Yazarlar

İnsanlığa hizmetten başka bir derdimiz yok ki.. | Recep Atıcı

Yıl 1967 askerden yeni gelmiştin. Kestane pazarı talebe yetiştirme derneğinde, sana ayrılan yerin hâlâ duruyordu. O günlerde Hocaefendi, İzmir Türk Ocağı’nda bir konferans verecekti. Bir arkadaşın ‘haydi bizde gidelim’ dediğinde tereddüt etmiş ve “özel bir program belki almayabilirler” demiştin. Ancak arkadaşın, “Şansımızı deneyelim, belki bizi de kabul ederler” demiş ve onun ısrarı üzerine o konferansa gitmiştin. Anlatılan mevzu çok orijinal gelmişti. Sen o konferansı veren zata hayran olmuş ve o gün Rabbine şöyle dua etmiştin: “Yarab ne olur ölünceye kadar beni bu Hocaefendi’den ayırma.” Dua icabet saatine denk düşmüş olmalı ki, ruhunun ufkuna yürüyeceğin güne kadar Hakk’ın hatırını âli gören o zatın hep yanı başında oldun.

O yıllarda Hocaefendi, Kestanepazarı Camisi’nde hem vaaz veriyor hem de hutbe irad ediyordu. Yine bir cuma günüydü ve Hocaefendi çok rahatsızdı. Senin tabirinle gözü başı sarılı, vaaz verecek durumda değildi. Ezan vaktine az bir vakit kala talebelerinden biri gelerek caminin imamı İbrahim Kılıç Hoca’ya (Allah rahmet eylesin) Hocaefendi’nin hutbeye de çıkamayacağını söyledi. Bunun üzerine İbrahim Hoca, senin asker tıraşı olmuş başını okşadı: ‘Hafızım varken o iş bize düşmez. O minberin merdivenleri çok yüksek, artık biz orayı çıkamayız’ dedi ve gözleriyle vazifeyi sana tevdi etti. Bu iltifat hoşuna gitsede sen, hazırlıksız yakalanmış ve telaşlanmıştın. Mahcup bir edayla, “Hocam hazırlığım yok beni mazur görün” dediysen de İbrahim Hoca, seni hutbeye çıkarmaya kararlıydı. Daha sözünü bitirmeden ve bütün itiraz kapılarını kapatacak şekilde; “Biz sizi yapamam, edemem diyesiniz diye mi yetiştirdik” deyiverdi. Senin bu söz karşısında nutkun tutulmuş ve naçar cübbeyi giymeye yönelmiştin. Neyse ki hutbenin arapça dualarını biliyordun. Fakat cemaat Hocaefendi’yi dinlemeye gelmişti. Şimdi sen bu cemaate ne anlatmalıydın ki, Hocaefendi’nin yokluğu hissedilmesin. Cenab-ı Hakk, o anda kalbine şu ayeti ilham etmişti: “Dalâlet ehli öldüğünde insan ile alâkadar olan gökler ve yeryüzü, onların cenazelerine ağlamaz, yani onların ölmesinden memnun olur.” (Duhân; 44/29)

Geçmiş gün bu ayet üzerinden ne anlattın, cemaate neleri hatırlattın bilemiyoruz. Hafızlık yaptığın yıllarda bizatihi gördüğün Bediüzzaman’ın Lem’alar adlı eserinde bu ayetin izahı vardı. Belki de o yüzden bu ayet hatırlamış olmalıydın ki, o izah şöyleydi: “Ey âlem-i beka için yaratılan ve fâni âleme müptelâ olan biçare insan! “Dalâlet ehli öldüğünde insan ile alâkadar olan gökler ve yeryüzü, onların cenazelerine ağlamaz, yani onların ölmesinden memnun olur”  âyetinin sarih manasıyla Cenab-ı Hak, ferman ediyor ki, ehl-i dalâletin ölmesiyle, insanla alâkadar olan semâvat ve arz, onların cenazelerine ağlamaz, yani, onların ölmesiyle memnun oluyorlar. Ve işarî manasıyla diyor ki, ehl-i hidayetin ölmesiyle semâvat ve arz, onların cenazeleri üstünde ağlar ve ayrılıklarını istemiyorlar. Çünkü ehl-i iman ile bütün kâinat alâkadardır, ondan memnundur. Zira iman vasıtasıyla kâinatın yaratıcısını bildikleri için kâinatın kıymetini takdir edip hürmet ve muhabbet ederler. Ehl-i dalâlet gibi tahkir ve zımnî adavet etmezler. Ey insan, düşün! Sen alâküllihal öleceksin. Eğer nefis ve şeytana tâbi isen, senin komşuların, belki akrabaların, senin şerrinden kurtulmak için mesrur olacaklar. Eğer “Huzurdan kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım”  deyip Kur’ân’a ve Habib-i Rahmân’a tâbi isen, o vakit semâvat, arz ve mevcudat, mü’minin derecesine göre onun ayrılığından müteessir olup mânen ağlarlar.

Evet, sen İbrahim Hoca’nın zorlamasıyla çıktığın cuma hutbesinde muhtemelen bu meyanda bir şeyler demiştin. Sen aynı zaman da Kur’an’ın; “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemek, Allah’ın en çok nefret ettiği şeylerdendir.” (Saff; 61/2-3) ayetinde ki nehyi-i ilahiyi de çok iyi biliyordun. İşte sen, o gün hutbede cemaate anlattığın bu hususları hayatının gayesi haline getirdin ve “Ehl-i dalâletin ölmesiyle, insanla alâkadar olan semâvat ve arz, onların cenazeleri üstünde ağlamazlar” fermanının tehdidini iliklerine kadar hissettin. Kabir kapısına getirildiğin gün ilk hutbede ser levha yaptığın o ayetin işarî manası olan “Ehl-i hidayetin ölmesiyle semâvat ve arz, onların cenazeleri üstünde ağlarlar, onların ayrılmalarını istemezler. Çünkü ondan memnundurlar” kaziyesini bizler bizatihi müşahede ettik. Hilm ve mülayemet timsali olarak yaşadığın hayatın gibi, cenazeni teşci etmeye geldiğimiz gün semâvat ve arz adeta gelen hasbi dostlarını incitmeyecek şekilde içten içe ağlıyor ve aynı zaman da gözyaşlarını dökerken hiç kimseyi rahatsız etmemeye gayret diyordu.

Bunun böyle olduğuna dair Enes(ra)’ın, Efendimiz (sav)’den naklettiği şu hadis de işaret etmektedir; “Bir mü’min için semada mutlaka iki kapı vardır: Birinden ameli yükselir, diğerinden de rızkı iner. Bu mü’min ölünce, her iki kapı da ağlarlar. Şu âyet bu duruma işaret eder: ‘Dalâlet ehli öldüğünde insan ile alâkadar olan gökler ve yeryüzü, onların cenazelerine ağlamazlar..’(Duhân, 44/29).”

Ayrıca cenazen teşci edildiği gün Hocaefendi, ders okuma faslını bitirdikten sonra senin için şunları söylediğini yazdı Faruk Mercan kardeşimiz: “Hep Hizmet’in yanında oldu. Hayatını hep böyle geçirdi. Samimi insan kendi için yaşamamalı. Hizmetimizin en önemli esası, kendin için yaşamama…” Bu arada talebelerden biri, senin hastalanmadan önce yaptığın son konuşmalardan birini dinletti Hocaefendi’ye. O konuşmada, Hizmet’i omuzlayan yeni nesillerden bahsediyordun ve “Artık biz olmasak da olur” diyordun. Hocaefendi, senin bu konuşmana mukabil: “Hepimiz öyle demeliyiz. Arkadan gelenler ciddi bir adanmışlıkla yaşıyor…  Mehmet Ali Hoca gibi, vefat edeceği ana kadar dik duruş, kararlı duruş… Evet, kararlı duruş, dik duruş çok önemlidir ama temadi (devamlılık) ondan çok daha önemlidir…”

İnsanlığa hizmetten başka bir derdimiz yok ki.. | Recep Atıcı 2

Sen, 1967 yılından itibaren İzmir’de talebe hizmetleri, kahvehane sohbetleri, konferanslar ve 1976’da Hizmet’in ilk yurdu Bozyaka’da 1980’e kadar idarecilik yapmıştın. Hocaefendi, o günleri anlatırken senin için, “Kahvehane sohbetlerinin mucidi de Mehmet Ali Hocaydı” diyor ve ekliyor: “Kahvehane sohbetleri çok orijinal bir şeydi. Camiye gelmeyenlere gidiliyordu… Üniversite talebelerini topluyordu, onlara Risale dersleri yapıyordum.”     

Evet, sen, 1991’de hizmet için Azerbaycan’a hicret etmiştin, oradan Almanya’ya… Daha sonra, yine hizmet için yollara düşmüş ve Avustralya, Endonezya, Filipinler, Tayvan, Tayland, Hindistan, Myanmar, Kamboçya gibi ülkelere gittin. Daha sonraki yıllarda ise kardeşlerimizin moral değerlerini yükseltmek için farklı coğrafyalara da gittin. Yahya Kemal’in Ezan-ı Muhammedî şiirinde; “Emr-i bülendsin ey Ezan-ı Muhammedî. Kâfi değil sadâna Cihân-ı Muhammedî” dediği gibi Efendimiz (sav)’in nâmını Cihân’a duyurmaya gayret ediyordun. Ancak bu zulüm döneminde sen, Almanya’da ikamete mecbur bırakıldın. Bu durum seni üzse de sen kendinden ziyade özellikle kadınların maruz kaldığı muamelelere daha çok üzülüyor ve “Bacılarımıza yapılanları duyunca, kan beynime sıçrıyor, dayanamıyorum” diyordun. Hatta bir seferinde bu zulüm dolayısıyla muavenete muhtaç hale gelen kardeşlerimiz için; “Beni her yerde kırmızı bültenle aratıyorlarmış bulanada yüklü miktar para vereceklermiş. Beni onlara teslim etsenizde kardeşlerimizin ihtiyaçlarını karşılasanız” demiştiniz. Böylece sen öteden beri her halinle “Samimi insan kendi için yaşamamalı. Hizmetimizin en önemli esası, kendin için yaşamama…” düsturunu bizatihi göstermek istemiştin.

Uzun lafın kısası seni beş yıl aralıksız takip eden ve en nihayetinde insanlığa hizmet etmekten başka bir derdinin olmadığını fark eden bir şaki bile senden özür dilemiş ve helallik istemişti. Bu gün bu zulmü icra edenlere sen sormazdın, hatta belki sorulmasını da istemezdin. Ama müsaadenle, ben senin adına sorup cevabını da kendim vermek istiyorum. Senin insanlığa hizmet etmekten başka bir derdinin olmadığını bildikleri halde, bilerek ve kasten kötülük yapanlar için ne diyelim? Veyl olsun, zalime hizmet etmekten zevk alan sayyâd-ı bîinsâfa desek ayıp mı olur?

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu