Yazarlar

Hz. Âsiye ve İmanda Sebatı | RECEP ATICI

Hz. Peygamber(sav), cennet kadınlarının en faziletlisi, “Firavun’un hanımı Müzâhim kızı Âsiye, İmran kızı Meryem, Huveylid kızı Hatice ve Muhammed kızı Fatıma’dır[1] buyurarak hepsinden övgüyle bahseder. Böylece başta kadınlık âlemi olmak üzere inanan herkese onları birer numune gösterir. Kadınlık âleminin sultanları elbette bu dördüyle sınırlı değildir. Ancak Efendimiz(sav)’in devrine gelinceye kadar en çok bilinenler bunlar olmalı ki Efendimiz(sav),  onları övmüştür. Niçin Efendimiz(sav) bu kadınları ısrarla bizim nazarımıza arz etmiştir? Bunun cevabı, kendi dönemlerinde zuhur eden Peygamberlere ilk inanan olmaları ve bu inançlarını da hayatları pahasına sürdürmüş olmalarıdır. İşte Hz. Âsiye de bunlardan biridir.

Kur’an’ı Kerim, “Allah, iman eden kimselere Firavun’un karısını misal gösterdi. O, Rabbim, benim için Cennet’te bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun amelinden kurtar ve beni bu zalimler güruhundan halâs eyle diye dua etmişti”(Tahrim; 66/11) ayetiyle bize takdim edilen Hz. Âsiye, Kur’an’da ismen zikredilmez. Biz onun adını Efendimiz(sav)’in hadislerinden ve müfessirlerin tefsirlerinden öğreniyoruz. O zaman Hz. Âsiye’nin, hem Kur’an’da hem de Efendimiz(sav)’in beyanları içinde dikkat çekilmesinin hikmeti ne olabilir?

Evvelen, Hz. Âsiye’nin Allah’a olan güçlü imanı, hem Kur’an’da hem de Efendimiz(sav)’in beyanları içinde dikkat çekilmesine sebep olmuştur. Hz. Bediüzzaman’ın “Bu dairenin verdiği büyük neticelere mukabil, sarsılmaz bir sadakat ve kırılmaz bir metanet ister… Bu metanetin birinci sebebi, kuvvet-i imaniye ve ihlâs hasletidir. İkinci sebebi, cesaret-i fıtriyedir”[2] der. Hz. Âsiye de Allah’a olan kuvvetli imanı, ihlâsı ve fıtri cesareti ile Allah’a inanılması gerektiği gibi iman etmiş ve imanın en âlâ derecesi olan ihsan mertebesinde ömrünü hitama erdirmiştir. Ayrıca onun takdire şâyan bir başka yönü ise, kocası Firavun’un ilahlık iddiasına rağmen Allah’a olan teslimiyetidir.

Ayrıca Hz. Âsiye’nin iman ettikten sonra müminlere emsal gösterilmesindeki asıl hikmet, onun Hz. Musa’nın peygamberliğini kabul ettikten sonra Firavun’un zulmüne rağmen Allah’a itaat ve sebatını hayatı boyunca sürdürebilmesidir. Zatı itibariyle aslında Hz. Âsiye, ne bir peygamber Annesi ne bir peygamber hanımı ne de bir peygamber kızıdır. Tam aksine Kur’an’ın tabiriyle, “Ben sizin en yüce rabbinizim!”(Naziat; 79/24)” diyerek ilahlık iddiasında bulunan bir zalimin hanımıdır. Bu da onun hem Allah nezdindeki hem de Hz. Peygamber (sav)’in nazarındaki payesini ortaya koymaktadır.

İkinci olarak, Hz. Âsiye’nin Allah’a olan güçlü imanının ve itaatinin yanında Allah’ı inkâr eden kocası Firavun’a karşı 30 yıl sabretmiş olmasıdır. Bu dile kolaydır. Onun bu duruşu adeta Hz. Ali (r.a)’a isnad edilen, “Sabır, sabırdan daha ağrına, daha çetinine dişimi sıkıp sabredeceğimi anlayacağı âna kadar ‘Sabır!’ diyeceğim” sözüyle ancak izah edilebilir. O, “Benimde güzel bir dünyam olsun, önünden ırmakların aktığı bahçeli saraylarda yaşayayım. İnsanların gıptayla baktığı villalarda rahat bir hayat süreyim, bütün halk önümde temenna dursun…” şeklindeki nefsin istek ve arzuları elinin tersiyle itmiş. İnsanın hayal dünyasına gelip çarpan bu tür arzulara rağmen himmetini âli tutmuş ve Hak kapısının sadık bir bendesi olmuştur. Kaynaklarda, ona yapılan zulümlerle alakalı Ebu Hureyre (r.a)’dan, şöyle bir hadis nakledilir: “Hz. Bilal’e, Ümeyye’nin yaptığı gibi Firavun da, Hz. Âsiye’yi güneşe karşı çiviletir ve üzerine kocaman bir kaya koydurur. Bu sırada Hz. Âsiye, “Ya Rab! Benim için katında, cennette bir ev yap!” diye dua eder. Bu dua ile Arş’a en yakın olan Cennetü’l-Me’vâ cennetinde ebedi bir dinlenme yeri inşâ edilmesini ve kendisinin de şirk ve zulüm icra eden Firavun’un şerrinden kurtarılmasını ister. Bunun neticesi olarak ona cennetteki makamı keşf yoluyla gösterilir ve böylece üstüne konulan kaya ruhsuz cesedinin üzerine düşer.[3] İnsan iradesini aşkın bu şiddetli işkenceler karşısında dahî onun peygamberane duruşu bugün itibariyle iman ve kuran davasını omuzlarında bayraklaştırma gayreti içinde olan başta şefkat kahramanı bütün hanımefendiler olmak üzere inanan herkese güzel bir emsal teşkil etmektedir.

Evet, Ziya Paşa’nın “İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez. Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez” dediği gibi Cenab-ı Hak onun için Arş’a en yakın olan Cennetü’l-Me’vâ cennetinde ebedi bir dinlenme yeri inşâ edip etmediğini bizler, elbette bu küçük aklımızla tam kavrayamayabiliriz. Ancak Cenab-ı Hakkın, kendisini şirk ve zulüm icra eden Firavun’un şerrinden kurtarmış olması bize bir kanaat veriyor ki, onu Cennetü’l-Me’vâ cennetinde ebedi bir dinlenme yeri de inşâ etmiştir.

Ayrıca “Allah, iman eden kimselere Firavun’un hanımı misal gösterdi”(Tahrim; 66/11) ifadesi bugün itibariyle Allah’a olan iman ve itaatinden dolayı çile ve ızdırabı kendine katık yapan kimseler için de güzel bir misaldir. “Bikadri’l-keddi tüktesebü’l-meâlî” kaidesince çekilen meşakkat ölçüsünde mükafat elde edilir. Zira Allah, seviyesine göre istihdam edeceği insanları hadiselerle presler, bir kalıba koyar ve yetiştirir. İşte Hz. Âsiye’nin yaşadığı bu tecrübeyi de bu gözle bakmak lazım.

[1] el-Mizan Tefsiri, c. 19, s. 40.

[2] Bediüzzaman Said Nursi, “Kastamonu Lahikası” Süreyya Yay. İst. 2016, s. 140-141

[3] Yazır, a.g.yer.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu