alevleri içinde yanmaya râzıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm, gül-gülistan olur!” duygusuyla Allah serfiraz kılsın! Kârunlaşmaktan uzak kılsın!..

Nice kimse vardır ki, bir Hârun gibi çıkmıştır yola. Fakat hiç farkına varmadan, dünya, zinetini, debdebesini, ihtişamını, onun yürüdüğü yollara serpiştirince, her yer onun başını döndüren meşher haline gelince, başı dönmüştür zavallının, kendisini kaptırmıştır o rüzgâra veya o akıntıya, bir daha da geriye dönememiştir. Kârûn’u böyle bilin.

Kârûn vesilesiyle Kur’an-ı Kerim diyor ki: تِلْكَ الدَّارُ الآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لاَ يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الأَرْضِ وَلاَ فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ “Şu âhiret yurduna gelince, Biz onu yeryüzünde ululuk peşinde olmadıkları (büyüklük taslamadıkları) gibi, bozgunculuk peşinde de olmayanlara nasip ederiz. Hayırlı âkıbet, kalbleri Allah’a karşı saygıyla dopdolu olan, O’na itaatte kusur etmeyen ve O’nun azabından sakınanlar içindir.” (Kasas, 28/83) “O âhiret yurdu var ya..” “Lâm-ı tarif”, ahd için olursa şayet, “o dâr”, bilemediğiniz şekilde özel bir dâr. Özel dâr olmasını şu hadis-i şerifle anlayabilirsiniz: أَعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ، وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ “Öyle bir yurt ki orası, orada Ben’im size (sâlih kullarıma) ihsan edeceğim şeyleri göz görmemiş, kulak işitmemiş; onlar hiçbir kimsenin aklına da gelmemiş!”

“Ed-Dâru’l-âhire” الدَّارُ الآخِرَةُ diyor. “Âhiret” son demektir. Kur’an-ı Kerim çok defa “ûlâ” (birinci, ilk, evvel) ve “uhrâ” (âhiret, son, diğer) der. Burası “ûlâ” oluyor, bir yönüyle, mukaddime gibi. Bu tabir, tasavvurî mantığa ait bir ifade. Fakat burası öyle bir “ûlâ” ki, işte orayı, âhireti, “uhrâ”yı bağrında besliyor. Bunu ifade eden beyanlar da var: Mesela, اَلدُّنْيَا مَزْرَعَةُ اْلآخِرَةِ “Dünya ahiretin tarlasıdır.” Öyle bir “ûlâ” ki, âhireti besliyor. Ama yüzlerin âhirete müteveccih olması lazım. Bu “ûlâ”, bütün hezâfiriyle, bütün debdebesiyle, bütün ihtişamıyla, bütün servetiyle tamamen âhirete müteveccih olmalı, değerlendirilmeli. Kıymet-i harbiyesi itibariyle, bir taraftan, mecâli-i İlahiye; Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin tecelli ettiği yer, sıfât-ı sübhaniyenin tezâhür ettiği yer. Ve aynı zamanda âhiretin mezraası, öbür âlemin koridoru. O yönüyle kıymet ifade ediyor. Dünyanın kendine bakan yönüyle ise; اَلدُّنْيَا جِيفَةٌ وَطُلاَّبُهَا كِلاَبٌ “Dünya bir pislik yığınıdır; onu dileyip peşinden koşanlar da köpeklerdir.” Demek ki, ahiretin mezraası olması, esmâ-i İlâhiye’nin tecelligâhı olması, sıfât-ı Sübhaniye’nin mezâhiri olması itibariyle dünya hakikaten bî-hemtâ (eşsiz, benzersiz); çünkü kazandırıyor, sermaye.

Bamteli: GÜZEL ÂKIBET MÜTTAKÎLERİNDİR!..

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu