Bu hafta uzun uzun düşündüm sizlerle ne paylaşayım diye. Dertlerimize birlikte çözüm bulmak için neler yapmalı diye. Düşündüm düşündüm ama ilk defa kalemin yazmaya mecali olmadığını gördüm. Hem içimde yanıp tutuşan demlenmeye hazır sözcükler hem inatçı satırlar dile gelmeyen. Önce dedim bir şiir yazayım yada ağıt. Yok ne söylesem az gelecekti şiire sığmayacaktı. Öyle bir hallet-i ruhiye ki bendeki şairin dediği yerdeyim “uzatma dünya sürgünü mü benim”
Umut kokan yazılar paylaşmak isterdim sizinle dertlerinize bir dert katmaya gelmedim. Edebiyatın sanatın iyileştiriciliğine sığınmak istedim. Yaralıyız hepimizin çok derin yaraları var biliyorum. Bize de bu çağ nasip oldu. Ne yöne çevirsek başımızı acıya değiyor yüreğimiz.
Aralık geldi bir kış daha geçiyor ömürden. Çok sevdiğim bir şiir vardır Şükrü Erbaş’a ait bu havalar hep o şiiri hatırlatır bana:
’’…Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti
yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı… ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
hanım? ’’
Yaşamak nedir sahiden? Gelin hep birlikte arayalım bunun cevabını. Yaşamak diyip susuyorum. Aklım soğuk sulara gidiyor. İçim üşüyor. El ele yitip giden sevdalar geliyor gözümün önünde Kız Kulesi ve boş bir bank. Ah diyorum bu sefer ve yine susuyorum. Derin bir suskunluk var bu sefer bu yazıda. Gelin sessizliği dinleyelim birlikte. Rüzgarın uğultusunu, dalların hışırtısını. Kainatı dinleyelim yerde yürüyen karıncanın ayak sesleriyle yüreğimizin tıkırtısı birbirine karışsın. Kendimizi dinleyelim usul usul. Koşturmadan. Ömür saatinin yorgun tiktakları… Çocukluğun neşesine gidelim, gençliğin baharına. Bir an için sıyrılalım dünya telaşesinin canhıraş koşturmacasından. Sadece ruhumuzu dinleyelim. Birkaç dakikalığına da olsa kapatıp gözlerimizi uzaklaşalım bu yüzyıldan.
Biliyorum her acı biraz daha acıtıyor canımızı. Sabrın sonu dedikleri noktaya geliyoruz. Yaşamak nedir diyoruz böyle pervasızca. Ama bir şey sahip çıkıyor çatırdayan enkazımıza. “Allah sabredenlerle beraberdir” ve sonra başka bir sıcaklık yayılıyor ruha… “. Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”