Yazarlar

Holokost Günü ve Düşündürdükleri | KÜBRA AYDIN

27 Ocak Uluslararası Holokost’u Anma Günü’ydü. Bu günle ilgili devletler çeşitli bildirgeler yayınladı. Geçmiş lanetlendi ve insan haklarının önemine(!) vurgu yapıldı. Gelin önce Holokost(Holacaust) nedir ona bakalım. Kelime kökeni Yunanca ve ateşin etrafında kurban etme anlamına geliyor. Ama asıl anlamı Nazi Almanya’sında katledilen bazı kaynaklara göre 6 milyon Yahudi’nin öldürüldüğü, bazı kaynaklarda ise başka ırktan insanların, çingenelerin, eşcinsellerin, engellilerin,hastaların da bu katliama maruz kaldığı için sayının 11 milyon civarı olduğu söyleniyor. Evet yaklaşık 11 milyon insan bir diktatörlük rejiminde soykırıma uğruyor. Aradan geçen yıllar neyi telafi eder bilmiyorum ama bu günleri anarken keşke geçmişten gerçekten ders alınabilse. Yayınlanan birkaç satır bildirge değil de şu an dünyanın birçok yerinde zulüm altında inleyen insanlara el uzatılsa.

Nazi Almanya’sında Hitlerin 1933 yılımdan itibaren sistematik bir şekilde uyguladığı soykırım politikasında ilk aşama toplumdan soyutlama oluyor. Alman ırkından olmayanların ve özellikle toplumda bulundukları konumlarla dikkat çeken Yahudilerin meslekleri ellerinden alınıyor. Getto adı verilen bölgelerde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Kollarına takılan işaretlerle soykırımın ilk aşaması sosyal soykırım gerçekleşmiş oluyor. Toplumda infiale yol açacak hadiseler, nefret edilen bir topluluk oluşturma ve sonra yollarla, fabrikalarla seçmenin gözünü boyayıp her şeyi halkı için yaptığına dair mükemmel bir dayanak oluşturma. Çok tanıdık geliyor biliyorum. Sosyal soykırımın ikinci perdesinde en büyük rolü oynayan faktörse toplama kampları oluyor. Ee çalışacak insan gücüne ihtiyaç var. Nankörlük etmesin kimse o kamplarda çalışıp, kalacak yer ve yiyecek temini var! Hatta kapıya asılan “ Arbeit Macht Frei” yazısı da işin allanıp pullanmış hali. Çalışmak sizi özgür kılar. Evet ruhunuzu özgürlüğe kavuşturur toplama kampları ama bedeniniz ya gaz odalarında yada fırınlarda… Evet bununla ilgili eminim birçok film izlemişsinizdir, kitap okumuşsunuzdur. Sanki çok geçmişte kalmış gibi. O dönemin en acınası tarafı neydi biliyor musunuz? Bir gece de dostların, komşuların, arkadaşların birbirine düşman olması. Yapılan zulümler karşısındaki derin sessizlik. Ve geriye kalan büyük utanç.

Almanya’ya yolu düşenler sokaklarda tökezleme taşlarına denk gelmişlerdir muhakkak. “Bir insan ancak ismi unutulduğunda unutulmuştur.“ sözünden yola çıkan sanatçı Gunter Demnig taşlara soykırımda ölenlerin isimlerini yazıyor. Amacı hem kurbanları unutturmamak hem de bir zamanlar onların komşuları olduğunu hatırlatmak. Evet bu proje tartışmalara konu olmuş ama buradaki en önemli mesele o insanların unutmamak adına harcanan çaba.

Şimdi tarihin sayfalarını hızlıca çevirip günümüze ve bize bakan tarafına gelelim. Bir yanda ülkemizde nefret söylemlerine maruz bırakılan, genç yaşlı, kadın çocuk demeden zulme uğrayan, hapishanelerde ölümle burun buruna yaşayan, Ege’de Meriç’te ölümü kucaklayan, sürgünde yada kayıp binlerce insan var. Bir yanda bu zulme seyirci kalan, sesini çıkarmayan bir toplum. Hem de daha dün kapı komşusu olan insanların birbirine sırtını döndüğü bir toplum. Her gün sosyal medyada başka bir çığlık yükseliyor. Ben duymadım görmedim demeye hakkımız olmayacak günlerden geçiyoruz. Gökhan öğretmeni, Esma Uludağ’ı, Halime Gülsu’yu, Bahadır’ı, Ahmet’i hatırlamayacak mısınız? Diyebilecek misiniz kandırıldım ben bilmiyordum? Tarih ne kadar insan eliyle şekil alıp geleceğe aktarılsa da değişmeyen gerçekler acımasızca çarpılır yüze. İşte o zaman geç olmuştur her şey için. Gidenlerin telafisi yoktur. Geç olmadan ses verse insanlık o zaman işte değeri olur mutlu gelecek masallarının….

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu