Yazarlar

Hz. Meryem, Hz. İsa ve Advent | RECEP ATICI

Cenâb-ı Hak, Kur’an’da “İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem’i de an. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu cümle alem için bir ibret yaptık.” (Enbiya, 21/91) diyerek yücelttiği Hz. Meryem bütün insanlık için tam bir iffet örneğidir.

İffet sözlükte “haramdan uzak durmak, helâl ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak” demektir. Kelime olarak “yeme içme ve cinsî arzu konusunda ölçülü olmak, aşırı istekleri bastırıp dinin ve aklın buyruğu altına sokmak suretiyle kazanılan erdem” şeklinde özetlemek mümkündür.[1]

Bu tariften yola çıkarak “iffet” meselesini sadece kadınlara münhasır anlamak doğru değil. Zira Hz. Meryem, daha doğmadan ana-babası tarafından mâbedin hizmetine vakfedilmiştir. Mâbede adanmış olması sebebiyle çocukluğunu ve gençliğini hep orada geçirmiştir. Orada bir sütrenin arkasında hayatını sürdürürken; “Hz. Zekeriyyâ ona yiyecek getirirdi. Ancak her seferinde onun yanına yiyecek bulurdu. ‘Meryem, bu yiyecekleri nereden buluyorsun!’ deyince de o, ‘Bunlar Allah tarafından gönderiliyor’ derdi.” (Âl-i İmrân, 3/37) Bu durum gösteriyor ki insan yeme içme noktasında da -iffetin tarifinde ifade edildiği gibi- haram olan şeylerden sakınarak, helâl ve güzel olanı tercih etmeli ve Bediüzzaman’ın deyimiyle “Helâl daire keyfe kafidir” deyip iffetini korumalıdır.

Çok temiz ve nezih bir atmosferde, iffetli ve şerefli bir şekilde yetişen Hz. Meryem’in içinde bulunduğu toplum iffetin tarifi içindeki hususların hiçbirini riâyet etmiyordu. Dolayısıyla Cenab-ı Hak, bu topluluğu istikamet verecek ve onlara iffetin bütün hususlarını hâl diliyle gösterecek bir Râsül gönderecekti. Buda biyolojik olarak babası olmayan ve Allah(cc)’ü tarafından Hz. Meryem’e ilkah edilen Hz. İsa (as)’dır. Bu çok ağır bir vazifedir. Ayrıca çok ağır bir imtihan olması hasebiyle Hz. Meryem validemiz kavminden uzak bir yere çekilir. Aslında onu uzlete çeken şey, iffetsiz bir toplumdan uzaklaşma arzusudur. Doğum sancıları onu kıvrandırmaya başladığı anda, sevk-i ilâhî ile bir hurma ağacına yaslanır ve başına gelen şeyler karşısında derin düşüncelere dalar ve “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!” (Meryem, 19/23) der. “Keşke ölseydim.. unutulup gitseydim!” ifadeleri her şeyden önce onun iffet meselesindeki hassasiyetidir.

Hz. Meryem ve Hz. İsa (as)’in bahsetmek bana içinde bulunduğumuz şu “Advent” günlerini de hatırlattı. Belki bir çoğumuz bu kültüre yabacı olduğu için ‘Advent’in anlamını ve manasını bilmiyor olabiliriz. Advent: “Özellikle büyük önem taşıyan bir şeyin “gelişi” veya “gelme” anlamına gelen Latince “adventus”[2] kelimesinden gelir. Dolayısıyla Hz. İsa’nın dini olan Hristiyanlığa inanan birçok insan, bu Advent günlerinde İsa Mesih’in doğumu veya gelmesi için hazırlık yaptıkları manevi bir hazırlık dönemidir. Advent’i kutlamak tipik olarak bir dua etme, oruç tutma, tövbe etme ve ardından da beklenti, umut ve neşeyi içerir.

20’nci yüzyıla dayanan bu Advent, bir Alman geleneğidir. Advent’i kutlamak Noel’de İsa Mesih’in gelişi için manevi hazırlık yapmayı içerdiği için Noel Günü öncesinde dördüncü Pazar günü veya 30 Kasım’a en yakın olan Pazar günü başlar ve Noel Arifesi veya 24 Aralık’a kadar sürer. Noel’e kadar geçen 24 gün için 24 küçük sürpriz hediye ile çocuklar sevindirilir.

Advent geleneğinin birçok farklı versiyonu ve yorumu vardır. Bunlardan en bilineni ise “Advent Çelenk’idir. 16. yüzyıl Almanya’sında Lutherans ve Katolikler ile başlayan bir gelenek olup genellikle, çelenk üzerinde düzenlenmiş dört veya beş mum bulunur. Advent mevsimi boyunca, Advent pazarlarının bir parçası olarak her pazar günü çelenkteki bir mum yakılır. Advent mumları ve renklerinde üç ana renk vardır. Mor, pembe ve beyazdır. Mor tövbe, pembe neşe ve sevinç, beyaz ise saflık ve ışık anlamına gelir. Her mumun belirli bir ismi vardır. İlk mor muma Umut Mumu, ikinci mor mum,  hazırlama mumudur. Üçüncü (pembe) mum, Çoban Mumu veya Sevinç Mumudur. Dördüncü (mor) mum, Aşk Mumu’dur. Ve son (beyaz) mum, Mesih Mumudur. Jesse Ağacı ise İsa Mesih’in soy ağacını temsil eder. Mesih’in gelişine kadar, yaratılıştan başlayarak ve devam ederek kurtuluş hikayesini anlatmak için kullanılır.

Kur’an’ın, “Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. O’nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmezler.” (Bakar;2/285) ayetinin gereği olarak bizler, Hz. İsa (as)’i Hz. Muhammed (sav)’den farklı görmeyiz. Dolayısıyla Hz. İsa (as)’ın gelişinin beklendiği bu ‘Advent’ günlerinde tanıdığımız Alman veya başka milletten dostlarımızın yanında olmalıyız. Onların sevinç ve mutluluklarını paylaşmalıyız. Hatta bu Advent’i kutlamanın tipik ritüelleri olan ‘dua etme, oruç tutma, tövbe etme, ardından da beklenti ve umutlarımızı dile getirme’ şeklinde bir tutum sergileme bizim dinimizin de emrettiği ve yapmamızı tavsiye ettiği şeylerdir. Bu açıdan bu günleri bu anlamda kendimizi anlatma adına bir vesile yapabiliriz. Gerçi bu yazıyı okuyan dostlarımız bu tür şeyleri bizden daha iyi bilirler. Bizimkisi sadece bir hatırlatma!.

 

[1] Mustafa Çağrıcı, “TDV İslam Ansiklopedisi” İffet maddesi

[2] Daniel MacDonald / www.dmacphoto.com / Getty Images

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu