Yazarlar

Numan Abi | Mehmet Parlak

Yaşadığımız kavganın adıdır “Numan abi”. Zor bir sürecin kahramanıdır. Kimsenin olmadığı yerde “Ben varım” diyen bir kahramanın adıdır, bu asır.

İstanbul Üniversitesine yakın bir yerde, talebe evinin sakinidir Numan abi. Odasında bir çek-yat, dolap ve kitaplığı vardır. Bir de Anadolu aksanıyla ders anlattığı kara tahtası.

Ömer, kenar mahallelerin birinde üç çocuklu bir ailenin en büyüğüdür. Kader, Numan abiyle Ömer’i bir gün aynı evde tanıştırır. İlk gün talebe evinin misafir yemeği; lahmacun ve ayran. Ondan sonra hep kahvaltı.  Öğle yemeği niyetine kahvaltı, akşam yemeği yerine kahvaltı. Ömer’in ilk günkü ziyafet mutluluğu gözlerinden bellidir. Lahmacunu o güne kadar yememiştir. Sonraki kahvaltılar mı? Ömer’e hep saray mutfağı.

İlk gün yemekten sonra VHS kasetlerden film, ardından namaz, sohbet. Gerisi ne olsun ki. Sanki oyun bahçesinin bütün oyuncakları Ömer’de. Daha sonraki günler az sıkıcı. Numan Abi tahtanın başında. Tabi ki bir deha Numan Abi. Matematik akıyor dudaklarından. Süzgeçten geçiyor, hap oluyor, yutuluyor.

Gene namaz, gene sohbet, gene çay. “Numan Abi; senin hiç boş vaktin olmaz mı? Alışverişe gitmez misin? Abi, senin kız arkadaşın yok mu?” Sorular içimde saklı. Numan Abi tahta başında, formüllerle konuşuyor. Ara var!!! Yaşasın. Ardından salonda “hayala salah” namaz başlasın. Belki namazdan sonra sohbet.

Ömer namazı annesinden öğrenmiştir. Annesi sanki namazlarında Ömer’in arkasında durur, Ömer’in sorularına cevap verirdi. “Anne, kaç rekâttı?”, “Anne, şimdi oturacak mıyım?” Anne köyde ilkokulu bitirmiş, zor bir adama helallik olmuş, susmuş, ağlamış, yakarmış ve Allah’a kul olmuştu.

Ömer’in öğrenciliği iyi, gelecek vadediyor, ama baba zor bir adam. Anaya zor, Ömer’e zor bir adam. Arada fakirlik diz boyu olunca ilkokuldan sonra muhtemelen çırak, babanın yanında. Ama derler ya “oldurmayanı olduran Allah’tır”. İşte Numan Abi, tahtası, acıkırsa kahvaltısı, çalışmak için kitap, arada namaz, sohbet, çay. Hepsi bir araya gelince sanki Allah tebessüm eder Numan Abiye, Ömer’e.

Vay be! Fakir ailenin, dindar çocuğu okumak için yol bulur bu diyarda…

Ömer’in hikâyesinde Numan abiler çok çıkar karşısına. Kimi zaman Yakup Numan olur; azıcık şişman, biraz kel, kimi zaman İbrahim Numan olur; zayıf, yakışıklı, espritüel. Ama hepsi de Numan abidir. İlk gün tanışılan Numan abi. Hepsi o talebe evinin müdavimidir. Kara tahta başında ders anlatır. Hepsinin evinde yemekler, kahvaltı. Nidalar “hayala salah”dır.

Ömer, üç çocuklu ailenin en büyüğü, zor bir babanın oğlu, fakir bir çevrenin yoksulu. Burdan başlayan hikâyesi, okumakla ADAM olur ortasında. Adam ya! Hani hâkime dediği gibi; “Bak hâkim bey, ben devletin kalemi ile çocuklarıma yazı yazdırmadım.” Adam!

Ömer okur okur okur. Sanki Numan abi ona “Bu dünyada başka bir şey yok” demiş gibi okur. Numan abi arada onun için kimi zaman Erzurum’dan gelir, kimi zaman İzmir’den, kimi zaman da Diyarbakır’dan. Günün ortasında bir çorba, mescitte namaz sonrası otogarda veda. Vay be Numan abi; “Sen evlenmedin mi? Yenge hanım kızmıyor mu? Abi çocuklar seni unutacak, hanım boşayacak!” gibisinden sorular havada. Numan abi sessiz, mütevekkil, bir dahaki buluşmanın kaygısında.

Sonra karabulutlar çöker diyara. Televizyonlarda altyazılar, üstyazılar. Numanlar tutuklandı. Numan terörist, Numan… Numan Ömer’in Numan abisi, hani talebe evinin sakini, matematik dehası, Erzurumlu, Denizlili, Diyarbakırlı. Çok geçmeden Ömer’i de tutuklarlar. İki gün sonra zindana koyarlar. Savcı, kaba bir şekilde art arda sorar: “Lan, sen o eve niye gittin? Niye kahvaltılarını yedin, derslerini dinledin, namazlarını kıldın, sohbet ettin? Utanmadan çay içtin?

Ömer artık mütevekkil, Cevap “Şimdi namazda kıyam vakti” Zindan harbici zor. Ömer zaten tutuklanırken sol yanını kaybetmiş, iki gözü dışarıda kalmış, tek kişilik hücrelerin en teklisinde Allah’a komşu olmuş. Günler geçer hücrede, ketıl sanki arada sırada Kur’an-ı Kerim okur Ömer’e. “Hadi Yasin dinleyelim!” Arada Numan abi gelir aklına, gözleri parlar ilk günkü gibi sofrada. Ya ne güzeldi o ayran, o lahmacun, ardından sohbet, tatlı niyetine helva.

“Numan abi,” der içinden Ömer, “Şimdi nerdesin, kimlerlesin, kiminlesin bilmiyorum. Seni ilk günkü gibi seviyor ve özlüyorum. Hani çıkınca gene yanıma gel, emi! Sen beni sormadığın zaman, ben asıl o zaman biterim.”

“Hem bu sefer geldiğinde artık benim de bir hikâyem var diyeceğim sana. Numan abi olmak istiyorum yollarda. Senin gibi vazgeçmek ondan, bundan, şundan. Kara tahtanın başında, Ömer’in yanında.”

Numan abinin kavgasıdır yaşadığımız süreç: Sen neden okuttun, namaz kıldırdın, neden kahvaltı sofrası hazırladın? Cebindeki harçlıkla lahmacun yaptırdın. Sen neden Anadolu’nun ücra köşesinden çıkıp adam oldun? Adamlar yetiştirdin?

Numan abi! Okuduysan, Ömer’in sana çok selamı var!

Hizmetten | Mehmet Parlak

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu