Yazarlar

Kur’an ve İman Bağıyla Bağlı Olanlar | Safvet Senih

Kastamonu Lâhikasında Üstad Hazretleri kendisinden ayrı olup her biri bir yerde olan talebeleri için  “Birimiz şarkta, birimiz garbta, birimiz dünyada, birimiz berzahta (kabirde) olsa da, râbıta-i Kur’aniye ve imaniye” ile biz birbirimize bağlıyız, bizim sohbetimize zaman ve mekan mâni olmaz, mânevî radyolarla birbirimizle konuşuz, diyor. Uhuvvet Risalesinden de, imanın verdiği nur ve şuur ile ve bize gösterdiği ve bildirdiği Esma-i İlahiye adedince vahdet (birlik) alâkaları, ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetlerinden bahsederek, “Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir,  Mabudunuz bir, Râzıkınız bir…  bir  bir, bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, Dininiz bir, Kıbleniz bir yüze kadar bir bir..  ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak  ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza  edip gerektirir, kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirlerdir…” diyor. Böyle bir mâneviyat bağıyla bağlı olan Hizmet erlerini sanki bir partinin veya bir spor kulübünün adamlarıymış gibi zannederek bölüp parçalamaya çalışanlar bir şey elde edemeyince yalanlara sarılıp sun’î  ayrılıklar ortaya koymaya, yalanlar ve iftiralarla böyle bir şey varmış gibi senaryo ve oyunlara baş vuruyorlar. (En son N. Ş.’in yazdığı gibi)  “Onların her şey bitti paramparça oldular” demelerine bir anekdotla cevap vereyim. İsteyen onların bu sözlerini buna göre ele alan istediği gibi değerlendirebilir.
İzmir İmam-Hatip lisesinde okurken bir edebiyat öğretmenimiz vardı. Bir gün dedi ki: “Bazıları bizim köylülerimizi çok ahmak zannediyorlar. Halbuki bilseler onların içinde ne çarıklı erkân-ı harpler (kurmaylar) vardır: Bir gün bir köylü tarladaki işini bitirmiş köye dönüyormuş. Bir şehirli grubu da köye doğru gidiyormuş. Köylü bir sigara çıkarmış yakmak istemiş, fakat araştırmış üzerinde ne kibrit ne de çakmak hiçbir şeyi yokmuş. Bunu fırsat bilen şehirliler biraz gülüp eğlenelim diye “Amca al bak, bununla sigaranı yak diye pille çalışan cebindeki lâmbasını vermiş. Bu cep fenerini eline alan köylü hiç tereddüt etmeden eline almış ve onun ışığı ile sigarasını yakmaya çalışmış… Şöyle tutmuş, böyle tutmuş  tabii bir türlü sigarasını yakamamış ama açık tuttuğu cep lâmbasını köye girinceye kadar hiç kapatmamış… Şehirliler hep gülüp eğlenmiş… Sonra köylü gülerek onlara demiş ki, “Ben bilmiyor muyum bununla sigara yakılamayacağını ben de pilini bitirinceye kadar  kullanıp sizin  aptallığınızla alay etmek istedim. Alın da bir daha böyle şeyler yapmayın!..”
Artık bu tür tuzak ve kurnazlıklardan vazgeçin… Bu Kur’an ve İman Hizmeti Kıyamete ayarlı ve İlâhî inayete bağlıdır… Kimsenin ihanetiyle, zulmüyle ve gadriyle bitmez. Nur asla sönmez. Onu söndürmek isteyenler sönerler ve bitirmek isteyenler biterler. Yani sadece kendi kendilerini bitirirler. Cenab-ı Hak imtihan dünyasının imtihanı gereği, bir kapılarını kapatsa da arkadan dünyanın her tarafında binlerce kapı açar. Biz bunları apaçık müşahede ediyoruz. Onun için biz sadece işimize ve Hizmetimize odaklanıp hizmetlerimize bakıyoruz…
Kaynak:Safvet Senih | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu