Yazarlar

İnsanı tanımada iki dinden iki ayet | Hüseyin Odabaşı

Her şeyin ve olayın temelinde insan unsuru vardır. İnsanı tanımadan, anlamadan hadiseleri anlamamız mümkün olmaz. İnsanın sorun olduğu yerde problemlerimizi çözemeyiz. Fakat insanı doğru okumak ve anlamak zorlardan da zor bir iştir. Bu sebeple tarih boyu ideolojiler,  dinler ve  kültürler insanı anlamak ve tanımak hatta tanıtmak için  yoğun bir çaba içeresine girmişlerdir.
İnsan olarak bizler  ideoloji ve dinleri okur sonra da bu okumalarımıza göre hayatı ve çevreyi anlamaya çalışırız.
Bu çerçevede toplumların içinde ihtilâl ve karışıklara sebep olmuş fikrî cereyanların hepsinin ana temasında  insan yaratılışına  getirmiş oldukları açıklamaların veya hipotezlerin olduğunu görürüz.  Yani çok geniş halk kitlelerini tesiri altına alabilmesi için bir ideolojik fikrin veya dinin,  kainatın ve insanın başlangıcı hakkında doğru veya yanlış, eksik veya fazla bir şeyler söylemesi gerekir.  Kısacası  mebde-i insan hususunda söylemi olmayan fikirlere karşı insanlık haliyle ilgisiz ve alakasızdır. Çünkü hemen her insan mebde(başlangıç) ve müntehasına (sonuna) karşı azami hassastır, ilgilidir. İnsan merkezli düşünce ve varoluşların değer kazandığı günümüzde ise bu hassasiyet daha da artacağa benziyor. Çünkü batı medeniyetine “molla kasımlık” yapan Garaudy (1913-52) gibi mütefekkirler, Rönesans’tan itibaren batı medeniyetinin insanı ihmal etmiş olmasından müştekidirler.  Yani Garaudy’e göre  “Rönesans’ta insan yoktur”. Alexis Carrel’e göre de gümünüzde gelişen teknik ve bilim,  insan hedefli ve esaslı olarak gelişme göstermemiştir (İnsan Denen Meçhul).  Bu noktada Peygamberimiz(Aleyhisselam): “Fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınırım”(Müslim, zikir, 23) sözünü hatırlamadan edemiyoruz. Faydası olmayan, insanı ihmal eden teknik, teknoloji felsefe ve dini inanışlar ne varsa bu duaya dahildir.
İnsanın kendiyle alakalı mesellerine karşı aşırı duyarlılığından ötürü ayakları yere basmayan evrim gibi teoriler dahi haksız bir ilgi ve alaka görmüştür. Görmüştür fakat  yine de insan ve kainatın yaratılmasıyla alakalı en mühim ve esaslı  açıklamaları yine dinler yapmıştır. Bu arada Hristiyanlık ve İslamiyet ilk insan ilk peygamber olan Hz Adem babamızın yaratılması ve cennetten çıkarılmasıyla alakalı ne diyor, ne düşünüyor? Bu dinler  Onları nasıl ele alıp insan fıtratını nasıl yorumluyor? Çünkü bazen küçük bir kesit, numune hükmüne geçeceğinden dolayı  umumi bir kanun ve yaklaşım hakkında ciddi bir fikir verebilir.
İşin temeline inelim ve iki din Adem babamızın yaratılış ve cennette işlediği hatasına nasıl baktığını anlamaya çalışarak iyi bir okuma yapmaya çalışalım.
İncil’in Tekvin’inde geçen bu hususla alakalı ayeti:
“Ve Rab Allah Ademi aldı, baksın ve korusun diye onu Adn cennetine koydu. Ve Rab Allah emredip dedi: Bahçenin her ağacından istediğini ye, fakat iyiyi ve kötüyü bilme ağacından yemeyeceksin. Ve Rab Allah dedi: Adem iyiyi ve kötüyü bilmekle bizden biri oldu. Ve şimdi elini uzatmasın ve hayat ağacından almasın ve ebediyyen yaşamasın diye böylece Rab Allah onu Adn Bahce’sinden çıkradı. (Tekvin 2\15,7; 3\22)
Yukarında İncil’de bahsedilen Hz Adem ve Hz Havva olayı Kuran-ı Kerim’de de söz konusu edilir:
 
“Fakat Şeytan onlara, gözlerinden gizlenmiş olan edep yerlerini açığa çıkarmak için vesvese verdi. Onlara şöyle telkinde bulundu: “Rabbinizin size bu ağacın meyvesini yasaklamasının sebebi, sizin meleklerden veya ölümsüz hayata kavuşanlardan olmanızı önlemektir” diyerek, kendisinin onların iyiliğini istediğine dair yemin üstüne yemin etti.”(Araf, 20-21)
Bu iki farklı dine ait olan fakat aynı  konuyu ele alan bu ayetler insanı tanıma hususunda bize çok şeyler anlatır:
Bu iki ayet aslında iki dünya görüşüdür.
Bu iki ayette sözler hemen hemen aynı fakat söyleyenler farklıdır. Kuran-ı Kerim’deki bu ayet İncil’de tahrif edilirken Şeytan’ın sözü Rab Allah’ın sözü olarak beyan edilmişidir. Bu ciddi bir farktır, tahriftir.
Her iki kitapta da Hz Adem ve Hz Havva anamız için yasaklanan bir ağaç söz konusudur. Burada sorun yok. Fakat bu ağaca yasaklama gerekçelerini söyleyenler her iki kitapta da farklıdır. Kuran’da Şeytan yasaklanan ağacın meyvesinden onları yemeğe teşvik için yalan konuşur. “Sizin meleklerden veya ölümsüz hayata kavuşmayasınız diye bu ağacın meyveleri yasaklandı” der. Onlar da ölümsüz olmak ve Melekler gibi olmak için Şeytan’ın aklına uyarak Allah’ın buyruğunu çiğnerler.
Yasaklanan bu ağacın fonksiyonlarından biri de İncil’e göre iyiyi ve kötüyü bilmeye sebep olmak veya yardımcı olmaktır. Demek insan bildikçe ilahlaşıyor,  tanrısal bir güce ulaşıyor. İnsan olarak kalabilmesi bilmemesini ve cehaletini gerektiriyor. Verilmek istenen mesaj; “İnsan olmak istiyorsan cahil ve bilgisiz ol” dur. Özellikle Ortaçağ’da halka İncil’in öğretilmemesi ve saklanması bu yorumu haklı çıkarır mahiyettedir.
İlim ve bilim üzerine inşa edilen Rönesans’ta neden dinin ve insanın olmadığını daha iyi anlıyoruz. Çünkü insan bildikçe kendinden ve tanrı buyruğundan uzaklaşırdı. Bilme açılmak, Tanrıya savaş açmadıktan sonra mümkün olamazdı.  Çünkü bilime açılmak insanı, Tanrıya karşı rakip bir Tanrı haline getiren bir durumdu. Tevrat’taki ifadede Rab, insanın bilme ağacından yiyip de tanrı olmasına mani olmak için onu Adn cennetinden dışarı çıkardı, kovdu.
Fakat Kuran-ı Kerim’e göre insanın ebedi yaşamasını istemeyen ve melekleşmesine engel olmak isteyen Rab değil  Şeytan’dır. Haliyle melekleşmek ve sonsuzluk yolunda olmak Şeytana muhalif olarak Allah’ın istediği ve bize telkinidir.
Kuran’da Şeytan’ın verdiği vesvese ve konuşmayı İncil’de Rab ilahın yaptığının belirtilmesi temel farktır, çelişkidir ve sera Süreyya arasındaki farkı belirtir. Külliyen yapılan bir tahrif noktasıdır.
Sonuç olarak Charles Mismer’in (İslam Dünyasından Hatıralar)  de dediği gibi “Doğunun terakkisi(yükselmesi) ile Batının terakkisi arasından dinlerinden kaynaklanan bir zıtlık(ters orantı) vardır. Bu yüzden Doğu, kendi hak dinine yaklaştıkça terakki etmiştir, Batı da bozulmuş dininden uzaklaştıkça ancak  terakkiye maruz kalabilmiştir.”
Çünkü Doğunun dini olan İslam’da İnsan ve Rab ilişkisi daha başlangıcından itibaren doğru bir temele oturur.  Bilme açılmak için insanın cehaletini kutsayan Hristiyanlıktan uzaklaşmaya gerek vardır fakat; cehaleti daha baştan Hz Adem’e yakıştırmayan İslamiyet’ten ise uzaklaşmaya gerek yoktur.
Kaynak: Hüseyin Odabaşı | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu