Yazarlar

Sahabenin Sarsıldığı An…| Mithat Tayyar’ın kaleminden

Hayatımız boyunca birçok acı olayla karşılaştık veya karşılaşmaya devam ediyoruz. Bu olaylarla belki yıkılmıyoruz ama ciddi manada sarsıldığımız da bir gerçek. Hele şu içinde bulunduğumuz dönem bizden gerçekten çok şey götürdü. Peki bu sarsıntılı dönemleri hem ümidimizi kırmadan hem de sarsıntı derecesini en aza indirecek şekilde nasıl geçirebiliriz?

Önce geçmişe bir göz atalım. Uhud savaşına…

“Muhammed’i öldürdüm… Muhammed’i öldürdüm.” diye bağırıyordu İbn Kamie.

Sahabe efendilerimizin sarsıldığı en büyük anlarından biri Uhud Savaşı’nda Peygamber Efendimizin öldürüldüğü haberinin kendilerine ulaşmasıydı. Hz. Hamza, Vahşî b. Harb tarafından şehit edildi. Kulağını, burnunu ve dudaklarını keserek ona müsle yaptılar. İbn Kamîe, Peygamberimizin yanına kadar sokulup bir kılıç darbesiyle onu yüzünden yaraladı, aldığı darbenin etkisiyle Efendimiz’in miğferi ikiye bölününce halkaları yüzüne battı. O kadar sert batmıştı ki savaştan sonra halkaları dişiyle çıkaran Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın iki dişi kırılmıştı. Utbe b. Ebû Vakkas’ın attığı taşla alt dudağı yarıldı ve bir dişi kırıldı. Abdullah b. Şihâb’ın darbesiyle de alnından yaralandı. Düşünün, sıradan bir insan değil Allah’ın sevgilisinin başına geliyordu bu hadiseler.

Übey b. Halef, Resûl-i Ekrem’i öldürmek için harekete geçtiyse de Resûl-i Ekrem bir mızrakla onu atından düşürdü. Übey b. Halef bunun etkisiyle Mekke’ye dönerken yolda öldü. Resûlullah, Medine’den Mekke’ye gidip müşriklere destek veren Ebû Âmir’in savaştan önce kazdırdığı çukurlardan birine düştü ve Resûlullah’ın diz kapakları yaralandı.

Bu arada Mus‘ab b. Umeyr, İbn Kamîe tarafından şehit edildi. Bunun üzerine Resûlullah sancağı Hz. Ali’ye verdi. Mus‘ab’ı öldüren İbn Kamîe, Allah Resulünü öldürdüğünü sanmış ve Peygamber’in öldürüldüğünü etrafa yaymaya başlamıştı. Bu şâyianın etkisiyle müslümanlar panik içerisinde dağılmaya başladılardı. Öyle ki bazıları, Peygamber Efendimizin, müslümanların birbirini yanlışlıkla öldürmemesi için savaş öncesinde öğrettiği parolayı bile unuttu. Bu da müminlerin birbirlerini öldürüp yaralamalarına yol açtı. Tam bir sarsıntı haliydi.
“Peygamberimizin öldüğü” haberi sahabe arasında ciddi bir sarsıntı meydana getirmişti. Hz. Ömer ve Talha b. Ubeydullah’ın da aralarında bulunduğu bir grup, Hz. Peygamber’in vefat ettiği haberi üzerine bir köşede çaresiz bir şekilde oturuyorlardı. Bu arada karşıdan atının üzerinde gelen Enes b. Nadr onların bu halini görünce, onlara: “Ne diye oturuyorsunuz. Resûlullah, neyin uğrunda öldüyse, sizin de aynı şey uğrunda ölmeniz gerekmez mi?” diyerek onların toparlanmasına vesile oldu.

O esnada Resûl-i Ekrem’i gören Kâ‘b b. Mâlik, “Ey müminler, müjde! Resûlullah burada” diye haykırınca müslümanlar toparlandı. Daha sonra, Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Ali ile birlikte bir grup sahâbî Hz. Peygamber’i korumak için etrafında bir halka oluşturdular. Ebû Dücâne vücuduyla onu bir kalkan gibi koruyor, Sa‘d b. Ebû Vakkas da düşmana ok atıyordu. Düşmanın kılıç darbelerine karşı Resûl-i Ekrem’i koruyan Talha b. Ubeydullah aldığı yaranın etkisiyle çolak kaldı. Hz. Peygamber, etrafında sahâbîler olduğu halde Uhud kayalıklarına çekildi.

Allahu Teala bu savaşın sonunda Müslümanlara bazı uyarılarda bulundu ve şu şekilde yol gösterdi:

  1. Öncelikle Allahü Teala “Bu davanın sahibinin kendisi.” olduğunu bildiriyordu. “Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Şayet o ölür veya öldürülürse, siz hemen gerisin geriye dinden mi döneceksiniz?” ( Âli İmrân, 3/144) buyurarak kullarının kendisine tam bir imanla bağlanmasını emrediyor.
  2. Müslümanların gevşeklik göstermemesi ve üzüntüye kapılmaması gerektiği, çünkü inananların üstün geleceğini bildiriyor (Âli İmrân, 3/139). Ayrıca, “Nice peygamberler gelip geçti ki onlarla beraber kendisini Allah’a adamış birçok rabbanîler savaştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelen zorluklar sebebiyle asla yılmadılar, zayıflık göstermediler, düşmanlarına boyun da eğmediler. Allah böyle sabırlı insanları sever. (Âl-i İmrân 3/146) Evet sizde yılmadan davanıza sahip çıkın mesajı veriliyor.
  3. Şayet siz yara aldı iseniz, karşınızdaki düşman topluluğu da benzeri bir yara aldı. (Ali İmran, 3/140). Onlarda acı çekiyor moralinizi bozmayın. Sahabe efendilerimiz savaştan sonra sağlam bir irade ve peygamberleri yaşadığı için güçlü bir moralle işlerinin başlarına geri döndüler ve birbirlerine daha çok kenetlenmişler.
  4. “Ganimet elde etme arzusu, Allah rızasını kazanmanın ve Hz. Peygamber’e itaatin önüne geçmiş, bu durum yenilgiye yol açmıştır.” Savaşlarda ganimet amaç değil sadece bir araçtır.
  5. “İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen musîbet Allah’ın izniyle olmuştu. Bu da O’nun müminleri ayırt etmesi, münafıklık yapanları da meydana çıkarması için idi.” (Ali İmran, 3/166) Allah istemeseydi yenilmezdiniz. Ama imtihan oluyorsunuz buyrulmuş. Ayrıca bu olaydan sonra münafıklara karşı daha dikkatli olmuşlar.

Gelelim Bizim Başımıza Gelenlere

Dile kolay, 3 yıl geçmiş 15 Temmuz’un üzerinden. Yüzbinlerce masum insan işinden atılmış, hapse konulmuş ve işkenceye maruz kalmış. Mallarına el konulmuş. Kadınlar doğumhanelere götürülürken bile ellerindeki kelepçeler çözülmediği gibi bir de başına polis dikilmiş. Bununla da yetinilmemiş, dünyanın birçok yerinde sırf Barış Elçiliği yapan ve öğrenci yetiştiren, Allah rızası için çalışan insanlar, bulundukları ülkeden derdest edilmiş, kaçırılmışlar.

Bu zulümler hiç ara vermeden 1000 günden fazla bir süredir devam ediyor. Böyle olunca ümitler kırılıyor. Kalpler hep hüzünle yatıyor, hüzünle kalkıyor. Bu kadar ağır hadiseleri kaldıramayan birçok fert ya içine kapanıyor ya da etrafında suçlu arıyor. Peki ne olacak şimdi?

  1. İlk olarak şunu bilelim… Allah, bu davanın yolcularına hiçbir zaman “Ben size sıkıntı vermeyeceğim.” gibi bir söz vermedi. Hatta tam tersine “Ben mallarınız ve canlarınız karşılığında size cenneti vaat ediyorum.” (Tevbe, 9/111) buyurdu.Sıkıntılar hep olacak. Bizim başımıza gelenler, bizden öncekilerin de başlarına geldi, ama insan tarih kitaplarında meseleyi okuyunca sanki tarihte yaşanmış bitmiş bir hadise gibi değerlendiriyor. Olayları tam hissedemiyor.Peygamber Efendimize “Boykot” yapılmasını, bunlara ekmek ve su yok denilerek bütün Haşimoğullarının şehir dışına sürülmesini, kız alıp vermenin dahi yasaklanmasını, defalarca okuyup, dinleyip anlattık. Anlattık, ama insan etrafındakiler kendisine selam vermeyip sırtını dönünce, ihanete uğrayınca ancak bir nebze olsun o zaman anlıyor boykotun ne demek olduğunu. Allah Resûlü başına gelen bütün hadiselere rağmen davasından vazgeçmediği gibi biz de yılmayacağız. Onun gibi davamızda sabit, dimdik duracağız.
  2. Bu dava Allah’ın davası. O isteseydi ‘Türkiye’de hiç kimse hiçbir Hizmet kurumuna dokunamazdı. Ama O’nun muradı nedir bilmiyoruz. Bu hadiseler olmasaydı, belki biz münafık tipli bazı insanları hala iyi olarak bilecektik. Böylece Allah ‘Hakiki Müslümanları ayırdı. Münafık tipli insanları ortaya çıkardı.’
  3. Bir iç muhasebe olarak; bazılarımız amaçlarla araçları karıştırmış, Hizmet kurumlarına gereğinden fazla değer vermiş olabilir veya bu kurumların hakkını tam olarak verememiş olabiliriz. Rabbimiz de bizi bu şekilde imtihan ederek elimizdeki bütün kurumları, bir zalim vasıtasıyla elimizden almış olabilir. Bizim yapmamız gereken niyetlerimizi tazeleyerek yeniden kaldığımız yerden devam etmektir.
  4. Allahü Teala’nın en sevdiği kullardan biri olan Yusuf (a.s.) 7 yıl, bir iftira uğruna hapiste kalmış. Allah isteseydi bir mucize vererek onu temizler ve hapisten hemen kurtarırdı, ama bu güzel insan 7 sene hapiste kalmış ve daha sonra Mısır kralının gördüğü bir rüya ile bütün gerçekler ortaya çıkmıştır.Şimdi de iftiraya uğramış on binlerce insan var kadınıyla erkeğiyle, hatta bebeğiyle. Elbet Yusuf gibi onları da çıkaracak Rabbimiz. Ama imtihan devam ederken biz kendimize bakalım ne yapıyoruz diye. Sadece sabırla beklemek değil, aktif bir sabırla. Acaba bir twitle, bir yazıyla dahi olsa nasıl sahip çıkarız. Sıkıntı içindeki kardeşlerimize maddi olarak nasıl yardım göndeririz. Bunlara bakmak lazım. Yapılacak hiçbir şeyi küçümsemeyerek.
  5. Netice-i kelam, Rabbimden niyazım tüm kardeşlerimizi en kısa zamanda sahili selamete ulaştırmasıdır. Ve yine İsa (a.s.) gibi derim: “Ey Rabbim, Sen kardeşlerimizi hapislerden ve sıkıntılardan kurtar. Sen kullarına karşı çok merhametli olansın. Eğer hala çekilecek çile varsa ve muradın bu istikamette ise Sen bilirsin, onlar Senin kulların ve biz Senin kullarınızız.”

Yorum: Mithat TAYYAR

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı