Yazarlar

Milenyum,Hicret ve Aşure | Akif Çevik

Işık Eğitim ve Sağlık Vakfı’nın Tanzanya’da açtığı Feza Secondary School’un ikinci yılı idi.

2000 yılı yeni bir milenyumun başı olması hasebi ile önemli idi.

Her yeni bir gün, her gelen bahar insanlık tarihinde her bir asır ve her bir nin yıl, yeni bir başlangıç, yeni bir ümit demekti..

2000 yılı da Feza Okulu Tanzanya için bir ümit olabilirdi.
Farklı kültür ve coğrafyada birlikte yaşama kültürü adına bir şeyler yapılabilirdi.

2000’li yılların insanlığa sevgi ve barış getirmesi için dua ediyorduk. Bunun yanında evrensel barış adına bir şeyler yapmalıydık.
Çünkü İnsanoğlu; iradesi dışında devri daim eden zamanın çarkları arasında hep yeni bir hayat soluğu aramış ve karanlıktan ışığa çıkma ümit ve ümniyeleri İçinde olmuştur.

İnsan, ümitle yaşar ve ümidin çocuğudur.
Ümitleri söndüğü anda, onun hayatı da, fizikî olarak devam bile etse, artık sönmüş demektir. Ümit ise, inanmakla doğru orantılıdır.

Milenyum,Hicret ve Aşure | Akif Çevik 2

Dünya içinde bulunduğu problemleri eğitimle, sevgi ve barış ile çözebilirdi.
Bu amaçla dünyada farklı farklı meslek gurupları toplantılar düzenliyor çareler arıyordu.
Bunlardan bir tanesi 1999 yılının Aralık ayında 80’den fazla ülkeden 7,000 kişinin Güney Afrika’nın Cape Town’da şehrinde Dünya Dinler Parlamento toplantısı yapılmıştı.
Farklı inanç ve dinlerden kanaat önderlerinin bir araya geldiği toplantının ilki 1893 yılında Chicago’da yapılmış.

Bu toplantılar, din ve inanç temsilcilerinin bir araya gelerek insanlığın ortak meselelerine çözüm aradıkları bir çalışmadır.

1999 Aralık ayında Güney Afrika’da Cape Town’daki toplantıya Fethullah Gülen Hocaefendi de davet edilmişti fakat toplantıya sağlığı ve zamanı müsait olmadığından katılamayıp mesaj  göndermişti.

Hocaefendi mesajında ana tema olarak;  ”Sevgi, merhamet, diyalog, herkesi kendi konumunda kabul, karşılıklı saygı, hak ve adalet temelleri üzerinde yükselecek olan milenyumda, insanlığı gerçek özünü bulacaktır. İyilik, güzellik, doğruluk ve fazilet, dünyanın esas mayasıdır. Ne olursa olsun, dünya, er geç kayıp bu çizgiye gelecektir ve bunu engellemeye kimsenin gücü yetmeyecektir.” ifadesinde bulunmuştur.

Bu düşünceler ile 2000 yılına başlamıştık.
Yeni bir milenyumun başı olan Miladi 2000 yılının Aşure günü de 15 Nisan 2000 Cumartesi gününe denk gelmişti.

O gün Tanzanya’da 4 aile ile olarak 10 kadar eğitimci arkadaştık.
Muhacir Türk aileler olarak ne yapabilirdik? Hicri yeni yıl olarak sohbetlerde Muharrem ayının faziletlerini konuşurken Aşure gününde aşure yaparak okulumuzda yerli öğretmenlere ve yakın dostlarımıza dağıtabilir, önemine ve manasına dair bazı hususları paylaşabiliriz diye düşündük.

Aşurenin birliğin, dayanışmanın, iş birliğinin, ortak paydada buluşmanın, farklı yiyecek ve meyvelerin bir ahenk içinde vermiş olduğu o ortak lezzetin adı olduğunu anlatabilirdik.

Tanzanya 120 kabilenin olduğu sosyo-demografik yapısı olan bir toplumdu.
Farklı kültür ve inançlar içerisinde selamet yurdu Dar es Selaam’da huzur içerisinde yaşıyorlardı.

Aşure de bunu iyi ifade edecek bir sembol olacaktı.Aşuredeki her bir malzeme sembolik olarak bizim farklılıklarımızı temsil etmekteydi.
Daha güzel bir dünya için Nuh‘un (as) gemisindeki insanlar gibi herkes elindeki güzellikleri getirip ortaya koyabilirlerdi.

Tanzanya’da çevremize ikram edeceğimiz aşurelerle bunu anlatabilirdik.

O gün yerli ögretmenlerimiz de ilk defa aşure tadını da tecrübe etmişlerdi ve çok beğenmişlerdi.

Böylelikle Türk aileleri yeni bir milenyumun başında 15 Nisan 2000 in cumartesi günü Tanzanya’da ilk defa Aşureyi halkla tanıştırmış oldu.
Dünya gemisinin yolcuları olarak Nuh’un gemisi misali kin, haset ve zulümle mücadele ederek, Allah’ın adıyla, Nebi’nin sünnetiyle gemimizi yüzdürmeye çalışıp sahil-i selamete çıkabiliriz.

Birlikte güzelliklere, iyiliklere ulaşmaya çalışalım. İyiliği yayalım!
Aşuremiz gibi sahip olduğumuz değerlerimizi de paylaşalım.

Aşure günlerini tanışıp, kaynaşmaya vesile kılalım.
Önce insani ortak değerlerde buluşalım.

Tanışmakta acele edelim. Aşureyi tanışıp kaynaşma tutkalı yapalım.
Duamız olsun;
Allah’ım Hz. Nuh’u (as.) ve ona inananları boğulmaktan kurtardığın gibi,
Hz. Yunus’u (as) balığın karnından kurtardığın gibi,
Hz. İbrahim’i (as) ateşten kurtardığın gibi,
Hz. Musa’yı (as) Firavundan kurtardığın gibi, bizleri de cinnî ve insî düşmanların şerrinden koru. Nefis ve şeytanlara karşı mücadelemizde bize yardım et. Amin.

Akif Çevik

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu