Yazarlar

Mukaddes göç

Efendiler Efendisi’ne hicret izni gelmişti ve O da, artık Mekke’den ayrılmak üzereydi. Zira, Cibril-i Emîn’in getirdiği vahiy içinde bulunan bir ayet, dilinde pelesenk olmuş, her fırsatta:

– Ey Rabbim! Beni doğruluk diyarına ulaştır ve doğru bir zamanda buradan çıkararak katından bana nusret dolu bir ihsan nasip et,[1] diye dua ediyordu. İşte şimdi, bu dualar kabul görmüştü ve Allah’ın Resûlü de, mukaddes göç için Medine’ye hareket etmek üzereydi.

Cibril-i Emin, önce, Mekkelilerin kurdukları tuzağı haber veriyor ve:

– Sakın, her zaman uzandığın yatağında yatma, diyor; ardından da, Mekke’den çıkış zamanından Kureyş’in tuzağından nasıl kurtulacağına kadar hicret stratejisini talim ediyordu. Kısaca mukaddes göç, Kureyş’in tuzaklarıyla Alîm ü Habîr Allah Teâlâ’nın tedbiri arasında başlamış oluyordu.[2] Kendisine hicret müjdesini getiren Cibril’e Efendimiz:

– Hicret yolunda benim arkadaşım kim olacak, diye sordu.

– Ebû Bekir, cevabını veriyordu.[3] Zaten Ebû Bekir de, hicrette musahebet fırsatını uzun zamandır bekler olmuştu. Derken, alışılmışın dışında ve herkesin istirahat ettiği bir öğlen vakti, Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip Hz. Ebû Bekir’in kapısını çaldı; içeri girmek için izin istiyordu. Olacak şey değildi! Hz. Ebû Bekir’in kapısında durmuş, Allah’ın en sevgili kulu, içeri girmek için bekliyordu.

Mukaddes göç 2

– Anam-babam O’na feda olsun! Vallahi de bu saatte geldiğine göre mutlaka önemli bir iş var, diye mırıldandı önce. Çok geçmeden de, hemen kapıya koştu ve Efendiler Efendisi’ni içeri buyur etti. Merakla bekliyordu Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh). Çünkü, bugüne kadarki gelişler, ya sabahın erken saatlerinde veya akşamın serinliklerinde gerçekleşmişti. Çok geçmeden, o an orada bulunan Hz. Ebû Bekir’in kızları Esmâ ve Âişe’yi kastederek, evin diğer sakinlerini bulundukları yerden çıkarmasını talep etti Allah Resûlü. O ise:

– Endişe etme yâ Resûlallah! Onlar benim kızlarım; Senin de ehlin sayılır! Anam-babam sana feda olsun. Bir şey mi var, diyor ve bu saatte teşrifin sebebini anlamaya çalışıyordu. Cevap gecikmedi:

– Mekke’den çıkıp hicret etmek için bana da izin verildi.

Daha da heyecanlanmıştı Ebû Bekir ve:

– Birlikte mi yâ Resûlallah, diye sordu. Merakla bekleyen yüze, müjde dolu şu cümleler döküldü mübarek dudaklarından:

– Evet, birlikte.

Dünyalar onun oluvermişti; zaten Ebû Bekir, bugün için hazırlanmış ve haydi gidiyoruz, emrini bekliyordu; çünkü o, diğer arkadaşları gibi hicret için izin istediğinde bunun müjdesini daha önce almış ve Efendimiz kendisine:

– Acele etme! Umulur ki Allah, yanına bir arkadaş bah­şeder, denilmişti. Bundan sonra da, hemen iki kişilik yol hazırlığı yapmaya başlamıştı. Dört aydır, besili iki deveyi bu yolculuğa hazırlıyordu. Artık, Habîb-i Ekrem’inden gelecek bu cümleleri bekler olmuştu. İşte şimdi, o cümleleri duyuyordu.

Akışı değiştirecek bir adımın başlangıcıydı bu. Bu tarihi yolculukta Resûlullah’a arkadaş olmak… Bundan daha büyük bir lütuf olabilir miydi? Kendini tutamamış ve sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh).[4]

Çok geçmeden Efendiler Efendisi’ne iki deve getirmiş ve:

– Ey Allah’ın Nebisi! Şu iki bineği, bu iş için hazırlamıştım, dedi. Ancak, Habîb-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem), her hâliyle örnek olmalıydı; onun için Hz. Ebû Bekir’e:

– Ancak, bedelini ödemek şartıyla, diyerek, böylesine önemli bir yolculukta, bedelini ödemediği bir nimetten istifade edilmemesi gerektiğini ortaya koyacaktı.


Dipnotlar:
[1] Bkz. İsrâ, 17/80
[2] Aynî, Umdetü’l-Kârî, 17/46; İbn Kesîr, Tefsîr, 2/400
[3] Bkz. Hâkim, Müstedrek, 3/6 (4266)
[4] Taberî, Tarih, 1/569 ; İbn Hişâm, Sîre, 3/11

Kaynak: Peygamberyolu.com

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu