Nadide Bir Hizmet İnsanı, “Mehmet Akgül Ağabey” | Ali Çataltaş

Yazar Editör

19 Nisan 2024 tarihinde ruhunun ufkuna yürüyen Mehmet Akgül ağabey anısına…

Mehmet Akgül bir cevher, nadide bir hizmet insanı, gönül eriydi.

Onun 02 Kasım 1964’de başlayan hayatında, imtihanı büyüktü. Elazığ’ın Mastar dağının yamaçlarında, Şeyhhacı köyünde  kerpiç bir konakta dünyaya geldi. Daha 8-9 yaşında iken babasını kaybetti. Babası askerden döndükten sonra ilim irfan peşinde koşturup kar kış, dağ tepe demeden, orta okul diplomasını alıp köyüne imam olmuştu. Bir kaç yıl görev yaptıktan sonra da  bir sabah namazına camiye namaza giderken evinin önünde 38 yaşında ruhunun ufkuna yürümüştü. Camide çocuklara Kuran okuturdu. Hanımı tarla işlerine de biraz ağırlık versen deyince o, “bize tarla bağ bahçe işleri lazım değil, bize bunlar” lazım derdi.

Kundakta bebekken yakalandığı hastalığı hayat imtihanı olacaktı. Hatta amcası, annesine ‘bunu niye hastaneye götürüyorsun ki, götürme bu yolda ölür’ demişti. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Demek ki yapacak hizmetleri, vazifesi varmış. Vazifesini yapıp öyle gidecekmiş.

Köy şartları zamanında tedavi edilemeyen hastalığa sahipken 8 yaşında babasını kaybetmesiyle öksüz kalmıştı. Daha da zorlaşan hayat şartlarında 3 çocuğuyla dul kalan anacığının evladının geleceğinin köy işleri olamayacağını ve yapamayacağını anlamasıyla, onun için gurbet yolları görünmüştü.

O yıllarda Elazığ’da dershane yoktu. Allah’ın rızasını kazanma ve üniversiteye hazırlanma niyetiyle annesinden müsaade alıp İzmir’e gitti. Hizmet insanlarının İzmir’de onun elinden tutması ve onun da gayretiyle Dicle Üniversitesi Fizik Öğretmenliği bölümünü kazandı. O da vefa gereği bir ömür boyu Anadolu insanının elinden tutmaya gayret etti.

Üniversite yıllarında annesi ona ‘orada ne yiyip ne içiyorsunuz oğul?’ diye sorardı. O da cevaben, ‘kara tavuk yiyoruz merak etme anne’ derdi. Annesi de her gün nereden buluyorsunuz o kadar tavuğu derken daha sonraları kara tavuğun zeytin olduğunu öğrendi ve ‘canım çıka yavrum’ diye serzenişte bulundu.

O öğretmenlik hayatına 90’lı yılların başında Elazığ Efem dershanesinde başladı. Ardından da Niğde Serhat Dershanesi, Kahramanmaraş da Aksu Dershanesi, Kahramankent Koleji,  Şanlı Urfa Murat Koleji, son olarak da 2008-2016 yıllarında Alanya Ufuk Koleji’nde öğretmenlik yaptı. Her görev yaptığı yerde öğrenciler ve oradaki insanlar nazarında çok güzel ve derin izler bırakmıştı.  Gülen yüzüyle, yumuşak sözüyle çok sevilirdi. Öğrencileri için de örnek bir abide  insandı. En sevdiği şey hizmet etmekti. Onun da hizmeti öğrencilerini çok iyi bir şekilde yetiştirmek, onların sorularını çözmekti. O zor soruları dahi kalemsiz çözerdi. Geç saatlere kadar eve gelmeyip öğrencilerin sorularını çözerdi. Annesi oğul biraz eve erken gel deyince, ‘ana nasıl erken geleyim o çocuklar umutlarını bize bağlamış, aileleri ineklerini tarlasını satıp bütün imkanlarını kullanıp çocuğunu  bize göndermiş, biz de  elimizden geldiğince onların elinden tutmalıyız.’ demişti.

Bir seferinde ise Milli Eğitim Kurumları’na geçip orada devam etmek istemişti. Annesi bu duruma karşı çıkarak; ‘yavrum ben seni hizmete vakfetmişim’ dedi.

En verimli zamanında ise öğretmenliğini elinden aldılar, onu öğrencilerinden kopardılar. O sıklıkla kurumları çok özlediğini söylerdi. Allah’ın izniyle tekrardan oralarda vazife yapacağız inşallah derdi. O branşında çok iyi bir fizik öğretmeni olmasına rağmen süreçten sonra bir çok özel eğitim kurumu çalıştırmak istemdi. O da babadan kalma küçük tarlasında ağaç yetiştirmeye başladı. Öğrenciye, öğretmeye, hizmete özlem duya duya…

KOAH’a çeviren hastalığı, hayatı ona daha da zorlaştırıyordu.

Yumuşak huyluydu kimseyi kırmazdı, kırmamaya da özen gösterirdi. O çok merhametliydi kimseyi incitmemeye özen gösterirdi. Allah (CC) ona  merhamet etsin inşallah.  Çevresi  ve tanıyanlar hep ondan memnunuz, razıyız dediler.  Rabbim Sen Şahit ol! Biz razıyız sende ondan razı ol. Efendimizin şefaatine nail eyle, şehitler defterine yaz. Kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eyle.

Bir güzel insan daha ruhunun ufkuna yürüdü. Bir hesap daha mahşere kaldı… Adı Hüseyin oğlu Mehmet Akgül. Seni çok sevdik, zira sevdiren Oydu, fakat Rabbim daha çok seviyordu ve yanına aldı.

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy