Kürsü

Kendi Çizgimizi Heceleme Yolunda

Bir zamanlar “din” denince ilk defa akla bizim dinimiz geliyordu ve her akla gelişinde de vicdanlar saygıyla ürperiyordu. Her şeyden evvel onun sâlim vicdanlarda bıraktığı iz çok derindi ve her türlü çarpık değişime-dönüşüme meydan okuyacak kadar da güçlüydü. Onun hedefinde cihan sulhü ve insanlığın ebedî mutluluğu söz konusuydu. Vaadettiği şeyleri gerçekleştirmede öyle güçlü argümanları vardı ki, onu deliliyle-medlûlüyle tanıyanlar, dünyada en erilmezlere ermiş sayılırlardı. O Allah’tan gelmiş, insanları Allah’a çağıran öyle güçlü ve inandırıcı bir ses idi ki, ön yargısız olmak şartıyla, bu sese kulak verenler bir daha da onun tesirinden kurtulamazlardı; kurtulamazlardı, zira bu seste her zaman dünya ve ukbâ mutluluğu yankılanmaktaydı ve bu seste insanları melekleştirmenin şifreleri gizliydi. Bu ses, semalar ötesinin sesiydi ve örgülediği sistem de İslâm diniydi.

Bu din sayesinde insanlık iç içe en bereketli inkılâplarla tanıştı ve en hayatî değişimlere şahit oldu. Oydu mutlak sulh ü salâha giden yolları gösteren ve oydu asırlardan beri üst üste yığılmış beşerî problemlere nihaî çözümler vaadeden. Düşünün ki, asırlar ve asırlar boyu onun aydınlık çehresini karartmak ve gelip gelip önünü kesmek isteyen onca mütecâviz ve saldırgan kimselere rağmen, o hâlâ biricik ümit kaynağı olma konumunu muhafaza ediyor ve kendine sığınanlara ölümsüzlük iksiri sunuyor…

Karanlık bir dönemde ondan kopanlar veya bir inat uğruna ona karşı çıkanlar kendi tali’lerini karartadursunlar, o her zaman en taze ve gönüllere itmi’nan aşılayan mesajlarıyla yoldakilere biricik ışık kaynağı ve güven bunalımı yaşayanlara da âdeta bir emniyet otağı oldu ve olmaya da devam ediyor. Kim ne derse desin, bu dinin hakiki temsilcileri sayesinde bütün dünya bir gün bu büyük gerçeği mutlaka anlayacak ve onun üfül üfül huzur esen iklimine koşacaktır. Kim bilir belki de, o ilk diriliş çağlarında olduğu gibi bu din bir kere daha hepimizi bağrına basacak ve şu can çekişen dünyaya yeni bir hayat üfleyecektir!.. El verir ki, bu dinin müntesipleri kendi tereddüt ve zikzaklarıyla ona ümit bağlayanları inkisara uğratmasın ve ma’şerî vicdanda ona karşı oluşmaya başlamış güveni sarsmasınlar.

Bu din, bir dönemde gırtlağına kadar gaflet, cehalet ve dalâlet içinde bocalayıp duran yığınları bir hamlede, bir nefhada bulundukları durumdan kurtararak, onları idrak üstü ufuklara yükselttiği gibi günümüzün dağınık ve hedefsiz yığınlarına da mutlaka ilham kaynağı olacak ve onlara insan olmanın farklılığını haykıracaktır.

Evet bu din, o sağlamlardan sağlam semavî yapısıyla bir gün, bu çağın ipe-sapa gelmeyen yığınlarını da gerçek insanlığa uyaracak ve özündeki ilâhîliği herkese duyuracaktır.. duyuracaktır zira bu din, bir kısım mücerret ölçü, prensip ve nazariyelerden ibaret içi boş bir sistem değildir; o, insan tabiatıyla içli dışlı, onun maddî-manevî ihtiyaçlarına cevap verecek zenginlikte bir sistemler mecmuası; fert, toplum hemen herkese aydınlık bir gelecek vaadeden gökler ötesi âlemlerin sesi-soluğudur.. ve şimdilerde o, kendine has şivesi ve herkese tesir eden büyüsüyle, bir dönemde insanlığı ulaştırdığı semavîliğe bir kere daha ulaştırmak suretiyle ona dünya ve ukbâ kapılarını açacak sırlı bir anahtar sunmaktadır.

Günümüzde olduğu gibi o, bir kısım vefasız müntesipleri ve can alıcı hasımları yüzünden kendini tam ifade edemese de, bir eşref saat ve eşref zaman diliminde kalb ve kafa izdivacına muvaffak olmuş bahtiyar tilmizleri sayesinde bir kere daha sesini göklere ve gökler ötesi âlemlere duyuracak ve o günün insanlarına iç içe “şeb-i arus”lar yaşatacaktır.

Aslında bunlar, en muzlim dönemlerde gerçekleştiğine göre neden bir kez daha gerçekleşmesin ki?!. Bir kere, kendi keramet ve kıymet-i ruhiyesine uyarıldığı takdirde insan yine aynı insan.. o gün olduğu gibi bugün de hedef, dünya ve ukbâ saadeti.. bu gayeyi gerçekleştirmek için disiplinler aynı disiplinler.. geriye sadece iman, ümit ve azimle gerilmiş temsilcilerin “Vira Bismillâh” deyip işe koyulmaları kalıyor… Kalbler Allah’ın elinde, bakarsın bir gün o da oluverir. “Hak tecelli eyleyince her işi âsân eder / Halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder.” (İbrahim Hakkı) Kaldı ki günümüzde bu kıvamdaki temsilcileri de bütün bütün yok sayamayız. Gerçi biraz heyecan yorgunluğunun yaşandığı ve biraz da ahesterevlik ettiğimiz muhakkak; ancak çok önemli projelerin tahakkuk ettiği/ettirildiği de bir gerçek.

Her şeyden evvel, bugün, dünyanın dört bir yanında bize ait o kadar değerli şeyler ihya edildi ki, bunları görmezlikten gelmek bir nankörlük, görüp de hâlâ karamsarlık yaşamaksa bir tali’sizliktir; bir tali’sizliktir, zira son dönemler itibarıyla kaç hâdise gösterilebilir ki bu kadar hızlı gerçekleştirilmiş!. kaç diriliş vardır ki bu kadar seri tahakkuk ettirilmiş!. ve kaç düşünce ve dünya görüşü vardır ki bu kadar kısa zamanda kitlelere mal edilebilmiş! Bu itibarla da yeryüzü aynı yeryüzü, insanlık aynı insanlık, mefkûre aynı mefkûre, dün gerçekleşen o müspet hâdiseler bugün niye gerçekleşmesin ki?!. Hele bir de özü sözü bir o beklenen aydınlık temsilciler, değişik fıtratlara göre seslerini şöyle böyle bir duyuruverseler, duyurup selim düşünce ve ruhları kendi değerlerine uyarabilseler, işte o zaman, asırlardan beri ışık bekleyen bütün insaflı vicdanlar içinde bulundukları o dünyevî darlıklardan sıyrılarak bu aydınlık ruhların ferahfeza iklimlerine koşacak ve çok farklı bir hayatla tanışacaklardır.

Gerçi günümüzde bu tür diriliş hareketlerine karşılık bir kısım beden insanlarının olumlu her şeyi sabote etmeleri de bir gerçek.. bilhassa, tamamen dünyaya kilitlenmiş oligarşik bir azınlığın her şeye karşı çıkma gibi bir tavrı var ki hiç sorma gitsin. Evet, böyleleri kendi düşünce dünyalarına –ona da düşünce denecekse– ters düşen en olumlu şeyleri bile yerden yere vurmakta ve en masum hareketleri dahi karalamaktan geri kalmamaktadırlar. Bunlar bazen “gericilik” gibi kelimelerle, bazen de “irtica” ve “mürteci” gibi yâvelerle din ve diyanet adına ortaya konan her şeye saldırıp her gün yeni bir fitneye sebebiyet veredursunlar, gerçek insanî değerlere uyanmış temiz vicdanlar bütün bunları da her zaman tebessümlerle karşılamış ve böylelerinin bile –insan olarak yaratılmış olmanın kerameti– bir gün ettiklerine nâdim olup özür dileyebilecekleri beklentisiyle “Ya Sabûr” deyip durmuşlardır.

Şimdilerde bize, Allah’a dayanmak, azmimize azim katarak doğru bildiğimiz yolda yürümek ve elimizden geldiğince herkesi şefkatle kucaklayıp onlara dahi içimizde köpürüp duran insanî muhabbeti duyurmak düşüyor ki, gayri bundan ötesi Hakk’ın takdirine rıza ve zamanın çıldırtıcılığına karşı da aktif sabır ve temkine kalıyor.

Sızıntı, Temmuz 2008, Cilt 30, Sayı 354

Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu