Yazarlar

Öğretmenden terörist olur mu? | Mustafa Ertuğrul

Yalnızlığın, başarısızlıkların, yetersizliklerin ve daralmışlıkların ile de değerlisin, güzelsin…

Okula baskına geldiklerinde ikindi vaktini geçiyordu. Bir kamyon asker herhalde ilk defa bu şehirde bir okula baskına geliyorlardı.

Mali, yüzölçümü olarak Afrika’nın sekizinci büyük ülkesi. Yirmi milyon nüfusun çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu bir Batı Afrika ülkesi. İslamiyet çevre ülkelere buradan yayılmış.

Öğretmenden terörist olur mu? | Mustafa Ertuğrul 2

Hakan Bey altı yıldır bu ülkede yaşıyordu. İyi bir eğitimci ve idareci idi. Bulunduğu okulda pek çok Bakan ve önemli insanların çocukları eğitim görüyorlardı. Velileri ile samimi diyalogları vardı. Okul ise ülkeye pek çok başarı ve ödül kazandırmıştı.

Hakan Bey heyecanla alelacele evinden okula geldi . Bir kamyon askeri karşısında görünce çok şaşırdı. Bazı veliler ve öğretmenler de haberi duyup , okula gelmişlerdi.

Öğretmenden terörist olur mu? | Mustafa Ertuğrul 3

Hakan Bey bir süredir devam eden, Türkiye kaynaklı sıkıntı ve yıldırma politikalarının Mali’ye kadar ulaşacağına, ve yetkililer üstünde bu boyutta menfi bir tesiri olacağına pek ihtimal vermiyordu.

Ama maalesef bu kara propaganda devleti yönetenlerin de aklını karıştırmış, bazı menfaat odaklarının satın alınmasına ve ülkenin gençlerinin geleceğini karartma uğruna karar vermelerine sebep olmuştu.

Eğitimci arkadaşlara önce ev hapsi cezası verildi. Okulu geçici bir süre durdurdular. Sonra velilerin ısrarı ile okul tekrar açıldı. Tam eğitim dönemi başlayacaktı ki, bu sefer lisans iptali yaptılar.

 

Hakan Bey okulun açıldığı gün, bu lisans iptali karşısında bunca mücadelelerinin sonuç vermediğine üzüldü. Devlet bunca yıldır eğitim ve ahlâktan başka gayeleri olmayan bu tertemiz insanlara terörist damgası vurmuştu, hem de bu insanların en az kendileri kadar masum olduğunu bile bile…

Hakan Bey kürsüye çıktı, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Veliler ve öğrenciler karmaşık duygular içerisinde Müdür Bey’i izliyorlardı. Konuşmasına başlamakta zorlandı, bunca yıllarını adadıkları öğrencileri karşılarında çaresiz ve yalvaran gözlerle bizleri bırakmayın diyorlardı adeta. Hakan Bey’in konuşması çok uzun sürmedi;

-Sizler için çok mücadele verdik, sizler de çok destek verdiniz ama maalesef menfaatini ülkesi ve neslinin önünde gören dar düşünceli, ufuksuz insanlar, bu pırıl pırıl gençleri hiçe sayarak okulu kapatma, bizi de sınır dışı etme kararı verdiler.

Okulu terk edin, artık devlet olarak okula el koyuyoruz diyordu askerler. Hakan Bey son bir çaba ile Bakanları aradı ama maalesef her zaman telefonuna çıkan bu dostları bu sefer cevap vermediler. Neyse sabah olsun tekrar ararım diye düşündü. Çaresiz, öğrencilerinin ve velilerin gözyaşları içerisinde okulu terk ettiler.

 

Sabah güneşin ilk ışıkları ile okula geldi. Ama bu sefer kapıdaki askerler girişlerine müsaade etmediler. Bir kaos ve kargaşa vardı. Her zaman huzur ve eğitim solukladıkları bu güzide eğitim yuvası bir kirli oyunun parçası haline getirilmişti.

 

Tekrar yerli dostlarına telefonla ulaşma çabaları boşa gitti. Adeta vicdanlar lâl kesilmişti. Kulaklar duymaz olmuştu. Yazık dedi! Yazık hem ne yazık! Bunca gencin geleceği ile oynuyorlar, bunca gayret ve özverimiz var bu okullarda, diyerek çok kederlendi, gözyaşlarına hakim olamadı. Arkadaşları da benzer duygular içinde hayal kırıklığı yaşıyorlardı.

Sonraki günler karabasan gibi çöktü üzerlerine. Okula el koydukları yetmiyor gibi, bu seferde ülkeyi terk etmeleri isteniyordu. Tehditler savruluyordu.

Yaklaşık otuz aile kamyondan çevirme iki otobüse, yanlarına müsaade edilen az bir eşya ile adeta istiflendiler. Daha düne kadar başarılarına ödüller verdikleri, el üstünde tuttukları eğitim gönüllülerini bir cani gibi sürdüler. Yusuf as gibi hastalık, ihanet, tehdit dolu 30 saat süren bir yolculuktan sonra Senegal’e ulaşabildiler.

 

Hakan Bey ve ailesi Senegal’de geçici bir dostun evine sığındılar. Mali’de son günlerde hayata küsmüş , sahipleri Fransa’ya gitmek zorunda kalmış bir kedi ile tanışmışlardı. Terkedilmiş, bir ayağı yaralı bu yeni dostlarına Fındık ismini takmışlardı. Veterinere götürüp, bakımını yapmışlar ve Fındık yeniden hayata dönmüş, yeni sahipleri ile can bulmuştu tekrardan.

Hakan Bey’ler bu arada Avrupa’ya gitmek için bin bir zorlukla, belki defalarca havaalanından geri dönerler. Bir hayli masrafa girerler. Sonunda Avrupa’ya giden bir uçağa, üç tanıdık aile ile binmeyi başarırlar. Türkiye en doğal hakları olan pasaport gibi evraklarını da vermediği için ayrıca katmerli sıkıntılar çekerler. Polisiye romanları aratmayacak korku dolu anlar yaşarlar. Polislerin sorguları, evrakları ile ilgili problemleri, bebek denecek yaştaki çocukların yaşadıkları korku ve endişeler ile aktarmalı şekilde sağ salim Avrupa’ ya ulaşmayı başarırlar. Derin bir nefes alırlar ve havaalanında çaresiz iltica ederler. 10 gün kadar havaalanında bulunan mülteci kampında kalırlar. Zor anlar yaşarlar ama görevlilerin sevecen tavrı o zor günlerin acılarını hafifletir.

Sığınma yaptıkları Batı Avrupa ülkesi Portekiz,  denizi, alçak gönüllü insanları ile yarı Avrupa yarı Afrika’dır. Akdeniz iklimini, sevecen, ırkçılıktan uzak insanlarını daha ilk görüşte çok severler.

Geride bıraktıkları macera dolu kederli günler kolay kolay hafızalarından silinmeyecektir.

Evlerine geçerler, imkanları kadar ev eşyalarını almaya başlarlar. Evlerindeki ilk gece Hakan Bey’in oğlu Ömer’in ilk sorusu şudur ; Baba Fındık ne yapıyordur şimdi ?

Dokuz ay süren uzun işlemlerden sonra Fındık’ın izinleri alınarak, bir takım masraflarına rağmen Senegal’den Avrupa’ya getirirler. Fındık bu vefalı sahiplerine kavuşmanın verdiği mutlulukla sermest olmuştur.

Hakan Bey ve ailesi yeni ufuklara yelken açarlar ama ya geride bıraktıkları kara kıtanın incileri ne olacaktı?

Bir kediye bile kıyamayan bu öğretmenlere kıyanlara ne demeli…

Kaçmak lazım hayattan, biraz daha büyük kaçışlara hazırlanmak için./Sabahattin Ali

Hizmetten | Mustafa Ertuğrul

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu