Yazarlar

“Sanki O, O!” | Abdullah Aymaz

Süleyman Aleyhisselam, Kraliçe Belkıs’ın tahtını getirttikten sonra, taht üzerinde bir tasarrufta bulunup onu sınamak istedi: “Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak’ dedi. Kraliçe gelince, ona ‘Senin tahtın da böyle mi?’ denildi. O şöyle cevap verdi: ‘Tıpkı o!  Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz TESLİMİYET  göstermiştik.’  (Neml Suresi, 27/41-42)
 
Merhum allâme Elmalılı Hamdi Yazır, bu âyetlerin tefsirinde şöyle diyor: “Kraliçenin tahtının getirilmiş olması şaşırtıcı bir iş ile mülk ve hükümranlığının elinden alınmış olduğuna işarettir. Böyle korkutucu bir anda, o TAHT’ın o değilmiş gibi gösterilmesinde büyük bir İNCELİK  ortaya konulmuş ve bununla onun yeteneği üzerinde bir DENEY yapılmak istenmiştir. Bunun üzerine gelince; ‘Senin TAHT’ın da böyle mi?’  denildi. ‘Bu senin TAHT’ın!’ denilmedi de, o değilmiş gibi gösterildi. Kraliçe, ‘Sanki tıpkı o!’  dedi,  ‘Zâten bize daha önce bilgi verilmişti’  (Bu sözünden anlaşılıyor ki:)  Bu mucizeden evvel Hüdhüd’ün mektup getirmesi gibi tesbit edip duyduğumuz şeylerle Allah Teâlânın Kudretine ve senin peygamberliğinin doğru olduğunu bilgi sahibi olmuştuk.  ‘Biz de teslimiyet gösterip MÜSLÜMAN  olmuştuk, dedi.’ Hiç şaşırmadan durumu olduğu gibi kavrayarak ustaca söz söyledi, peki öyle de önce niçin gelmedi?”  (Bunu da devamındaki ayetler ifade ediyor.)
Bu hususta M. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: “Değişiklik yapılan TAHT, yeni bir taht mı, yoksa eskisi mi?  diye Süleyman Aleyhisselam, bu soruyla Belkıs’in  firâsetini ölçmüş olabilir. Ancak asıl mesele bu da olmasa gerek. Burada şöyle düşünmek de mümkündür: Putperest veya güneşe tapan bir kadın düşünün ki bu kadın, kendine düşüncelerinin esas alındığı bir TAHT düzenliyor. Böyle bir kadın her halde, tahtına güneş şekilleri yapacak, mabudlarının timsallerini işleyecek veya onu yıldız ve ay şekilleriyle süsleyecektir v.s… İşte Süleyman Aleyhisselam böyle bir taht üzerinde değişiklik yapıyor ve onu HİDÂYETE  hazırlayıcı  MOTİFLER  ile süslüyor. Zaten Kur’an-ı Kerim’de de Süleyman Aleyhisselam o tahtta herhangi bir ziyadelik veya eksiklik yaptı demiyor… Sadece ‘Tağyir edip tanınmayacak hale getirin.’  diye ferman ediyor. Böyle olunca yapılacak iş nedir? Tahtın şeklini değiştirmek mi, yoksa İslamiyetin sembol ve şiarı olan şeylerle donatmak mı?.. Elbette ikinci ihtimal daha kuvvetli görünmektedir ki, bu da putperestliğe ait alâmetleri, timsalleri ortadan kaldırmakla olacaktır. Ondan sonra da bakalım tahtı görünce verilen mesajı alarak hidayete erecek mi, ermeyecek mi?..  Ve zaten neticede Belkıs görünce hidâyete ediyor. Çünkü o da selim bir fıtrata sahiptir. Oldukça zeki ve engin fikirli bir kadındır. Öyle ki o daha tahtı görür görmez, hayret ve taaccübünü saklayamıyor ve verilen mesajı hemen alarak İslamı kabul ettiğini ilan ediyor.
Şüphesiz o da bir insandı; fıtratı, kainattaki vahdaniyete (Allah’ın birliğine) ait mesajları alabilecek mâhiyette  idi. Ancak, Sebe’  Melikesi, temiz fıtrat, zeki ve fikirde basiret ile destekli olmasına rağmen daha önce hidayete erememişti. Çünkü putperest bir kavim içinde bulunmuş ve toplumun bâtıl inançlarına göre  yetiştirilmişti. Bu da onun daha önce karşılaştığı vahdete (Allah’ın birliğine) ait mesajları değerlendirmesine mâni oluyordu. Gerçi bu tahtın bulunduğu yere getirilmesi, Hz. Süleyman’a nisbetle bir MUCİZE ve ümmetinden bir ilm-i ledün sâhibinin eliyle gerçekleştirilmesi açısından da KERAMET  idi. Bu da onu tasdik edip ona inanma açısından yeterli sayılabilirdi. Ancak imanda esas olan düşünme, aklını kullanma, enfüsî-âfâkî tefekkür ve Cenab-ı Hakkın özel dilemesiydi. Bu, o güne kadar değişmeden hep böyle süregelmişti ve Hz. Süleyman’da da değişmeyecekti ve öyle de oldu.” (Kur’an’dan  İdrake Yansıyanlar)
Peki böyle temiz fıtratta olan Kraliçe Belkıs’ı hidayetten alıkoyan şey ne idi? “Melike’yi, Allah’tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.  (ve onların içinde yaşıyordu). (27/43)
Yusuf Suresinde geçtiği üzere, Hz. Yakup Aleyhisselam, evladlarının yalanlarını bildiği halde onları kovmuyor ve ağır bir şekilde cezalandırmıyor. Çünkü dalâlet içinde yüzen bir toplumun içinde erimelerinden korkuyor ve  sabırla yanında tutup ıslah olmalarını bekliyor. Evet insanlar Hadis-i Şerifte beyan edildiği gibi, anneden doğarken İslam fıtratı üzere doğarlar ama anne-baba ve içinde yaşadığı toplum onları inanç ve ahlâk anlayışı hususunda kendine göre yoğurur ve yetiştirir…
Bu konudaki son âyette, Süleyman Aleyhisselam’ın, Kraliçe’ye yeni şeyler göstermek istediği beyan ediliyor: “Melike’ye KÖŞKE  GİR!  Dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman ‘Bu billurdan, yapılmış, şeffaf bir zemindir’ dedi. Melike dedi ki: ‘Rabbim ben kendime gerçekten yazık etmiştim. Süleyman’ın maiyyetinde  Âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (27/44)
“Hak Dini Kur’an Dili” tefsirinde M. Hamdi Yazır, diyor ki: “Sarahat kelimesinden, (Apaçık, ortada görünen mâna kökünden ) SARH, köşk ve kule gibi yüksek bina demektir. SARHA-TÜ’D-DÂR, konağın sahası, sahnı, avlusu, alanı, meydanıdır. Melike onu görünce onu derin bir su zannetti ve inciklerinden açtı, etekleri ıslanmasın diye topladı, paçaları göründü; önce şaşırmamışken bu defa şaşkınlık gösterdi. Süleyman Aleyhisselam ise ona, ‘Bu, dedi, billurdan döşenmiş bir meydandır. Bir billur saray ve girişinden meydanına kadar büyük bir HAVUZ  yapılıp içine su salınmış, yine içine BALIK  ve diğer DENİZ  HAYVANLARI  konulup üzeri şeffaf cam ile döşenmiş. O vakit Kraliçe dedi ki:  ‘Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim, boş şeylere tapmışım. Şimdi Süleyman’ın maiyyetinde İslam’a erdim  ve Âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.’  Müfessirlerin çoğunun kanaatine göre Süleyman Aleyhisselam onunla evlenmiş ve mülkünde bırakmıştı.”
Merhum Ahmet Tatari, fabrikası olan İzmir’in dindar zenginlerinden idi. Kestanepazarı Camiindeki İmam –Hatip ve İlahiyatta Talebe Yetiştirme Derneğine çok büyük destekleri olmuştu. İzmir’deki ilk kamplara da destek vermişti. Vefat edince, cenaze namazı İzmir İlahiyat Camiinde kıldırılmıştı. M. Fethullah Gülen Hocaefendi de namazında mevcuttu. Oradan gömüldüğü Altındağ  Kokluca Mezarlığına da beraber gitmiştik. Hafif yağmurlu bir gün idi. Defin yapıldıktan sonra taksiyle dönüyorduk. Ön tarafta bulunan Hocaefendi teybin düğmesine bastı. Mustafa İsmail Neml Suresini okuyordu. ‘Sarhun mümerred”  kelimesini tekrarlıyordu. Ben kendi kendime  “Bu, billurdan yapılmış bir meydandır” ifadesinin bu kıssada bulunmasının hikmeti nedir, diye düşünüyordum. Hocaefendi arkasına dönüp bana “Her halde o çağda, sırçadan saray yapmak billurdan bir yapı ile havuzun üzerine döşemek teknik ve teknoloji açısından  çok mühim bir gelişme idi. Âyetin kelimeleri bu mânayı ifade ediyor!” dedi…
Kaynak: Abdullah  Aymaz  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu