Aktüel

O’na İşaretler | Risale-i Nur

Bir zaman iki adam, bir havuzda yıkandılar. Fevkalade bir tesir altında kendilerinden geçtiler. Gözlerini açtıkları vakit gördüler ki, acib bir âleme götürülmüşler. Öyle bir âlem ki, kemal-i intizamından bir memleket hükmünde, belki bir şehir hükmünde, belki bir saray hükmündedir. Kemal-i hayretlerinden etraflarına baktılar. Gördüler ki, bir cihette bakılsa büyük bir âlem görünüyor. Bir cihette bakılırsa, muntazam bir memleket… Bir cihette bakılsa, mükemmel bir şehir… Diğer bir cihette bakılsa, gayet muhteşem bir âlemi içine almış bir saraydır. Şu acayip âlemde gezerek seyran ettiler. Gördüler ki, bir kısım mahlûklar var; bir tarz ile konuşuyorlar. Fakat bunlar, onların dillerini bilmiyorlar. Yalnız işaretlerinden anlaşılıyor ki, mühim işler görüyorlar ve ehemmiyetli vazifeler yapıyorlar.

O iki adamdan birisi arkadaşına dedi ki;

— Şu acib âlemin elbette bir müdebbiri ve şu muntazam memleketin bir maliki, şu mükemmel şehrin bir sahibi, şu sanatlı sarayın bir ustası vardır. Biz çalışmalıyız, onu tanımalıyız. Çünkü anlaşılıyor ki, bizi buraya getiren odur. Onu tanımazsak, kim bize medet verecek. Dillerini bilmediğimiz ve bizi dinlemeyen aciz mahlûklardan ne bekleyebiliriz! Hem koca bir âlemi bir memleket suretinde, bir şehir tarzında bir saray şeklinde yapan, baştanbaşa harika şeylerle dolduran, türlü türlü, çeşit çeşit tezyinatla süsleyen ve ibret veren mucizelerle donatan bir zatın, elbette bizden ve buraya gelenlerden bir istediği vardır. Onu tanımalıyız. Hem ne istediğini bilmemiz lazımdır.

Öteki adam dedi:

— İnanmam, böyle bahsettiğin bir zat bulunsun ve bütün bu âlemi tek başıyla idare etsin.

Arkadaşı cevaben dedi ki:

O'na İşaretler | Risale-i Nur 2

— Bunu tanımasak, lakayt kalsak, menfaati hiç yok, zararı olsa pek büyüktür. Eğer tanımasına çalışsak meşakkati pek hafiftir. Menfaati olursa pek büyüktür. Onun için ona karşı lakayt kalmak hiç akıl karı değildir.

O sersem adam dedi;

— Ben bütün rahatımı, keyfimi, onu düşünmemekte görüyorum. Hem böyle aklıma sığışmayan şeylerle uğraşmayacağım. Bütün bu işler tesadüfî ve karmakarışık işlerdir. Kendi kendine dönüyor, benim neme lazım.

Akıllı arkadaşı ona dedi:

—Senin bu inadın beni de belki çokları da belaya atacaktır. Bir edepsizin yüzünden, bazen olur ki, bir memleket harab olur.

Yine o serseri dedi ki;

— Ya katiyyen bana ispat etki: Bu koca memleketin tek bir maliki, tek bir sanatkârı, yaratanı vardır. Yahut bana ilişme.

Cevaben arkadaşı dedi:

— Madem inadın divanelik derecesine çıkmış, o inadınla bizi ve belki memleketi bir kahra giriftar edeceksin. Ben de sana on iki burhan (delil) ile göstereceğim ki: Bir saray gibi şu âlemin, bir şehir gibi şu memleketin, tek bir ustası vardır ve her şeyi idare eden yalnız odur. Hiçbir cihette noksanlığı yoktur. Bize görünmeyen o usta, bizi ve herşeyi görür ve sözlerini işitir. Bütün işleri mucize ve harikadır. Bütün bu gördüğümüz ve dillerini bilmediğimiz şu mahlûklar onun memurlarıdır.

BİRİNCİ İŞARET
Gel her tarafa bak, herşeye dikkat et! Bütün bu işler içinde gizli bir el işliyor. Çünkü bak, bir dirhem (Ağaçları, başlarında taşıyan çekirdeklere işarettir…) kadar kuvveti olmayan, bir çekirdek küçüklüğünde bir şey, binler batman yükü kaldırıyor. Zerre kadar şuuru olmayan (Kendi kendine yükselmeyen ve meyvelerin ağırlığına dayanmayan üzüm çubukları gibi nazenin nebatların, başka ağaçlara latif eller atıp sarmalarına ve onlara yüklenmelerine işarettir.) gayet hikmetlice işler görüyor. Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir kudret sahibi vardır. Eğer kendi başına olsa, bütün baştanbaşa bu gördüğümüz memlekette her iş mucize, herşey mucize kar bir harika olmak lazım gelir. Bu ise safsatadır.

Kaynak:Risale-i Nur | Asa-yı Musa On Birinci Hüccet-i Îmaniye(Yirmi İkinci Sözün Birinci Makamı)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu