Bütün peygamberlerin biricik gayesi, insanlara hak ve hakikati anlatmaktır. İnsanlara tebliğde bulunmanın olmazsa olmaz şartı da onlarla temas halinde bulunmak yani diyaloglar kurmaktır. Bu çerçeveden meseleye baktığımızda Peygamber Efendimizin hayatının bütün kareleri; din, dil ırk, inanç ayırmadan bütün insanlarla irtibat halinde bulunup müspet ilişkiler kurarak diyalog ortamları oluşturmakla taçlanmıştır. Sevgili Peygamberimizin çizgisinde yol almaya çalışan bizler, Onun farklı inanç ve din mensuplarından kimlerle, nasıl ilişkiler kurduğuna bakarak yeni hicret dünyamızdaki diyalog kriterlerimizi belirleyebiliriz. Efendimizin hayatını bu yönüyle ele alırken bazı önemli soruların cevaplarını araştıracağız. Öncelikle; “O, kimlerle diyalog kurmuş, diyalog yapılan kişi veya gruplarla ilişkinin ölçüsü nedir, birlikte yaşama prensipleri nelerdir, muhataplara neler, nasıl anlatılabilir?” gibi soruların cevaplarını bulmaya çalışacağız.
Kimlerle Diyalog Kurmuş
Hz Muhammet Efendimiz, peygamberliğinin ilk yıllarından itibaren daha Mekke döneminde; panayırları, çarşı-pazarları gezerek inancı ve ırkı fark etmeden, dışarıdan gelen insanlarla diyaloğa geçmiştir. Haram aylar (zilkade, zilhicce, muharrem,recep) döneminde, hac mevsiminde insanlarla görüşmüş, tanışmış onlara ruh dünyasındaki güzellikleri aktarmıştır. Sevgili Peygamberimiz, Mekke’de, müşrikler baskıyı artırdıklarında bi’setin beşinci yılında zulüm gören Müslümanları kafileler hâlinde Necaşî’nin ülkesi olan Habeşistan’a göndermiş ve Necaşi’ye bir mektup göndererek onu İslamiyet’e davet etmiştir. Giden sahabeler, aslında bizlerin baskı nedeniyle dünyaya açıldığı gibi bir yönüyle de diyalog elçileri olarak Habeşistan’a hicret etmişlerdir. Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicret ettikten sonra oradaki Müslüman olmayan Araplarla ve Yahudilerle oturmuş, görüşmüş ve istişare ederek onlarla birlikte bir savunma anlaşmasını yani Medine Vesikası’nı hazırlamıştır. Bu birlikte yaşama standartlarını ortaya koyan çalışma da aslında diyalog gayretlerinin bir meyvesidir.
60 kadar Necranlı Hristiyanı mescitte kabul etmiş ve iyi bir diyalog ortamı kurarak sorularına cevaplar vermiş ve onlarla da birlikte yaşama adına anlaşmalar imzalamıştır ki bu mutabakatlar daha sonraki dönemlerle de Hristiyanlarla diyalogların temellerini oluşturmuştur. Peygamber Efendimiz, uzak yakın çevresindeki toplumları da ihmal etmemiş; Şam bölgesinin kralı Gassânî, Rum kralı Kayser, Fars kralı Kisra, İskenderiye kralı Mukavkıs, Umman’ın kralları Ceyfer ve İyaz, Yemame kralları Sümame b. Üsâl Hevze Ali, Bahreyn kralı Münzir b. Sava el-Abdî gibi bir çok ülkenin krallarına diyalog ve tebliğ amaçlı elçiler göndermiştir.
Diyaloglarında Nasıl Prensipler Ortaya Koydu
Peygamberimiz; din, dil, ırk, inanç ayırmadan herkesle diyalog kurmuştur. İnsanlarla diyalog kurarken ve tebliğ ederken asla zorlamamış ve baskı kurmamıştır. Ortam ayırmadan her zeminde onlarla görüşmüş; kimi zaman insanları davet etmiş kimi zaman da onların mabetlerine veya evlerine gitmiştir. Diğer dinleri, inançları ve mensuplarını asla küçümsememiş ve hakir görmemiştir. Diyalog kurduğu insanları dikkatle dinlemiş ve düşüncelerine saygı duymuştur. Peygamber Efendimiz; hoşgörülü, anlayışlı, başkalarının düşüncelerine saygılı, hilm sahibi yani yumuşak huylu, dürüst, doğru sözlü, bütün inançlara saygılı, merhametli, vefalı, şefkat ve sevgi dolu ideal bir diyalog insanı olarak bizler için mükemmel bir örnektir.
Onun Hayatından Bazı Örnek Diyalog Kesitleri
Efendimiz, Medine’de her din mensubunun kendi hukuk kurallarına göre hayatlarını tanzim etmelerini, Medine Vesikası’na koymuştur. Yahudiler, zina yapan Yahudi bir kadın ve erkeği Efendimiz’in yargılamasını istemişlerdir. Çünkü bu suçu işleyen Yahudi meşhur ve önemli birisidir. Öyle biri hakkında Yahudiler çekindikleri için kendileri hüküm vermek istememişlerdir. Peygamber Efendimizin, şefkat sahibi olduğunu ve onları affedebileceğini akıllarından geçirmişlerdir. Peygamberimiz, onların yardım davetini kabul ederek meclislerine gitmiştir. Yahudiler kendisini en baş köşeye alarak özel bir mindere oturtmuşlardır. Efendimiz Tevrat’ı getirmelerini istemiş; Yahudiler Tevrat’ı getirip tam karşısında yere koymuşlardır. Peygamberimiz, Tevrat’ın bu şekilde yere konmasını doğru bulmamış ve davranışlarıyla saygısını ortaya koyarak; oturduğu minderden kalkıp yere oturmuş ve Tevrat’ı minderin üzerine koymuştur. Yahudiler Efendimiz’in bu davranışına hayran kalmışlardır. Sevgili Peygamberimiz; “İçinizde Tevrat’ı en iyi bilen kimse, o benim önümde Tevrat’a göre tarafsız bir hüküm versin.” demiştir. İşte onun bu mükemmel yaklaşımı içinde; dine hürmeti, insana saygıyı ve yaptıkları anlaşmaya sadık kalmayı ortaya koyan gerçek bir diyalog uygulamasını görmekteyiz.
Hristiyan Necranlılar, kendisinin gerçekten bir peygamber olup olmadığını araştırmak üzere bir heyetle Medine’ye gelmişlerdir. Altmış kişilik bu heyet, Medine’ye gelerek Efendimiz ile görüşmek üzere mescide gelmişler ve ibadet vakitleri geldiğinde ise Mescid-i Nebevî’de ibadet etmeyi düşünmüşlerdir. Bazı sahabeler buna karşı çıkınca Sevgili Peygamberimiz devreye girmiş ve onların mescitte ibadet etmelerine izin vermiş ve onlarla tatlı bir dille konuşmuş, sorularına cevaplar vermiştir ki bu da çok güzel bir diyalog örneğidir. Kendisinin; Necran Hristiyanları ile yaptığı bu mutabakat, Yahudilerle yaptığı Medine Vesikası gibi çok önemli bir anlaşmadır. İşte bu anlaşmadan bazı örnekler: “Hiçbir din adamının görevi ve rahibin ruhbanlığı değiştirilmeyecek, kimse seyahatten men edilmeyecek, mabetleri yıkılmayacak, binaları İslam mescitlerine ve Müslümanların binalarına katılmayacaktır. Kim bunları yaparak anlaşmaya uymazsa Allah’ın ahdini bozmuş, Resulüne karşı durmuş ve Allah’ın verdiği emandan yüz çevirmiş olacaktır. Papazlardan ve din adamlarından, kendilerini ibadete vermiş kişilerden, keşişlerden, tenha yerlerde ve dağ başlarında ibadetle meşgul olanlardan cizye ve haraç alınmayacaktır. Hristiyan dinini benimsemiş bulunan hiçbir kimse Müslüman olmak için zorlanmayacaktır.”
İşte hayatın içinden diyalog kapılarını açacak bir başka örnek davranışı: Sevgili Peygamberimiz; Medine’de Müslümanlarla birlikte otururken önlerinden geçen bir cenazeye saygısından kim olduğuna bakmadan ayağa kalkmıştır. Onun bu tutumu karşısında “Ey Peygamber o ölen bir Müslüman değildi” denilmesi üzerine “O da bir can taşımıyor muydu?” diyerek insanlar arasındaki en mühim değer olan insan olma çizgisinin önemini vurgulamıştır ki bu da din ve ırk ayırmadan insanlara saygısını ortaya koyduğu ve her insanla diyalog yapılabilir yaklaşımının tabii bir sonucudur.
Hayatını, insanları doğru yola davet etmeye adamış Sevgili Peygamberimiz; diyalog eksenli bir ömür yaşamıştır ve din, dil, ırk, yaşam tarzı ayrımı yapmadan her kesimle diyaloğa girmiştir. Bizler de yeni dünyalarımızda onun sünnetine ittiba ederek çevremizdeki insanlarla sevgi, barış ve diyalog köprüleri kurma gayreti içerisinde olmalıyız.
YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ
