Yazarlar

Onları sinek niçin rahatsız etmezdi? | Safvet Senih

Nur’un ihlas öncüsü ve birinci talebesi Hulusî Yahyagil Ağabeyimiz, Peygamber Efendimizin (S.A.S.) ve Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin üzerlerine sinek konmamasının sebeperini izah ederken diyor ki: “Aslında sinekler, insanlara aczlerini tam hissetmeleri ve ikaza ihtiyaçlarının olması sebebiyle konarlar ve rahatsız ederler. Onların böyle bir durumları olmadığı için, üzerlerine konmazlar. Ayrıca sinekler, nura konmazlar… Tamamen kudsiyet kesbedip şeffafiyet ve nuraniyet kazanmış olan bu zâtlara konmaları mümkün olmaz.” meâlinde sözler söylüyor.
Belâ, musibet ve hastalıklar hakkında da Hulusi Ağabeyimiz şöyle diyor:
“Asıl belâ, belayı verenden gâfil olmaktır.
“Bu dünya, imtihan diyarıdır. Cenab-ı Hak, hastalık vasıtasıyla kulunu kendine yaklaştırır. Mükâfatın büyüğü, musibetin büyüklüğü dercesindedir.
“Bu âlem, ibtila ve imtihan âlemidir, hizmet âlemidir. Müminlerin nazarlarını fâniden, bâkıye çevirmek için müminler, İLLET, KILLET ve ZİLLET’e mübtelâ ve maruz bırakılırlar.
“Kâbız (Sıkan, daraltan, keder veren) ismine mazhar olmak, imtihan ve terakki içindir. Buna sabır ve tevekkül lâzımdır. Evliyalar Kâbız isminde daha ziyade terakki ediyorlar.
“Musibete karşı okunacak âyet ‘Lâ ilâhe illâ Ente Sübhâneke, innî küntü mine’z-zâlimîn.’  Bu âyet-i kerimenin akşamla yatsı arasında 33’er defa okunması, musibetin kalkmasına vesile olur. Tecrübe etmişimdir.
“Emrindekilerden hoşuna gitmeyen bir şey görünce, hiddet yerine istiğfara çalış.
“Sıkıntılı, üzücü hâdiseler, kusurlarımızın gereğidir. Ne zaman uyanılır. Allah’a nedâmetle, istiğfarla dönülürse, nihayetsiz rahmet ve kerem sahibi olan Allah, kurtuluş sebeplerini yaratır. Zâlimleri kahredip  perişan eder. Zemin hazırlamadan tohum saçılmadığı gibi, rahmet-i İlahiyeye nedamet ve istiğfarla zemin hazır edilmezse, elbette lütfu da tehir eder. Erhamürrahimin’den niyaz ediyoruz ki, müstehak olduğumuz zamana kadar zâlimlere mehil verdirmesin, âcil selamet müyesser buyursun. Âmin!”
Üstad Hazretleri Yirmi Sekizinci Lem’a’da, “Ey insanlar! İşte  size bir misâl veriliyor, ona iyi kulak verin: Sizin Allah’tan başka yalvardığınız bütün sahte tanrılar güç birliği yapsalar bir SİNEĞİ  yaratmazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de, kendinden istenilen de, kaçan da kovalayan da ne kadar güçsüz!” (Hacc Suresi, 22/73) âyetinin  izahında diyor ki: “Bir zaman Musa Aleyhisselam sineklerin insanlara verdikleri sıkıntıdan dolayı şikayetçi olunca, kendisine  ilhâmen şöyle cevap verilmiş: ‘Ey, Musa! Sen bir defa sineklere itiraz ettin. Halbuki bu sinekler, çok defa sual  ediyorlar ki: -Ya Rabbi, bu koca kafalı insan, Seni yalnız bir dil ile zikrediyor. Bazan da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri yaratsaydın, binler dil ile Sana zikredecek bizim gibi mahluklar olurlardı.’ İşte böyle yaratılış hikmetini müdafaa eden sinekler, hem son derece temizliğe düşkündürler; hem de her vakit abdest alır gibi yüzünü gözünü, kanatlarını temizlerler.
“Nefsimle mücadele ettiğim bir zamanda, nefsim kendinde gördüğü İlâhî nimeti kendi malı zannederek gurura, iftihara, övünmeye başladı. Ben ona dedim ki: ‘Bu mülk senin değil, emanettir. O vakit, nefis gurur ve iftiharı bıraktı, fakat tembelliğe başladı; ‘Benim malım olmayana ne bakayım? Zâyi olsun, bana ne?’  dedi. O sırada birden gördüm; bir sinek, elime kondu, Allah’ın emâneti olan gözünü,  yüzünü, kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Bir asker neferinin, devlete ait silahını, elbisesini güzelce temizlediği gibi, sinek de temizliyordu. Nefsime dedim: ‘Bak!’ Baktı, tam ders aldı. Sinek ise mağrur ve tembel nefsime hoca ve muallim oldu.”
Üstad Hazretleri Hizmetimiz için: “Allah’a ulaşma için takip ettiğimiz âcizlik yolundaki metodumuz: Mutlak âcizlik, mutlak muhtaçlık, mutlak şükür ve mutlak şevktir.” diyor.
Eğer bu prensiplerimize karşı bir hatamız olmuşsa, Sahabe Efendilerimizin “A’cebetküm kesretüküm” (Huneyn gününde, sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu,  size fayda etmemişti. Tövbe Suresi, 9/25)  hitabına maruz kaldıkları gibi acz ve fakrımızı unutmuşsak, Cenab-ı Hak, yine bizim faydamız için bizleri belâ ve musibetlerle ikaz eder.
Cenab-ı Hak, çoğu zaman küçük şeylerle büyük işler yaptırır. Nemrud’u bir sinekle, gebertir. Karınca ile, kendisini en büyük Rab zanneden Firavunun sarayını harap eder, en büyük bir cebbarı gözle görülmeyen bir mikrop ile kabre sokar…
Bizim Cenab-ı Erhamürrâhimîn’in sonsuz rahmet ve kudretine dayanmaktan başka çaremiz olmadığını bilmeliyiz ve sadece ona güvenip dayanarak zorda kalanların dilleriyle dua etmeliyiz… O, sonsuz şefkati ile, üzerimize hikmetiyle musallat ettiği muvakkat belâ ve musibetleri def ve ref eyleyerek bizleri inşaallah selâmete çıkarır…
Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu