Yazarlar

Kutsanan Kötülük | İSMET MACİT

Bahadır Odabaşı hayata masmavi bakacakken kendini ölümün kollarına bıraktı. En çok ihtiyacı olduğu dönemde sırtını yaslayacağı babası zindandaydı. Anadolu bozkırlarını kasıp kavuran zulüm ayazı Bahadır’ın yeni palazlanmaya durmuş kanatlarını un ufak etti ve o kanatsız gövdesini yuvasından düşen kuş misali on altı yaşında boşluğa süzüldü.

Onu ve emsallerini kör testereyle biçtiler, yeni tomurcuğa durmuş dallarını kanattılar, kuruttular. Papatya gibi açmış bembeyaz gülüşleri soldurdu siyasetin zehirlediği kalabalıklar…

Gazeteci Berna Kavaklı’nın tiviter hesabından paylaştığı bilgi hem bir devrin özeti hem hıçkırıklı bir ağıt gibiydi:

“Bugün Bahadır Odabaşı”nın ailesine taziye ziyaretine gittim. Aile çok acılı ve bu ani kayıpla yıkılmış durumdalar. Bahadır’dan bahsederken onun hayat dolu bir çocuk olduğundan, çok güzel futbol oynadığından, şarkı sözleri yazıp, amatör müzik yaptığından bahsettiler.

Hayat dolu bu çocuğun her şeyden vazgeçip, ölümü seçmesinin sebebini sorduğumda dayısı: ‘Babasının hapishanede olduğunu ilk etapta arkadaşlarına söyleyememiş. Zamanla babasının yokluğuna bir açıklama getirmek ve onun hem KHK’lı hem de hapishanede olduğunu söylemek. Zorunda kalmış ve arkadaşlarının bir çoğu yavaş yavaş ayrılmış etrafından. Bana babasına çok ihtiyacı olduğunu, kendisini yalnız hissettiğini söylüyordu. Hatta bu sömestr yanıma gelecekti, anlaşmıştık.. Yeğenimi babasızlık öldürdü. Bu son olur inşallah’ diyor.”

Bahadır Odabaşı

Gençliğe yeni adım atmış bu insan güzelinin yüreği bunca acıyı taşıyamadı. Zira yüz yıllık acıları körpe yüreklere yükleyen zalimler, kendi ikballeri için harcını kanla kardıkları bir sistem kurdular. Kahrolası bir kötülüğün esiri oldu Anadolu… Sessizliğin giyotin olup insanlığı doğradığı, zalimin zulmünün zafer nağaraları ile kutlandığı vicdansız bir sistem…

Acıların dahi bölündüğü, ülkeyi kıymık kıymık parçalayarak kalplere saplayan organize kötülük; üfledikçe çiçekleri soldurdu, bakışları çam kırıkları misali dokundukları yerleri kanattı ve insanlık dışı bir yapı kara bulutlar gibi çöktü mazlumların kaderine…

Devlet gücünü arkasına alan kötülüğün nasıl bir canavara dönüşeceğini Hannah Arendt şöyle anlatır:

“Nazizm, kurbanını daha darağacına çıkmadan yok etmeyi beceren sistemdir ve düşman ilan ettiği insanların şahsiyetlerini yok etmekle işe başlar…

…Nazizm, zulmettiği insanları birer potansiyel suçlu olarak kamplarda toplamadan önce bunun alt yapısını oluşturmak için başlattığı ve kamplarda devam ettirdiği ‘aşağılama ve ötekileştirme’ siyaseti ve beraberindeki kanuni düzenlemeler ve baskılarla temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakmış ve böylece hukuk önünde öncelikle onların kişiliği yok etmiştir… Nihai olarak da bütün insani niteliklerden arındırılarak gereksiz kılınan insan görünümündeki yaratıkların bedenlerini fiziksel olarak imha etmiştir. İşte Nazizm’in insanlığı dehşete düşüren ve bir anlam verilemeyen hazin zaferinin kısa özeti budur…”

Evet Bahadır hortlayan Nazi ruhu tarafından ötekileştirilmiş ve daha hayatın başındayken ölüme zorlanmıştır.

Kötülük şebekesinin sözcülerinin her kelimesi kutsal bir metin gibi okunuyor, dinleniyor; dinin ve hukukun bütün düsturları yerle bir ediliyor, ülke tam bir enkaza dönüşüyor.

Enes’e yahut intihar eden diğer gençlere siyasi bir getirisi varsa üzülüyor gibi yapmak ve vefat edenleri şarjöre konulmuş mermi gibi düşman gördüklerine atma hayasızlığı sokakları dolaşıyor. Körpecik yavrular siyasetin malzemesi haline getiriliyor ve cenazelerinin üzerinde tepiniliyor.

Enes de Bahadır da bireydiler, gençtiler, evlattılar… kimse onların hayallerini öldüren, yaşama sevinçlerini solduran sebepleri sorgulamadı zira bu yürek isteyen bir insanlık ameliyesiydi. Sorgulansa suçlu çıkacaklarını biliyorlardı ve bu onların işgal ettikleri koltukları sallayacaktı. Tüm ilkelerini ve değerlerini yitirmiş kalabalıklar mahallelerine getirisi olacaksa sınır aşırı ülkelerdeki gençlerin ölümünü tam bir propaganda malzemesi yaparken yanı başındaki acılara kör sağır ve dilsiz kesiliyorlar…

Enes Kara

Bahadırın babası işinden edilmiş on binlerce KHK’lıdan biriydi. Ömrünü talebelerine adamış idealist bir öğretmendi. Masum bir topluluktan 1 milyon kişilik terör örgütü (!) çıkaran muktedirler ve güce tapan vicdansız bir topluluk gözleri önünde işlenen onlarca cinayete tepki vermeyerek ortak oldular.

Bahadır’dan önce intihar eden Enes’in bıraktığı mektup katilinin eşkâlini tarif eden ihbar mektubu gibiydi. Evet Anadolu topraklarında mutlu bir azınlık ve onların tepedeki cüce temsilcileri gençlerin hayallerini katlettiler, istikbale ait tüm ümitlerini öldürdüler. O gençler intihar etmeden ölmüşlerdi zaten… Katil(ler) ise olay yerinde dönüp dolaşıyor ve timsah gözyaşları döküyor.

Hele acıları bile bölen, “bizimse üzülürüz değilse oh olsun” diyen iğrenç bir kesim var ki bunlarla ilgili ne yazılsa kelime israfıdır.

Evet bu gençler büyük acıların ortasına atıldı. Kaldıramadılar bu yürek yangınını ve ölüme yürüdüler. Onları kendileri değil önce hayatlarını çalan kötülük imparatorluğu ve onun sadık bendeleri öldürdüler…

Rabbim merhameti ile muamelede bulunsun. Yakınlarının başları sağ olsun!

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu