Yazarlar

Kırımlılar | Abdullah Aymaz

Kırım asıllı bir ağabeyimiz anlatmıştı:
“Sovyetler dönemi bir Ramazan günü Kırım’da bir caminin içini örümceklerden temizlemişlerdi, teravih kılacaklardı. Komünistler geldiler hepsini toplayıp gözlerine siyah mendil bağlayıp götürdüler. Siyah mendilin mânasına gelince, artık ne olacağı belli değil, çoğu kere ölüme gitmek demektir. Zaten arkalarını arayamaz ve soramazdınız. 1929’da önce bir grup Kırım halklarını Stalin sürdü. Hayvan vagonlarına doldurdular, on günde bir KOVA  SU  veriyorlardı. Çoğu yolda öldü. Rus vazifeli geliyor, ölenleri pencerelerden veya kapıdan aşağı atıyordu. Özbekistan’a sürdüler. Fakat oradaki insanlara tembih etmişler: ‘Bunlar çok kötü, çok yaramaz, insanlardır. BUNLARA  SU  BİLE  VERMEYİN’ diye onlar Müslüman oldukları halde Kırımlı Müslüman kardeşlerine yardım etmediler.” (Sanki tarih tekerrürden ibaret…  Devirler değişiyor da cevirler  değişmiyor.)
“Kırımlıların çoğu öyle açlık ve susuzluktan kırıldı… Şimdi ben o günlerde olan zulüm ve gadirleri hatırlayıp çoluk çocuğa SU  DAĞITIRIM  ve su dağıtmayı pek severim. 80’e yaklaşan bu yaşımda yaparım. Bizim  pasaportumuz Türk  pasaportuydu. Onun için  bize iyi davranıyorlardı. O günlerde meşhur Gaspralı  İsmail’i öldüreceklerdi. Onun için babam kendi pasaportunu ona vermiş. O da böylece kaçıp kurtulmuş. Ama zavallı babam çok zor durumlarda kalmış. Ruslar bir gün evimize gelmişler ve yastık altındaki paraları almışlar ve babamı tutuklamışlar. Bize önce babamın ellerinin kesildiğini haber vermişler. Sonra da öldürüldüğünü söylemişler. Sonra babam sürgün yerinden resimli mektup gönderdi. Elleri kesilmemiş. Biz Türkiye’ye döndükten sonra af çıktığı için iki sene sonra babam dönmüş ama maalesef Türkiye’ye gelemedi. Daha sonraki sürgünde hepsini Türkistan’a göndermişler. Artık orada vefat etmiş.
“Kırım’da o dönem Türk pasaportu çok kıymetliydi. Yiyecek almak için sabah namazında sıraya girerlerdi ki, 50 kişi olurdu sırada. Sonra düşünün kaç kişi olacağını… Ama biz nüfus kağıdımızla giderdik hiç sıraya girmeden yiyecek alırdık. Hatta nüfus kağıdınız yere düşse, Rus polisi yerden alır nezaketle elimize verirdi. Bunun sebebini bilemiyorum. Maalesef  babam sürgüne gidince bizim insanlarımız bahçelerimize ve hayvanlarımıza saldırdılar ve mahvettiler. Yastık altından alınan paraların, halka dağıtılacağı zannediliyordu. Hiç öyle olmadı. Sovyet idaresinde görev almış dayım, (aslında annemin dayısı)  geldi. ‘Sizi buradan götüreyim. Yoksa durum daha kötü olabilir.’ dedi.  Dayım uzun uzun uğraştı ve ancak böylece Türkiye’ye dönebildik. Ben o zaman 17 yaşındaydım.
“Kırım’da iken hatırlıyorum çocukluğumda bizi alıp kırlara götürüyorlardı. ‘Haydin Allah’tan para isteyin, şeker isteyin bakalım’  dediler. Hep bir ağızdan bağırdık… bağırdık… Bir şey gelmeyince, bize ‘Gördünüz ya…’ deyip beyin yıkayıcı inkârlarını söylediler. Sonra baktım bir araba geliyor. Korkumdan, ‘Bizi her halde öldürecekler’ dedim. Ama kadınlı-erkekli öğretmenler geldiler. ‘Haydi şimdi Stalin’den şeker, kitap, kalem vs. isteyin’ dediler. Biz çocuklar onların dediğini  istemek zorunda kaldık. Öğretmenler, bize, şeker, kitap, kalem verdiler. Sonra da yine dinsizlik propagandası yaptılar.”
Arkadaşımızın annesi dedi ki: “İkinci Dünya Savaşında Hitler’in askerleri Kırım’a gelmişlerdi, kendilerine bir mahallede birisi bir kötülük yapsa, bütün mahalleyi cezalandırırlardı. Bazen toptan ellerini kesme cezası verebilirlerdi. Ama kadere bakınız ki, sonra kış bastırınca, Hitler’in askerleri ellerini tanklara dayayıp kalmışlar. Çoğu donup ölmüş; kolları ayakları donup kopanlar olmuş. Sonra bizimkilere  Almanlar demişler ki; ‘Ruslar sizi öldürür sizi kaçıralım’ Sonra üç büyük gemi getirmişler. Bu insanları kaçırırken, Ruslar, uçaklarla gemilere bomba atmışlar. Gemilerin ikisinin bacasından vurmuşlar. İnsanlar bağıra bağıra gemilerle birlikte batıp ölmüşler. Üçüncü gemidekiler seslerini, feryatlarını duymuşlar. Fakat hiçbir şey yapamadıkları için bazıları çıldırmışlar. Yani ölenlerin içinde  anneleri, kardeşleri, çocukları olanlar varmış…
Arkadan Kırım’a Ruslar gelmiş, onlara ‘Siz Almanlara yardım ettiniz, bize ihanet ettiniz’ diye  çok zulümler etmişler. Hepsini de tekrar sürmüşler…
Bu dostumuz annesiyle önce Türkiye’ye gelmiş daha sonra da Amerika’ya… Biz onunla Amerika’da tanıştık. Bir çok hizmetlere vesile oldu. Annesine vefat edinceye kadar iyi bir evlada yakışır şekilde çok iyi baktı. Evlatlarını ve torunlarını yetiştirmek için büyük gayretler gösterdi.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu