Mizan

Hüsn-ü zan, adem-i itimâd | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

Kâmil insan başkalarının avukatı, kendisinin de savcısıymış gibi davranır ve Kur’an’a, Sünnet’e, Selef-i Sâlihînin hayat çizgisine uygun yaşamaya çalışır. Baştaki söz: “Başkalarının ayıplarıyla meşgul olan, hayat boyu hep ayıp yapar durur.” Öyle edeceğimize, başkalarının “müdâfîi/avukatı” olalım, elden geldiğince. Avukatlığın böyle üstün bir yanı var. Evet, düşmüşün elinden tutup kaldırma, müdafaasız insanın müdafaasını yapma, onu ihya etme gibi bir şeydir ve ibadet sevabı kazandırır.

Ama kendimizin de müddeîsi/savcısı olmamız, en küçük kusurumuzu sorgulamamız lazım. Elli-altmış sene evvelki bir göz kayması, bir kulak kabartma, bir dil oynatma ölçüsündeki kabahat ve kusurlarımızı dahi hiç unutmamamız, her aklımıza geldiği zaman “Bir yetmez, أَلْفُ أَلْفِ أَسْتَغْفِرُ اللهَ Bir milyon estağfirullah yâ Rabbî! Bir milyon estağfirullah!..” dememiz lazım. “Gözü, doğruyu görmek için verdin! Sen, kulağı, mesmûâtı işitmek için verdin, Sen’den gelen mesajı duymak için verdin. Sen, kalbi, Senin için atsın diye verdin. Ama ben, bunları başka yerde zâyi ettim, israf ettim! Şimdi diyorum!..”

Bu da mü’minin çelişkisidir; bir yerde avukat olma, bir yerde müdde-i umumî olma. Avukat olma, başkalarını müdafaada; onların kusurlarını mâkul bir mahmil bularak ona ircâ etmek suretiyle… “İhtimal, böyledir. Ehl-i iman olduktan sonra bilerek hiç gözünü haramda kullanır mı?!. Dilini hiç yalan söylemede, iftirada, tezvirde kullanır mı?!.” Başkaları için öyle… Antrparantez; burada temkin ve teyakkuzunuz farklı bir meseledir. Böyle biri varsa ve bu sizin Hizmet hayatınızla alakalı ise şayet, orada “hüsn-ü zan, adem-i itimâd” mülahazası esas olmalıdır. Ama kendimize gelince, defterleri karıştırma, -bağışlayın- nerede, ne zaman, hangi haltı karıştırmışız, onları yeniden, bir kere daha hatırlama… Gizli; fâş etmeme, söylememe… Efendimiz’in Hazreti Mâiz’e ve Gâmidiyeli kadına dediği gibi, “Git, Allah’a tevbe et; Allah’ın affetmeyeceği günah yoktur!”

Kendi kusur ve günahımızın da dellâlı olmama, başkalarını şâhit haline getirmeme, başkalarına “Yapılabilir!” mülahazası vermeme… Ama kendi içimizden güm güm gümleme, magmalar gibi sürekli yanıp tutuşma, “Nasıl oldu da Allah varken.. nasıl oldu da beni insan yaratmışken.. insanı mü’min yaratmışken, ben o haltı karıştırdım.. elimi harama uzattım, dilim ile haram işledim, kulağımı harama kabarttım, gözümü harama tevcih ettim, yolumu haramîlerin yolu haline getirdim; gasp ettim, tagallüpte bulundum, tahakkümde bulundum, tasallutta bulundum, insanların hukukuna tecavüz ettim?!. Nasıl oldu da -bağışlayın- bu hayvanlıkları irtikâp ettim?!.” Kendimize bakarken de böyle bakma. Bunları yapıp da kendine böyle bakmayan, gerçekten -biraz evvel utanarak telaffuz ettiğim o kelime ile ifade edildiği şekilde- Allah’ın garip mahlûklarıdır.

Mesâvîyi irtikâp ettiği halde, mesâvîye “mesâvî” demeyen bir kısım yalancı “müftiyân”ın… Böyle dedim; “müfteyn” (müftücük) demek daha uygun, değil mi? Onun ism-i tasgiri yok ama yaparım ben; müftücükler!.. Onların o mevzuda şirin görünme adına me’âsîyi şirin göstermelerine bakmayın. Evet, esasen- mesâvîyi şirin gösteriyorlar. Böyleleri “Zina, çok kötü değil.. bohemlik, fena bir şey değil.. rüşvet almaya ‘hediye’ de sen, o da çok kötü bir şey değil; fırsat ele geçtiği zaman, alır yaparsın, kendin her şeyi yaparsın!.. Kendini, çocuklarını, torunlarını, torunlarının torunlarını -dünyada ebedî kalacak gibi- düşünmede bir mahzur yok esasen.. insanın tabiatında olduğuna göre, genlerinde var demektir!..” derler.

Bir de hadis okurlar: كُلُّ النَّاسِ خَطَّاؤُونَ “Her insan hata işler durur.” “İnsanlar, hata yapabilirler! Allah’ın da affetmeyeceği hata yoktur!” derler. “Nisyan!.. İnsanın tabiatında var, ‘insan’ kelimesi ondan alınmış; ya ‘üns’ten veya ‘nisyan’dan alınmış. Unutabilirsiniz. Kaldı ki, hani, Efendimiz buyuruyor ‘Kalem merfûdur, hata ve nisyan yazılmaz!’ diyor.” falan gibi, bir de böyle, onlara bu mevzuda fetva veren “zevâzik”; onları güçlendiren, o mesâvînin yaygınlaşmasına -bir yönüyle- toplumsal hale gelmesine sebebiyet veren “zevâzik” varsa şayet… Türkçe kelimeleri de cem-i mükesser ile cemi’lendirme… Kelime hazinenize bir kelime katıyorum! Özür dilerim, zevâzik…

Onu bilenlere sorarsınız, neyin çoğulu? Onlara (zevzeklere) değil, Kur’an’a bakmak lazım, Sünnet’e bakmak lazım, Bû Bekr u Ömer u Osman u Ali hassasiyetine bakmak lazım (radıyallâhu anhüm), İnsanlığın İftihar Tablosu’nun tavır ve davranışlarına bakmak lazım. Hayatımızı ona göre ayarlamak lazım; bir kalibrasyondan geçireceksek şayet -o “Muhammedî meltemler” mi diyelim, “sinyaller” mi diyelim (sallallâhu aleyhi ve sellem)- ona göre kalibre etmek lazım.

Bu video 21/05/2017 tarihinde yayınlanan “TUT ELİMDEN, TUT Kİ EDEMEM SENSİZ!..” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://www.herkul.org/bamteli/bamtel…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu