Mizan

Kork korkmayandan ki korkmaz Allah’tan! | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

 

“Allah’ım, beni kardeşlerimle, kardeşlerimi de benimle mahcup eyleme!..” Elin, kendini bilmez densizlerin “terör” falan demesi, “firak-ı dâlle” demesi… Bunları bırakın, kirlenmiş ağızların, zift tutmuş zihinlerin, ölmüş kalblerin hırıltıları bunlar; kulak asmayın bunlara! Allah, sizi nasıl biliyorsa, öylesiniz. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) mânen size nasıl bakıyorsa, öylesiniz. Ve manaya açık olan insanlar nezdinde nasılsanız; Bû Bekr u Ömer u Osman u Ali, size nasıl bakıyor ve sizi nereye koyuyorsa, siz öylesiniz. Şimdi bir hey’et meselesi, bir hizmet meselesi… Bazıları “Hizmet” diyor. Bir kardeşimiz, o konuyla alakalı değişik dillerde kitaplar yazdı: Hizmet… İngilizce de yazdı, arkasına yine “Hizmet” koydu; Fransızca da “Hizmet” oldu, Urduca da oldu, yine “Hizmet”. Hizmet… Çoğu insanlar “Hizmet” diyor. “Hizmet” esasen… سَيِّدُ الْقَوْمِ خَادِمُهُمْ Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nispet edilen bir söz bu; buyuruyor ki, “Bir kavmin efendisi, onun hâdimidir!”

Bir topluluğun hâdimi, efendisidir. Kendi çevresinde bulunan insanlara hizmet ediyorsa, bir yönüyle, hâdim; kendisine “hâdim” nazarıyla bakmalı; nezd-i Ulûhiyet’te o, “efendi” olur; nezd-i Nebevîde o “efendi” olur. “Hizmet”, “hareket”, “adanmışlar topluluğu” bir yönüyle -diğerlerinin dediği şeylere bakmayın- şimdi bir “bünye” haline, bir “bünyân” haline geldiğinden dolayı, onların içinden bir tanesinin, bir olumsuz şeye sebebiyet vermesi; umum o cemaati, o heyeti yere baktırır. Söz Sultanı’nın (parmaklarını birbirine kenetleyip göstermek suretiyle) buyurduğu gibi, إِنَّ الْمُؤْمِنَ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا “Müminler birbirlerine kenetlenmiş bir binanın tuğlaları gibidirler.” Baksanız, bir hücre gibidir o; bir molekül gibidir. Ve unutmayın, anatomiye vâkıf olanlar, insan fizyolojisine vâkıf olanlar bilirler; insanda bir molekül bozukluğu, bir yerde bir molekülün bir kanser hücresine yenik düşmesi, o vücutta arızaya sebebiyet verir. Çabuk önü alınmazsa, metastazlar bütün vücudu sarar. Aynen öyle de, tam bir hey’et haline gelmiş, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in beyanıyla; الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ (الْمَرْصُوصِ) يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا “Mü’min, mü’min ile kenetlenmiş, bünyân-ı marsûs gibidir.”

İsterseniz “taşı-tuğlası, kurşun ile perçinleşmiş bina gibidir” diyebilirsiniz. Bizim o muhteşem cami kubbelerimizde gördüğümüz hey’et gibi, kenetlenmiş, baş başa vermiş. Dökülmemek için baş başa vermiş bir şey… Ama onların birinde bir arıza olduğu zaman, biri düştüğü zaman, dökülmeler birbirini takip eder. Metastazı düşünün, dökülmeler… Bir, meselenin bu yanı var. Bir ikincisi; zaten fırsat kollayanlar, yalan olmayana “yalan” diyenler, hiç olmadık şekilde iftira edenler, karalamak için karalama alternatifleri oluşturanlar, o temiz, o nurânî, o mübarek hey’et içinde bir tanesinin böyle bir “zeyğ”ine şahit oldukları zaman, âdetâ bütün heyeti birden karalamaya dururlar. Bu da, o mübarek heyetin toplum nezdinde itibarsızlaştırılması demektir. İşte bu mülahaza ile duam: “Allah’ım, beni kardeşlerimle, kardeşlerimi de benim ile mahcup etme!..” Onları mahcup edecek büyük/küçük, bir arpa kadar bir şeyle, bir arpa kadar haram yemekle de olsa, ‘Bu da haram yiyor!’ dedirtmek suretiyle, kardeşlerimi yere baktıracaksam, Allah’ım, o arpayı yemeden, canımı al!” Huzurunuzda da tekrar ediyorum: “…Allah’ım, canımı al!” O arpa kadar haramı yememeye dikkat ettim; şimdiye kadar dikkat ettim. Bana ait olmayan arpa kadar şeye elimi sürmemeye çalıştım. Ama insanız, Şeytan bir zeyğ, bir zelle yaşatabilir.

Hakkım yok benim bu kardeşlerimi mahcup etmeye. Onların da hakları yok birbirini mahcup etmeye ve Kıtmîrlerini/köpeklerini mahcup etmeye; hakları yok!.. “Allah’ım, beni kardeşlerimle, kardeşlerimi de benimle mahcup etme/utandırma, itibarsızlığa mahkûm etme!” cümlesi, bu mülahaza ile söylenmiş bir söz. Her birerlerimize bu mevzuda heyetin namusu/şerefi/haysiyeti mülahazasıyla hassas yaşamak düşüyor. Gözümüzü kontrol etmekten kulağımızı kontrol etmeye kadar.. dilimizi kontrol etmeye kadar.. hayat tarzımızı, üslubumuzu kontrol etmeye kadar… “Bu da nereden?!. Bu da nasıl elde edildi?!.” dedirtmeden, hayatımızı gayet nezihâne sürdürmemiz gerekiyor. Belki öldüğümüz zaman, kefen parası bulamayacaklar.

Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Ali gibi, Selahaddin-i Eyyûbî gibi, kefen parası bulamayacaklar; borç alacaklar bir yönüyle, belki hediye alacaklar ama “Allah’ın huzuruna şerefimizle, insan olarak, orada hesabını vereceğimiz bir şey ile gitmeden gitmem!” mülahazasıyla dolu bulacaklar. Evet, bu ölçüde hassasiyet disiplinlerine sahip çıkarsak, Allah’ın izni ve inayetiyle, ne kardeşlerimiz utanır ne de biz utanırız.

Kork korkmayandan ki korkmaz Allah’tan! | M. Fethullah Gülen Hocaefendi 2

Bu video 21/05/2017 tarihinde yayınlanan “TUT ELİMDEN, TUT Kİ EDEMEM SENSİZ!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu