Yazarlar

Miraç enginliğiyle Namazlaşma | Osman Beyzavi

MİRAC ENGİNLİĞİYLE NAMAZLAŞMA YOLUNDA

“Müslümanlar olarak bizim en büyük dertlerimizden birisi de ibadetlerimizin çehresindeki solgunluktur. Ne acıdır ki camilerimiz ve camilerde saf tutan insanlarımız hazan yemiş yapraklar gibi…

Biz, aslında kulluktan yana bir yorgunluk yaşıyoruz. Hepimiz yorgun askerler gibiyiz, âdeta ibadetlerden yorulmuşuz. Bir bıkkınlık var üzerimizde. Müslümanlığa avamca bakıyoruz, kalblerimizde İslâm’ı çok daraltıyor, sığlaştırıyoruz. Ülfetin zebûnu hâline geldiğimiz için değerler, gözümüzde renk atmış, matlaşmış; içimizde heyecan uyarmıyor. İbadetleri şeker-şerbet yudumlar gibi eda edemiyoruz. Her namazda cemaatten bir iki insanın içi geçse bu konsantrasyon ruhlarda çok şey ifade edebilir.

Aslında Müslümanlık bir farklılığın sesi ve soluğudur. Bu açıdan hakiki bir mü’minin rükûuna bakan ona hayran olmalı, secdedeki hâlini gören neredeyse bayılmalı, Mevlâ-i Müteâl karşısında inlemesini duyan kimse kendinden geçmeli ve onunla beraber secdeye kapanmalıdır. İşte İslâm bu şekilde temsil edilmeyince karşı tarafta da mâkes bulmuyor; hiç kimse şekle bağlı yatıp kalkmalarda namazın ruhunu ve onun kutsî cazibesini göremiyor.”

Bu ifadelerle namaza karşı ilgisizlikten, ibadetlerin ruhsuz, şekil ve hareketlerle geçiştirilmesinden yakınıyor Hocaefendi. Mirac Enginliğiyle İbadet Namaz kitabı ise bu ızdırabın ilk olarak 1978’de vaazlarda kelimelere dökülmüş daha sonra ise iki kapak arasında vücud bulmuş hali. Zira Hocaefendi namazı hep hayatın merkezine koymuş, insanın hayatını namazla şekillendirmesi gerektiğini ifade etmiştir. Okuyucuya ilk bakışta “bu vakitten sonra namazı mı öğreneceğiz?” gibi gelse de biraz sayfalarını çevirdiğinde namazın şimdiye kadar tam anlaşılamamış olduğunu kolaylıkla farkedecektir.

Hocaefendi’ye göre hayatta en önemli şey namazdır, diğer bütün işleri ise ikincil işler olarak görmektedir. Hatta ilay-ı kelimetullah adına yapılan güzel işlerin bile asıl değerini namazla kazanacağını ifade etmektedir. Dolayısıyla yapılan hizmetlerde muvaffakiyet adına namazın ne kadar ehemmiyeti haiz olduğunu, herkesi çağırdığımız bir hakikatin bizim nazarımızda çok ciddi bir mesele olması gerektiğini ifade ederek bizim herhangi bir mesele üzerinde kemal-i ciddiyetle durmamızın onun kıymetli olduğuna başkalarını da inandırmanın çok önemli bir vesilesi olduğunu ifade etmektedir. Zannediyorum bu kitabı okuyan bir kimsenin “keşke bir namaz seferbeliği başlatılsa bütün himmetler namaza teksif edilse, adeta namazlaşan insanlar kesilse herkes” temennilerinde bulunmaması mümkün değil.

Muhterem Müellif bu kitabında ibadetlerin eda edilmesinin çok ciddi bir mesele olduğunu, mutlaka ciddi bir titizlik içinde yerine getirilmesi gerektiğini aksi halde ibadetlerden beklenen semerenin elde edilemeyeceğini ifade etmektedir. Zira nasıl ki misafirlere izzet ü ikram için çataldan kaşığa, en güzel yemeklerden tatlılara kadar âdâb-u erkân adına her türlü ihtimam gösterilir; aynen öyle de ibadet ü taat de en az bunun kadar titizlik ve dikkatle ele alınması gerekir.

Miraç enginliğiyle Namazlaşma | Osman Beyzavi 2

Namaza hazırlık

Namaz, insanın hayatında yapacağı şeylerin en güzelidir ve en güzeli olmalıdır. Hayatın en tatlı hatıraları namazla ilgili bulunmalıdır. Zira miraca namazla çıkılır. Allah’a namazla ulaşılır.. Enbiyanın huzuruna namazla varılır. Dolayısıyla namaz bir insanın katılacağı en önemli törenlerden daha önemlidir. Onun için ciddi bir hazırlık gerektirmektedir. Yapılan bu hazırlıklar namazda huşuyu yakalama adına çok önemli adımlardır.

Hocaefendi bu kitapta abdest öncesinden başlayıp namaza kadar süren hazırlık sürecini insanın içinden geçeceği nurlu bir koridora benzetmektedir. Namaza doğru atılan her adımın çok kıymetli olduğunu ve hep birer kıvama erme cehdi olduğunu söyler. Ezanı, âdeta harem dairesine alınma daveti, ruhumuzun derinliklerinde bizi konsantrasyona hazırlayan ledünnî bir ses ve duygularımız üzerine inip-kalkan bir mızrap olarak kabul eder. Ayrıca Hocaefendi namaz yolunda yapılan her işin namazdan sayılacağını dolayısıyla bu niyetle yapılan şeylerden de insanın namaz sevabı kazanacağını ifade etmiştir. Evet abdest, ezan ve eda ettiği sünnetlerle insan, nâmesi sûzişin bir müezzinin kalkıp kemal-i samimiyetle Allah’a teveccüh ederek getirdiği kâmetle son hazırlığını yapar ve onunla son bir kere daha çoşar.

Namaza konsantre adına..

Hocaefendi abdestten ezana kadar yapılan hazırlıklar sonrası insanın namaza giderken dünyevi meselelerle zihnini meşgul etmemesi gerektiğini, namazdan yarım saat önce çevreyle münasebetleri azaltarak konsantre olmaya çalışması gerektiğini söyler. Çünkü namazda tam konsantre olabilme, öncesinde yapılması gereken dünyevi şeyleri terkederek, sohbet-i Cânan etrafında yürekleri şahlandırmaya mâtuf, O’nunla alâkalı bir mevzu hakkında konuşmayla gerçekleşir. Böylece, iradî olarak his ve fikirlerimizi namaza kilitlemeliyiz. Ayrıca namaz öncesinde yapılan laubali tavır ve davranışların namazda konsantreyi azalttığını ifade etmektedir. Dolayısıyla böyle şeylerle meşgul olan kimsenin namazı şuurluca kılması, onun hakkını vermesi ve ibadetini derince duyması mümkün değildir. Çünkü iç ve dış yapısı itibarıyla böyle mükemmel bir varlığı Allah’a yaklaştıracak olan ve gerçekten insan olmasının ifadesi sayılan namaz mutlaka ciddi bir iç derinlik ile eda edilmelidir.

Ayrıca Hocaefendi kalp temizliği diyebileceğimiz günahlardan temizlenmenin namazda huşuyu yakalama adına önemli bir unsur olduğunu dile getirmektedir.

Namazda Huşu ve Haşyet

Hocaefendiye göre namazda yapılan zahiri hareketlerin arkasındaki namaz ufkunu yakalama ayrı önem arz eder. Çünkü namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allah’ın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmekten, bir hamlede bizim ufkumuzu aşan, Arş’ın örtüsüne alnını koyuyor gibi onu eda etmeye kadar geniş bir yelpazede namazı duyma şekilleri vardır.

İnsanın buna muvaffak olmasının şart-ı evveli, namazı tıpkı bir miraç veya miracın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler mecmuası değildir. Mü’min için, her namaz bir miraç vesilesidir ve ona düşen, her namazda, farklı farklı buudlarda bile olsa miracını tamamlamaktır.

Namaz aşığı insanlar haline gelme

Namaza alışmış ve onunla beslenen insanlar, ona hiçbir zaman doymazlar. Doymak şöyle dursun, her namaz bitiminde “Daha yok mu?” der, nafileden nafileye koşar; duhâ ile güneş gibi yükselir, evvâbînle gidip kurbet tokmağına dokunur, teheccüdle berzah karanlıklarına ışıklar gönderir ve ömrünü âdeta ibadet atkıları üzerinde bir dantela gibi örmeye çalışır ve kat’iyen içinde yaşadığı nurlardan, ruhunu saran mânâlardan ayrılmak istemez.. istemez ve hep ibadetin vaat ettiği güzelliklere koşar dururlar.

Nitekim Cenâb-ı Hak, kurtuluşa eren mü’minlerin ilk vasfı olarak, namazlarını ciddi bir huşû, kalplerini Allah’a vermişlik içinde, ihsan şuuruyla, görülüyor olma mülâhazasıyla eda etmelerini zikrediyor. Ayrıca insanın bu seviyeye ulaşabilmesi için amellerinin ahirette arz edileceğine inanıyor olması gerekir.

İnsanı Allah’tan uzaklaştıran namaz..

Hocaefendi namazın bir çeşidinin de insanı Allah’tan uzaklaştırdığını söyler. Çünkü namaz, bir huşû, bir iç saygısı ve bir edeb işidir. Bu mânâ ile eda edildiği müddetçe iç âlemimize daima bir duruluk getirir, fikirlerimize bir istikamet kazandırır. Bu şuur ve anlayış içinde eda edilmeyen namaz, ise insanın sırtında bir yük ve insan için bir yorgunluktur; kurbete vesile olması bir yana, kulun Allah’tan uzaklaşmasına bile sebep olur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem  “Kimin namazı onu fuhşiyat ve kötülükten men etmezse, o namazın, o insana, kendisini Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir katkısı olamaz.”[1] buyurmuştur. Haddizatında namaz, kişiyi Allah’tan uzaklaştırmaz; ama o gafletten sıyrılamadığı, nisyandan kurtulup kendini aşamadığı, dolayısıyla gönlünü sahibine vermesi gerektiği yerde dahi veremediği için, Rabbinden uzaklaşmasına sebep olur. O hâlde kul, namazını eda ederken, âdeta nuranî bir ipe tutunuyor gibi onu eda edecek ve dikkatli davranacak; ayağı sürçüp bir lahza gaflete girse hemen nazarını yüceler yücesi âleme çevirecek, onu seyre dalacak ve böylece kulluk vazifesini eda edecektir.

Namaz Kahramanları

Muhterem Müellif kitabında ifade edilen bu düşüncelerin hayalden ibaret olmadığını, kalp ve gönül erbâbı, maneviyat kahramanları tarafından bu mesenin çok üst perdeden temsil edildiğini göstermiştir. Sahabe’den itibaren selef-i salihîn içerisinde namaz kahramanlarından kesitler vererek anlatılan şeylerin ütopik ve nazari bilgiler olmadığını göstermiştir. Ayrıca yapılan amellerin başkalarına misal olması açısından onlara da sirayet edeceğini vurgulamıştır. Nitekim selef-i salihin içerisinde namazda bayılan hatta ruhunun ufkuna yürüyen kimselerin bulunduğu ve bunun cemaate çok derinden tesirinin olduğunu ifade etmiştir. İşte bunu hayatının bir parçası haline getirmiş nur halkasından bazı örnekler:

Sahabe efendilerimiz, Fudayl İbn İyâz’ın ifadeleriyle söyleyecek olursak, benizleri atmış, yüzleri sararmış bir şekilde sabahı karşılarlardı. Çünkü gecenin çoğunu namazda geçirirlerdi. Bazen saatlerce kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Cenâb-ı Hakk’a içlerini dökerken, rüzgârlı bir günde sallanan ağaçlar gibi sallanır; gözlerinden, elbiselerini ve yeri ıslatacak kadar yaş dökerlerdi. Namazın lezzeti onlara bedenî yorgunluklarını unuttururdu da artık o vuslat dakikaları hiç bitmesin isterlerdi. Sabah olunca, yüzlerine yağ sürer, gözlerine sürme çekerler ve halkın içine sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş ve iyice dinlenmiş gibi çıkarlardı.

Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anh), namaza giderken –vazifenin ağırlığını duyma havası içinde– o kadar yavaş yürürdü ki, onu görenler, “Eğer bir karınca onunla birlikte yola çıksa mutlaka onu geçerdi.” derler. Aslında ciddi mânâda bizi endişeye sevk edecek ehemmiyetli bir iş karşısında etrafımızı görmez olur, hiç kimseyi tanımayız.

Müslim İbn İbrahim, tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu’be İbn Haccac (radıyallâhu anh) hakkında şu ifadeleri kullanıyor: “Ne zaman Şu’be’nin yanına girsem –kerahet vakitleri dışında– onu hep namaz kılarken görürdüm.”[2] Ebû Katan da şu ilavede bulunuyor: “Şu’be’nin rükûda beklediği süreye şahit olsaydınız ‘Herhalde secdeye gitmeyi unuttu.’ derdiniz; onu iki secde arasında otururken izleseydiniz bu defa da ‘Galiba ikinci secdeyi unuttu.’ diye düşünürdünüz.”[3]

Evet günümüzde en çok eksikliği hissedilen şeylerden birisi de selefin namaz tutkusudur. Başka bir ifadeyle günümüz insanı bir manada namazlaşmış gönül erleri fakirliği yaşamaktadır.

Netice

İnsan, namaz ibadeti ile tıpkı günebakan çiçeklerinin güneşe bakarak gelişimlerini tamamlamaları gibi gelişmesini tamamlayabilir. Günde beş defa Rabbine teveccüh ederek, pörsüyen duygularını, solan şuurunu yeniden canlandırabilir. Zindeliğini yeniden kazanıp O’na olan ahd ü peymânını yenileyebilir.

Bizler hizmet gönüllüleri olarak namazın hakikatini idrak etme hususunda hep yüce himmetli olmalıyız; Cenâb-ı Hak’tan, selef-i salihînin ibadet aşk u iştiyakını, onlardaki kulluk temkinini dilenmeli ve namazı şuurluca ikâme edebilmek için inâyet-i ilâhiyeyi talep etmeli, dua dua yalvarıp yakarmalıyız.

Eğer namaz kahramanlığına aday olduğumuzu düşünüyorsak bizleri o ufka taşıyacak hiçbir argümanı kullanmayı ihmal etmemeliyiz. Hangi ses, hangi soluk bizi şahlandırıyor ve kalbimizi coşturuyorsa bir kere değil, belki yüz kere aynı vesileye başvurmalıyız. Belki bir kitabı onlarca kez okumalı, bir kaseti birkaç kere dinlemeli, bir büyüğün sözlerine defalarca kulak vermeli ve oturup-kalkıp hep gözünüzü diktiğiniz hedefi düşünmeliyiz. Zira namaza duruş bu muamma içinde mânâsını bulur. Rable başbaşa kalma.. dünya ve mafihayı kalbden çıkarıp atma.. hatta nefsini dahi unutup kendinden geçme.. ve bir kerecik olsun böyle bir namaz kılmaya muvaffak olmaya çalışma.

Eğer yeni neslin derin bir ibadet şevki ile yetişmesini, çevremizde iman haleleri oluşmasını istiyorsak günlük meşgalelerden sıyrılarak namazlarda miraçlar yakalamayı hedef haline getirmeliyiz. Eğer hizmet şevkimizi her gün taptaze duymak istiyorsak gelin seccadelerimize yeniden koşalım, arada oluşmuş mesafeleri göz yaşlarının kanatlarıyla kapatmaya çalışalım. O kadar ki dışardan bakanlar bunlar namaz delisi olmuşlar desinler. Gelin bir kere daha namazlaşmaya azmedelim..

Ve son bir husus olarak Hocaefendi’nin gece ibadeti hakkında insanın içini ürperten şu ifadeleriyle bitirelim: “Bin bir tecrübe ile sabittir ki, gecelerini ihya edenler, gündüzleri de küheylanlar gibi koşarlar. Benim şimdiye kadar bu vasıflarıyla hiç çizgi değiştirmeden hayatlarını sürdüren, tanıdığım dünya kadar insan oldu. Senelerdir başlarını bu eşikten hiç mi hiç kaldırmadı ve gece hayatlarını hiç mi hiç aksatmadılar; tabi, millete hizmetten de hiç geri kalmadılar.”

Aksine, gece hayatında zikzak yapanlar, gündüzleri de Hizmet hayatlarında hep zikzak çizdiler. Böyleleri bazen Hizmet’te önde koşar gibi gözükseler de zorluk ve sıkıntılarla karşılaşınca hemen geri durmuşlardır. Evet, bunlar tazyik, meşakkat ve sıkıntının en küçüğüne bile dayanamamışlardır. Diğerlerine gelince, onlar tanıdığım günden beri, geceleri hep engin bir ruh hâli içinde, ırmaklar gibi çağlamış, gündüzleri de küheylanlar gibi çatlayıncaya kadar koşmuşlardır.”

[1]   et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 11/54.

[2]    Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 9/261.

[3]  ez-Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ 7/207.

Hizmetten | Osman Beyzavi

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu